İtalyan bilimadamları tüm kanser türlerinin dörtte üçünde, tümörlerin büyümesinde önemli rol oynayan bir gen buldu. Bilimadamları şimdi bu genin faaliyetini durdurmayı hedefleyen ilaçlar geliştirerek, hastalığı durdurmayı ya da yavaşlatmayı umuyor.
İtalyan bilimadamları, kanser tedavisinde etkili olabilecek önemli bir buluşa imza attı.
İtalyan Chieti Üniversitesi’nde görev yapan bilimadamları, kanser türlerinin dörtte üçündeki tümörlerin büyümesinde etkili olan bir gen buldu.
Yapılan araştırmalarda, “TROP 2” adı verilen genin göğüs, kolon, mide, akciğer, prostat, yumurtalık ve pankeras gibi tümörlerde aktif olduğu görüldü.
İncelenen tümör çeşitlerinin yüzde 65 ila yüzde 90’ında da “TROP 2” genine rastlandı. Laboratuvarda geliştirilen bin 755 tümörde de genin aşırı aktif olduğu saptandı.
Bilimadamları şimdi buluştan yola çıkarak, bu genin aktivitesini hedef alacak ilaçlar geliştirmeyi, böylece de hastalığın ilerleyişini yavaşlatmayı veya tamamen durdurmayı umuyor.
20 Şubat 2008 Çarşamba
doktor, gen, hasta, ilaç, insan, italya, italyan, kanser, profesör, sağlık, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
doktor, gen, hasta, horoz, ilaç, insan, italya, italyan, kanat, kuş, kuş gribi, profesör, sağlık, tavuk, tedavi, yaşam, yenilik, yöntem
Kuş gribi nedir?
Uzakdoğu Asya’da kuşlar ve kümes hayvanları arasında başlayıp daha sonra insanlara geçen kuş gribinin, Rusya ve Romanya’dan sonra ülkemizde de görülmesi, hastalığın sınırlı bir salgın olmayıp, tüm dünyayı tehdit ettiğine dair uyarıları doğruladı.
Kuş gribi tavuk, kaz, ördek gibi kanatlı hayvanlarda kitlesel ölümlere yol açan ve aslında bir hayvan hastalığının etkeni olan H5N1 virusunun insanlarda yaptığı hastalıktır. Grip (influenza A) virusunun hemaglutinin (H1-H7) ve nöraminidaz (N1-N3) olmak üzere iki tip antijeni vardır. Bunlardan yalnız H1, H2, H3 ve N1, N2 antijeni taşıyan virüslerin insanda grip hastalığına ve salgılarına yol açtığı bilinir.
1918 yılında H1N1 virusu, 1. Dünya Savaşında ölenlerden çok daha fazla sayıda insanı öldürmüş; 1957’de antijenik yapısını tamamen değiştirerek H2N2 virusu şeklinde Asya gribi pandemisine yol açmıştır. 1968’de yeniden değişime uğrayarak H3N2 virusu şeklinde Hong Kong gribi pandemisini yaratmıştır. 1977’de dünyaya yayılan Rus gribinin etkeni, 60 yıl önceki influenza A virusu ile aynı antijenik yapıda, yani H1N1 virusu idi.
Yaklaşık her 10 yılda bir antijenik yapısını değiştirerek ülkeler ve kıtalar arasında yayılan grip salgınlarında etken, hep H1, H2 veya H3 antijenik yapısında olmuştur. H5 veya H7 antijeni taşıyan grip virusu ise farklı bir virus olup kanatlılarda hastalık ve ölüme yol açmış, 8 yıl öncesine kadar insanlara bulaşmamıştır. Ancak 1997 yılında Çin’deki kuş gribi salgını sırasında H5N1 virusunun insanda da hastalık yapacak bir nitelik kazandığı ve insanlarında kuş gribi nedeniyle öldüğü saptanmıştır.
Hastalık Çin’den komşu ülkelere yayılmış ve Vietnam, Tayland gibi Güneydoğu Asya ülkelerinde de görülmüştür. Göçmen kuşlar aracılığı ile, göç yolları üzerinde bulunan ülkelere de yayılma olasılığı, o zamandan beri, özellikle Asya ve Avrupa ülkeleri için bir tehdit oluşturmaktadır.
KUŞ GRİBİ İNSANA NASIL BULAŞIR?
H5N1 virusunun insana bulaşarak hastalık oluşturma riski düşüktür. İnsana bulaşma, hasta hayvanlarla doğrudan temas, virus içeren enfeksiyöz damlacıkların solunması, virüslerin bulaştığı araç-gereçle temastan sonra ellerin yıkanmadan ağız-burun veya gözlere teması sonucu olabilir. İnsandan insana bulaşma kuramsal olarak mümkündür, ama geçerli bir bulaşma yolu değildir.
Kuş gribinin farkı
İNSANDA HASTALIĞIN KLİNİK BELİRTİLERİ NELERDİR?
En önemli belirtiler 38 C’yi aşan yüksek ateş ve kuru öksürüktür. İshal olabilir. Hastalık, hiçbir belirti vermeden ayakta da geçirilebilir. Hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ağır seyreden vakalarda solunum yetmezliği ile ölüm oranı yüksektir.
NASIL TANI KOYULUR?
İnsanda hastalığın tanısı, boğaz sürüntüsü örneklerinde virusun veya antijenlerinin tesbit edilmesiyle koyulur. Ateşe rağmen kanda lökosit (özellikle lenfosit) ve trombosit sayısının düşük olması tanıda yol gösterici olabilir. Akciğer filminde viral zatüreyi düşündürecek bulgular görülür.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Henüz hastalığın tam etkin bir tedavi ya da aşısı bulunmadı.
HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?
Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.
NG: Kuş gribi sıradan bir grip değil.
Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.
Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.
İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Çalangu ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko ülkemizde de rastlanılan kuş gribi ile ilgili bilgi verdi.Ntvmsnbc
18 Şubat 2008 Pazartesi
Miyop, hipermetrop, astigmat tedavisi
Miyop, Hipermetrop, Astigmat
Miyop, Hipermetrop, Astigmat nedir? nasıl anlaşır ve nasıl tedavi edilir?
Miyopi nedir?
Miyopi, halk arasında “uzağı net görememe” olarak biliniyor. 5 ile 18 yaş arası artan ciddi bir sorun. Basit miyopi, toplumda yüzde 25 oranında görülüyor ve düzeltmeyle tam görme kazanılır. Ara tip miyopide düzeltme sonucu göz tamamen ya da tamamına yakın şekilde görebiliyor. Bu tip sorunların yüzde 60’ında retinayla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Dejeneratif miyopi ise ilerleyici miyopi ya da yüksek miyopi olarak adlandırılıyor. Yüksek dereceli miyopların yüzde 30’unda göz içi basıncı yüksek seyrediyor ya da glokom göz tansiyonu gelişme riski vardır.
Neden uzağı göremiyoruz?
Neden çoğu zaman kalıtsaldır. Hastaların bir kısmı iyi göremediğinin farkında olmuyor. Yakını net gördükleri için uzaklaştıkça cisimlerin netliklerini kaybetmelerini doğal karşılıyorlar. Bunun sonucunda da, kırma kusurları uzun süre fark edilmiyor.
Nasıl tedavi edilir?
Miyopi, hafif veya ileri derecede olabilir. Bu kusurun tedavisi için gözlük, kontak lens, lasik (excimer laser) ve cerrahi yöntemlere başvurulur.
Miyopi için kullanılan gözlük kalın kenarlı ve camın ortası kalın olduğundan estetik problem de ortaya çıkıyor. Kontak Lens, gözlüğe göre daha avantajlı olmasının yanı sıra, alerji ve enfeksiyona yol açabiliyor. Ayrıca, sürekli bakım gerektirmesi de bir başka dezavantajı. Lazer ise korneanın yeniden şekillenmesi esasına dayanıyor. Excimer lazer uygulandıktan sonra kapakçık yeniden kapatılıyor. İşlemin ardından, hasta ertesi gün normal yaşantısına dönüyor. Bu işlem yeni teknoloji sayesinde ortalama 6 ile 8 dakika sürüyor.
Hipermetropi nedir?
Halk arasında “yakını görememe” olarak biliniyor. Genelde neden kalıtsaldır. Yaş ilerledikçe uyum yeteneği azaldığı için yakını ve uzağı görme sorunu baş gösteriyor. Fakat gözde zorlanma olduğundan dolayı bunun sonucunda gözün sulanması ve ağrıması gibi bir takım komplikasyonlar da ortaya çıkar. Ağır ve çok ağır hipermetrop ise her yaşta, hem uzağı hem de yakını az görüyorlar. Hipermetroplarda kusur genellikle iki gözde birden oluşur. Ancak, bazı durumlarda sorun sadece tek gözde de gelişebiliyor. İşte, bu durumun özellikle çocukluk çağında hemen tespit edilmesi gerekiyor.
Hipermetropi tedavi edilmezse ne olur?
Bu sorun erken teşhis edilmediği takdirde “göz tembelliği” sorunu ortaya çıkıyor. Hipermetropinin erken teşhis ve tedavisi özellikle çocuklarda çok önemli. Çocukların göz numaraları saptanmalı, her iki göz arasında ciddi bir derece farkı varsa, zayıf olduğu bilinen göz, egzersizlerle çalıştırılmalıdır. Dolayısıyla, her çocuğun sorunu olsun olmasın 2 yaşında mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmesi gerekiyor. Ancak ailede bilinen bir göz hastalığı, anne ve babada çok yüksek bir gözlük derecesi varsa, rutin muayenelerin daha da erken yaşlarda yapılması, çocuğun göz sağlığı açısından önemli rol oynuyor.
Yakını net görememenin tedavisi yalnızca gözlük müdür?
Hipermetropi tedavisinde de yine gözlük, kontakt lens ve lazer yönteminden yararlanılıyor. Bu kez görüntü arkadan öne toplanmaya çalışıldığı için kenarları ince, ortası kalın mercek kullanılıyor. Kontakt lensin de aynı özellikleri taşıması gerekiyor. Günümüzde hipermetropinin lazer tedavisindeki başarı oranı yüzde 90’lara kadar yükseldi. Üstelik, artık 6 - 7 derecedeki ciddi hipermetropiler de rahatlıkla tedavi edilebiliyor. Hipermetropinin tedavisinde de miyopideki kriterler söz konusu. Yaklaşık 10 dakika süren ameliyat işlemleri sırasında hasta hiçbir ağrı ve acı hissetmiyor. Sadece gözüne ışığın geldiğini fark ediyor.
Astigmat nedir?
Gözün kırıcı ortamlarında özellikle korneada değişik meridyenlerdeki kırılma miktarının aynı olmaması durumuna astigmatizma deniyor.
Düzensiz astigmatizma, korneada, keratit, kornea ülseri ya da travmaya bağlı düzensizlikler olur. Astigmada da neden genellikle kalıtsaldır.
Astigma olup olmadığımızı nasıl anlarız?
Bulanık, çift görme ve gölgeli görme, baş ile göz ağrısı, sık arpacık çıkarmak, kirpik dibi iltihabı gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Ağır astigmatı alan hastalar çevrelerindeki nesneleri çarpık ve bozuk görüyor.
Astigmatın tedavi yöntemleri neler, çok alternatif var mı?
Düzenli astigmatizmanın tedavisinde gözlük, kontakt lens ve artık tedavisi de uygulanabiliyor. İleri astgmat hastalarında ise kornea nakli bile uygulanabiliyor.
Göz sağlığı
Gözde 7 Tehlike
Görmenizi ciddi olarak tehdit eden hemen tüm hastalıklar…
Hayatınızın ilk yarısında görmenizi ciddi olarak tehdit eden hemen tüm hastalıklar tehlike sinyalinin biri veya birkaçı ile kendini ele verir. 7 Kanser tehlike sinyalini bilmeniz gerektiği gibi bunları da bilmelisiniz.
1. Sürekli kırmızılık: Kızarıklık ciddi veya önemsiz bir göz problemine bağlı olabilir. Nasıl ayırtedilebilir? Genellikle ciddi bir hastalıkta diğer belirtiler de mevcuttur. Ancak, başka bir semptom yoksa bile olağandışı bir kızarıklık devam ediyorsa doktorunuz tarafından görülmelidir.
2. Devam eden ağrı veya gözde veya çevresinde rahatsızlık hissi. Sağlıklı bir göz ağrı yapmaz. Hepimizde vücudumuzun orasında burasında hafif ve gelip geçici ağrılarımız olur. Göz de buna dahildir, belki yorulduğumuz zaman. Ancak sürekli ağrı normal değildir. Özellikle göz kızarıksa veya diğer tehlike sinyalleri de varsa.
3. Görme bozukluğu: Göz görmek içindir ve en önemli tehlike sinyallerinden biri görme problemidir. Görme bozukluğu birçok şekilde olabilir. Örneğin yakın veya uzakta detaylar bulanıklaşabilir. Böyle bulanıklaşma sıklıkla basit bir gözlük gereksinimidir. Ciddi değildir ve tabii körlüğe neden olmaz. Ancak bulanık görme diabete, hipertansiyona, zehirlenmeye ve daha birçok ciddi probleme bağlı olabilir.
Periferik görme kaybı gözde veya beyinde önemli bir hastalığa bağlı özellikle kötü bir sinyaldir. Bildiğiniz gibi normalde yalnızca düz kaışınızı değil, iki tarafınızı da görürsünüz. Aynı anda görebildiğiniz bütün bu alana görme alanı denir. Şayet bu alanın bir kısmı görülüyorsa nedeni hemen her zaman retina, optik sinir veya beyin hastalığıdır.
Çift Görme diğer bir kötü semptomdur. Herşeyi iki tane görmek gözlerin düzgün pozisyonda olmadığını ifade eder. Genellikle beyin tarafından gözlerin kontrol edilmesinde bir probleme bağlıdır. Şarhoşken olduğu gibi geçici olabilir. Persistan çift görme kötü bir belirtidir.
Bazen bir gözün önünde aniden uçuşan noktalar belirir. ?arlak, beyaz bir yüzeye veya gökyüzüne baktığınızda gördüğünüz birkaç çizgi veya noktayı kastetmiyorum. Küçük sinekler gibi önünüzde dans eden yüz veya bin noktayı kastediyorum. Bu noktalar, gözün gerisindeki jel olan vitre sıvısı içine dağılmış hücrelerdir. Bu hücreler, kanamaya bağlı kırmızı kan hücreleri veya enfeksiyona bağlı beyaz kan hücreleri olabilir. Ne kanama ne de enfeksiyon göz içinde istenen bir şey değildir!
4. Şaşı Gözler: Çocuklukta veya erişkinde sonradan bir gözün içine veya dışına dönmesi beyinde gözlerin kontrolünün kaybolduğunu gösterir. Bu durum göz görmediği için ve beyne hangi doğrultuya baktığını anlatamadığı için gelişebilir. Veya beyin kontrol sistemlerinin kendisi bozulmuş olabilir.
5. Büyüyen kitleler: Göz üzerinde veya kapaklar üzerinde şişlikler ve kitleler kanser, infeksiyon veya görmeyi bozan diğer anormal durumlara bağlı gelişebilir. Birçok küçük etbeni ve siyah benler kapaklar üzerinde zararsızca gelişebilir. Benim kastettiğim bu küçük problemler değil, gittikçe büyüuen anormal kitlelerdir. Spontan olarak kanayanlar hemen kesin olarak kötü huyludur. Kanserlerin ağrı yapması şart değildir.
6. Sürekli Kabuklanma ve Sekresyon: Gözün yüzeysel enfeksiyonları irritasyona neden olarak gözden veya kapak kenarlarından yapışkan, iltihabi akıntıya yol açar. Bu akıntı kirpik diplerinde ve köşelerde kuruyunca sert kabuklar oluşur. Göz yüzeyi enfeksiyona dirençlidir. Ancak ince yüzeysel hücre tabakası sıyrıldı ise örneğin, katarakt lens takarken veya sertçe gözler ovuşturulduğunda, yüzeysel mikroplar hassas derin dokulara girebilir ve hızla çoğalır. O nedenle enfekte bir göz sağlıklı bir göze zarar vermeyen önemsiz sıyrıklardan bile zarar görebilir. Bu tip enfeksiuonlar uygun antibiotik kullanımı ile temizlenmelidir.
7. Pupilla Değişiklikleri: Normalde, pupillalar (irisin merkezindeki siyahlık) yuvarlak veya iki gözde eşit büyüklüktedir. Pupilla büyüklüğü göz içine giren ışık miktarını ayarlar ve beyin tarafından kontrol edilir. Muayenenin önemli bölümlerinden biri pupilla muayenesidir. Çünkü bu beyinle normal veya bozuk sinir bağlantılarının sonucunu gözlemenin en kolay şeklidir. Ayrıca gözün kendisinin ciddi hastalıkları da pupilla değişikliğine yol açar. O nedenle düzensiz bir pupilla veya iki göz arasında büyüklük farkı önemli bir tehlike sinyalidir.
Özet olarak, 7 tehlike sinyalinden birinin veya birden fazlasının varlığı gözardı edilmemelidir. Çünkü problemin tanınması ve zamanında değerlendirilmesi ve tedavisi gözün kör olmasını önleyebilir.
Bel ağrısı
Bel ağrısı ağrı kesiciler spinal manipülasyon
Yetişkinlerin %80 inde, yaşamlarının bir döneminde önemli derecede bel ağrısı olmaktadır. Bel ağrısı, işgücü kaybına neden olan ve faaliyetlerimizi etkileyen sağlık sorunlarından birisidir. Belle ilgili zedelenmeler, işyerinde çalışanlar arasında görülen toplam yaralanma ve hastalıkların yaklaşık %20 sini oluşturmaktadır.
Bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak uygulanan stratejiler, vücut formunun geliştirilmesine yönelik egzersiz, sırt mekaniği ve ağırlık kaldırma konusunda eğitim ve lomber desteklerdir (genellikle ek destek sağlamak üzere belin çevresine hafif bir elastik kuşak sarılması). Ancak bu önlemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir.
Bel ağrısına birkaç etken neden olabilir. Bunların başında zedelenmeler ve yaşlanmanın etkileri gelir. Bel ağrısı vakalarının çoğunluğunun önemli olduğu düşünülmemektedir ve bunlar, doktorun önereceği basit tedavilerle geçmektedir.
BEL AĞRISININ ÖNLENMESİ :
- Sırt kaslarınızın güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz yapın.
- Ağırlık kaldırırken, doğru teknikleri uygulayın (bütün cisimleri, vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve bükülmekten, ileriye doğru eğilmekten ya da cismi kaldırırken uzanmaktan kaçının)
- Uygun vücut ağırlığını koruyun ve sigara içmekten kaçının
Ayakta dururken ya da otururken uygun pozisyonda olmaya dikkat edin.
NE ZAMAN DOKTORA GİTMENİZ GEREKİR?:
Belirtiler şiddetliyse ve birkaç gün içinde geçmiyorsa
Ağrı günlük etkinlikleri engelliyorsa
Barsak ya da mesane kontrolüyle ilgili sorunlarınız varsa
Kalça ya da rektum bölgesinde uyuşma hissediyorsanız
Bacağınızda güçsüzlük ya da uyuşma varsa
TEDAVİ SEÇENEKLERİ :
İlaç :
Hafif ila orta şiddette belirtileri olan kişilere asetaminofen, aspirin ya da ibuprofen gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir.
Sırta sıcak ya da soğuk uygulaması:
Belirtilerin başlangıcını izleyen 48 saat içinde, her seferinde 5-10 dakika süreyle olmak üzere, sırtınıza soğuk su torbası (ya da buz torbası) uygulayabilirsiniz. Kırk sekiz saatten uzun süren belirtiler için, ağrıyı gidermek amacıyla bir sıcak su torbası uygulamayı ya da sıcak su banyosunu deneyebilirsiniz.
Spinal manipülasyon :
Bu tedavi sadece bu konuda uzman bir kişi tarafından uygulanmalıdır ve bazı vakalarda, belirtilerin ortaya çıktığı ilk ay içinde yararlı olabilir.
AMELİYAT
Bel ağrısı vakalarının çoğunluğu, ameliyata gerek olmadan tedavi edilebilmektedir. Ameliyatın en sık rastlanan gerekçesi, disk kaymasına bağlı basınç nedeniyle sinirde ve bacakta oluşan ağrıdır.
Boyun ağrısı
Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte, her yaş grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorun.
Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk gibi etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar - daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.
Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir:
Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler
Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)
Boyun bölgesini tutan yangısal, enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar.
Akut boyun ağrısının en sık nedenleri:
Boyun fıtığına bağlı ağrı atakları
Miyofasiyal ağrı sendromu
Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması (Servikal strain)
Kronik boyun ağrısnın en sık nedenleri:
Boyun kireçlenmesi
Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit)
Fibromiyalji
Özellikle stres boyun kaslarında kasılmaya neden olur ve boyun ağrısı ve gerilim baş ağrısı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan ağrılarda kas gevşeticilerin yanı sıra bölgeye yapılan enjeksiyonlar, gevşeme egzersizleri, fizik tedavi yapılması ve antidepresan ilaç verilmesi yoluna gidilir.
BOYUN FITIĞI
Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilerine göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirinize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz.Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde cerrahi girişim gerekebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.
BOYUN KİREÇLENMESİ
Servikal omurgayı meydana getiren yapıların(kemik, bağ, kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin yaşlanma, mikro travmalar, makrotravmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir. Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük - hissizlik- yanma- batma, ellerde zayıflık- beceri azalması- uyuşma- karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.
Boyun kireçlenmesine bağlı ağrının tedavisinde kullanılan yöntemler:
İstirahat
Boyun korsesi
İlaç tedavisi
Fizik tedavi
Egzersiz
Enjeksiyon yöntemleri
Eğitim
FİBROMİYALJİ
Fibromiyalji; süregen ağrı, tutukluk, yorgunluk ve vücudun bazı noktalarında derin hassasiyet ile tanımlanan bir hastalık grubudur. Sıklıkla 30- 60 yaşları arasında ve kadınlarda görülür. Ağrı, yaygın olmakla birlikte sıklıkla boyun ve bel bölgesinin derin dokularında hissedilir. Omuz, dirsek, diz ve ellerde de ağrı olabilir. Baş ağrısı sıklıkla eşlik edebilir. Hasta, el ve ayaklarının şiş olduğundan yakınabilir. Ancak şişlik sıklıkla saptanamaz. Sabahları dinlenmeden uyandığını ifade eden hasta sayısı oldukça fazladır.
Yakınmalar soğuk ve/ veya nemli hava, yorgunluk, psikolojik gerginlik ve hareketsizlikle artarken sıcak ve kuru havada, masaj ve aktivite ile azalır.
Fibromiyalji genellikle kendisinden ve çevresinden beklentileri fazla olan kişilerde görülür.
Fibromiyalji hastalığında tedavi oldukça güç ve yavaştır. Hastalık genellikle yıllar boyu devam eder. Çeşitli tedavi programları ile geçici bir rahatlama sağlanabilir. Ancak yakınmaların tamamen kaybolması nadirdir. Tedavide 1. basamak hastaya hastalık hakkında bilgi vermektir. 2. basamağı ise ağrıyı geçirme ve fonksiyonu artırmaya yönelik tedavi girişimleri (ilaç tedavisi, fizik tedavi ve egzersiz) oluşturur.
SERVİKAL STRAİN
(Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması):
Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen, boyunda tutukluk ve lokal ağrı ile karakterize bir tablodur. Masa başında çalışanlarda olduğu gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak, yatarak televizyon seyretmek, uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda zorlanmaya yol açabilirler. Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki normal olan eğrilik azalır, boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur. Boyna yönelik radyolojik tetkiklerin sonucu genellikle normaldir.Tedavi; ilaç, fizik tedavi ve egzersiz yöntemleri ile mümkündür.
Baş ağrısı, migren
Migren öncesinde hastalar genel bir kırklık ve nöbetin başlamasından 12-24 saat kadar önceye uzanabilen tanımlayamadıkları bir huzursuzluk yaşarlar; böylece nöbetin yaklaştığını anlarlar. Bazen migren nöbeti ön belirti vermeden, beklenmedik bir anda, örneğin rahat bir uykudan sonra başlar. Ama genellikle ruhsal gerginlik ya da adet döneminin yaklaşması gibi hızlandırıcı etkenler vardır.
Migrenden hemen önce yaşanan ve baş ağrısının başlayacağını gösteren “aura” dönemi, belirtileri sara nöbeti öncesindekilere benzediği için bu adla anılır. Hastaların çoğunda ayrıca kısa bir süre için bir gözde görme alanını sınırlayan canlı bir ışık çizgisi (parıltılı skotom) belirir; bu görme kusuru başın karşı tarafında ağrı başlayınca ortadan kalkar.
Ağrı şiddetli, zonklayıcı ve ilerleyici özelliktedir. Başlangıçta gözün üzerinde yoğunlaşır, sonra şakak bölgesine yayılır.
Migrenin tuttuğu baş yarısında deri duyarlığı artmıştır; deriye dokunmak ya da en küçük baş hareketleri ağrıyı başlatabilir. Hasta ses ve ışığa karşı da aşın duyarlılaşır; bu nedenle sessiz ve karanlık bir ortam ister. İştah kesilir. Bulantı, kusma ve halsizlik sık görülen öbür belirtilerdir.
Migren nöbetlerinin süresi çok değişkendir; kısa süreli nöbetler birkaç saatten 12-24 saate kadar, ağır migren nöbetleri ise birkaç gün sürebilir.
Aşın idrar çıkartılan hızlı bir çözülme dönemiyle nöbet biter. Migrenden hiçbir iz kalmayan hasta normal yaşamına döner.
NEDENLERİ
Migrenin nedenleri ancak varsayımlarla açıklanmaktadır. Bugüne değin yapılan gözlem ve deneyler, hastalığın klinik tablosuyla ilgili sınırlı bilgilere doyurucu bir yorum getirememiştir.
Migren uzun zamandır damar ya da sinir sistemine bağlı bir hastalık olarak açıklanmaktadır. Damar sistemiyle ilgili olduğu varsayımA önceleri daha çok benimsenmiştir. Ama son zamanlarda sinir sistemine bağlı olduğu görüşü yaygınlaşmaktadır. Damar sistemini temel alan görüş, migrenin kafa atar damarlarının ağrılı genişlemesinden kaynaklandığım savunur. Gene bu kurama göre genişleme öncesinde de belirli bir odakta şiddetli bir damar büzülmesi görülür. Büzülme nedeniyle beynin bazı bölgelerine gelen kan akımı yavaşlar; buna bağlı olarak da bazı oksijen yetersizliği ve belli noktalarda geçici sinir sistemi belirtileri (aura) ortaya çıkar.
Hastalığı öncelikle sinir sistemine bağlayan yaklaşım, migren nöbetinden sorumlu birincil etkenin beyinde damar gerginliğini denetleyen bir merkez olduğunu savunur. Bu merkezin dış ve iç uyaranlara verdiği yanıtlar, migrenle ilgili damar değişikliklerine neden olur. Bu değişiklikler ve atardamar duvarlarındaki ödem sonucunda migren ortaya çıkar. Sinir sistemi ya da damarlardaki yanıtın serotonin, histamin, prostaglandinler, pıhtılaşma etkenleri, endorfinler ve monoaminoksidazlar gibi bazı maddelerin serbestleşmesi sonucunda ortaya çıktığı da öne sürülmüştür.
Migrenin oluşum sürecinde kişisel bir yat4ınlık ya da eğilim ve kalıtsal etkenlere bağlı ağrı eşiği düşüldüğü de önemlidir. Bu nedenle birçok olguda migren nöbetini önceden tahmin etmek tümüyle olanaksızdır. Çok çeşitli etkenler nöbeti başlatabilir. Heyecan, bedensel ve/ya da zihinsel yorgunluk, güneşte kalma, kapalı ortam, sigara dumanı, ani hareket, iklim değişildiği, gürültü, alışkanlıklarda değişiklik ve bazı besinler etken olabilir.
TEDAVİ
Migrende belirtilere yönelik ve koruyucu olmak üzere iki çeşit tedavi uygulanır. Belirtilere yönelik tedavi aralıklı olarak baş ağrısı çeken, nöbet sayısı ayda ikiyi bulmayan, her gün ilaç kullanmak istemeyen ya da bazı nedenlerle ilaç kullanamayan hastalar için uygundur.
Koruyucu tedavi ise nöbet sayısı ayda ikiyi aşan, nöbetlerin sıklığı ve şiddeti nedeniyle düzenli ilaç kullanmaya hazır olan hastalara önerilir. Koruyucu migren tedavisinde kullanılan birçok ilaç vardır.
Uygulamada ilaçlar yalnız etkililiğine değil, hastalık tablosuna ve hastanın biyolojik-davranışsal özelliklerine de bağlı olarak seçilir. Örneğin flunarizin, siproheptadin gibi genellikle iştah açıcı, uyku verici ve şişmanlatıcı etkileri olan ilaçlar iştahsız, zayıf ve uykusuzluk çeken hastalara verilir; şişman ve uyanıklık gerektiren işlerde çalışan hastalarda ise kullanılmaz. Propranol kalp atışları normalden yavaş olan hastalara verilmez, ama tansiyonu yüksek ve/ya da kalp atışları hızlı olan hastalarda öncelikle kullanılacak bir ilaçtır.
Hastaların büyük bölümü daha önce bazı koruyucu ilaçları kullanmış olduğundan koruyucu migren tedavisinde uygun ilaçların seçilmesi zor olmaz. Önceden kullanılmış ilaçların dikkatle sorgulanması, birkaç seçenek arasından ilaç seçiminin yapılmasını sağlayabilir.
Kronik bir hastalığın tedavisinde bir ilaç uzun süre kullanılınca hastada bazı yan etkilere yol açabilir. İlacın tedavi edici değeri yüksek olduğu halde, hasta yan etkileri nedeniyle tedaviye ara verebilir.
Migrenin belirtilere yönelik tedavisinde kullanılan ilaçlar son 30-40 yılda fazla değişmemiştir. Bunların başlıcaları ağrı kesiciler, çavdarmahmuzu türevleri, barbitürat-ağrı kesici karışımları ve ağrı kesici etkisi olan küçük ve büyük grup uyuşturuculardır (narkotik).
Migrene karşı etkileri iyi bilinen aspirin, steroid yapısında olmayan öbür iltihap giderici ilaçlar ve asetaminofen en çok kullanılan ağrı kesicilerdir. Bunlar genellikle reçeteyle değil, hastaların kendi kendilerine aldıkları ilaçlardır. Aspirin bazı hastaların ara sıra gelen baş ağrılarını gidermede de çok etkilidir.
Çavdarmahmuzu türevlerinin migrene iyi geldiği geçen yüzyıldan beri bilinmektedir. Bu konudaki araştırmaların büyük bir bölümü de bu yüzyılın başlarında yapılmıştır. Ayda iki defadan fazla baş ağrısı nöbeti tutmayan hastalarda çavdarmahmuzu türevleri çok yararlı olabilir.
Bu ilaçlarla tedavi edilen hastalar, ilaç kesildikten sonra “geri gelen” (rebound ) baş ağrıları ve kolayca oluşan ilaç bağımlılığı nedeniyle yakından izlenmelidir. Baş ağrısı başladığında ağız ya da dilaltı yoluyla 1-2 mg.lık dozlar önerilir; bu miktar 30-60 dakika sonra yeniden verilebilir ve gerekirse bir saatlik aralarla yinelenir. Hastaya verilecek en yüksek doz 6 günde mg ı, haftada ise 10-12 mg ı geçmemelidir.
20. yüzyılın başında kullanıma giren barbitüratlar da migren tedavisinde yararlanılan ilaçlardır. Ama özellikle kısa etkili barbitüratların alışkanlık yapma tehlikesi oldukça yüksektir. Çavdarmahmuzu türevleri gibi bu ilaçların da aralıklı olarak kullanılması yeterlidir. Bir ay içinde 20 den fazla kısa etkili barbitürat tableti alan bir hastada alışkanlık oluştuğunu düşünmek gerekir.
Küçük uyuşturucular grubuna giren ilaçların başlıcaları kodein ve asetaminofendir. Bunlar özellikle hafif ağrı kesici ya da barbitürat tedavisine yanıt vermeyen ve çavdarmahmuzu türevlerini alamayan hastalarda yararlıdırlar. Bu ilaçlarda da alışkanlık tehlikesi vardır ve ayda 20 tabletten fazla alan hastalarda bağımlılık geliştiği düşünülmelidir.
Ağrı kesici etkisi bulunan büyük uyuşturucular ise morfin ve türevleridir. Bunlar da bazen migren ve öbür baş ağrılarının tedavisinde kullanılır.
İlaç bağımlılığı tehlikesinin yukarıda sayılan bütün ilaçlar için geçerli olduğu unutulmamalıdır. Alışkanlık gelişen bir hastada ilaç kesildikten sonra “geri gelen” baş ağrısı nöbetleri görülebilir. Örneğin, barbitüratlarla tedavi edilen bir hasta, baş ağrısını hafifletmek için düzenli olarak günde birkaç kez ilaç alabilir. Hasta dikkatle izlendiğinde barbitürat yoksunluğu belirtileri gösterdiği ve bu belirtilerden biri olan baş ağrısını gidermek için ilacın dozunu gittikçe artırdığı görülür. Aynı süreç çavdarmahmuzu türevleri, çeşitli ağrı kesiciler ve her iki gruptan uyuşturucular için de geçerlidir. Tedavinin önemli bir yönü de nöbetin ortaya çıktığı koşulların değerlendirilmesi ve olabildiğince düzeltilmesidir.
Nöbeti başlatan ruhsal gerginlik, heyecan, hafta sonu ya da tatillerin ilk günlerindeki ani gevşemeler, peynir, çikolata, şarap gibi tiramin ya da feniletilamin içeren yiyecek ve içecekler, yaşam alışkanlıklarında önemli değişiklikler, açlık, iklim değişildiği ve hormonal etkenler dikkatle izlenmelidir.
Hastanın daha önceki tedavilere verdiği yanıt çok önemlidir. Hastalık öyküsü alınırken bu konu üzerinde özellikle durulmalıdır. Baş ağrısını şiddetlendiren menopoz, yüksek tansiyon, boyun ve/ya da ağız-çene bölgelerinde çeşitli işlev bozukluklarıyla ruhsal ve duygusal bozukluklar da titizlikle değerlendirilmelidir.
Omuz ağrıları
Omuz ağrılı hastalarda , ağrının lokal bozukluktanmı, sistemik bir hastalıktanmı yoksa başka yerden mi yansıdığını teşhis etmek gereklidir.Özellikle hastanın mesleğine, kronik hastalıklarına ve genel ruhsal durumuna dikkat edilmelidir.
Genel
Omuz ağrılı hastalarda , ağrının lokal bozukluktanmı, sistemik bir hastalıktanmı yoksa başka yerden mi yansıdığını teşhis etmek gereklidir.Özellikle hastanın mesleğine, kronik hastalıklarına ve genel ruhsal durumuna dikkat edilmelidir.Omuzu tekrarlayan mesleki streslere maruz kalan boyacı, marangoz ve kaynakçılarda, kan dolaşımında bozukluk olan alkolik ve diyabetiklerde sık rastlanır.
Ağrı yapan nedenler
1-Tendinitler
2-Bursitler
3-Adesiv kapsülit
4-Fibrozit sendromu
5-Dejeneratif artrit
6-Travmatik(kırıklar) ve atletik zedelenmeler
7-Pleksus brakiyalis(sinir) yaralanmaları
8-Enfeksiyonlar
9-Tümörler
10-Boyun fıtıkları
11-Romatizmal hastalıklar(Ankilozan spondilit, Romatoid artrit)
12-Gut, diyabet(şeker hastalığı), hiperparatiroidizm
13-İç organ hastalıkları(kalp hastalıkları, safra kesesi hastalıkları)
14-Hastalık veya kalp ameliyatları sonrası kolun uzun süre hareketsiz kalması
15-Periartritik kişilik(Gergin , sıkıntılı ve hafif bir ağrıyı tolere edemeyecek kadar ağrı eşikleri düşük kişiler)
Klinik özellikler
Travma kroner arter hastalığı, kronik akciğer hastalığı, akciğer tümörleri, diyabetes mellitus(şeker hastalığı), servikal spinal bozukluklar(boyun hastalıkları) , uzun süre omuzun inmobilizasyonu(hareketsiz kalması) ve periatritik kişilik(gergin, sıkıntılı ve hafif bir ağrıyı tolere edemeyecek kadar ağrı eşikleri düşük kişiler)
Hasta ağrı nedeniyle uyuyamaz, omuz hareketleri her yöne, özellikle yana açılma kısıtlı ve ağrılıdır.Omuz hareketsiz, sabit bir şekilde tutulursa ağrı kesilir.
Değerlendirme
1- Ateş ve kilo kaybı varsa; ağrı istirahatde artıyorsa Dahiliye uzmanına müracaat ediniz
2- Omuz hareketleri kısıtlıysa Fizik Tedavi Uzmanına müracaat ediniz
Tedavi
Ağrılı dönem
1-Omuz bir askıyla ıstırahata alınmalıdır. Kol vücuda yapışık, el ve ön kol biraz yüksekte tutulmalıdır.
2-Yaklaşık 48 saat omuza buz uygulaması yapılmalıdır.(devamlı veya 3 saat arayla 20 dakika buz uygulaması)
3-Paracetamol veya antienflamatuar grubu ilaçlar kullanılabilinir.
4-Pasif hareket açıklığı egzersizleri yapılmalıdır.
Sağlam kol masa veya benzeri bir yere desteklenir, ağrılı kolla önden-yandan ve dairesel hareketler yapılır. Ortalama 4-5 dakika ve günde 3-4 defa uygulanır.
Az ağrılı dönem
1-Islak sıcak havlu uygulaması(3 saat arayla 20 dakika uygulanacak)
2-EGZERSİZLER
OMUZ HAREKETİNİ ARTIRICI EGZERSİZLER
Ayakta dik durun ve elinize uzunca bir sopa alın.Dirsekleri gergin tutarak ellerinizi yavaşca yukarıya kaldırın ve indirin.Aynı hareketi sopayı kalça arkasında tutarak geriye doğru tekrarleyın. Her iki harekettede dirseklerin düz tutulmasına dikkat edin.
Vücut duvara yan bakacak şekilde ayakta durulur.Parmak uçları duvara temas ettirilir, çıkabildiği en yüksek yere kadar parmaklar hareket ettirilerek, kol en yüksek seviyeye çıkarılır.
Yüz duvara bakacak şekilde ayakta durulur.Parmak uçları duvara temas ettirilir, çıkabildiği en yüksek yere kadar parmaklar hareket ettirilerek, kol en yüksek seviyeye çıkarılır.
OMUZ GÜÇLENDİRME EGZERSİZLERİ
Kol gövdeye bitişik, dirsek dik açıda durarak, sağlam el ile el bileği tutulur, hasta kol dirsekten dışarıya ve içeriye doğru itilir.
Duvara yan durulur: Kol gövdeye bitişik dirsek dik açıda kol duvara doğru itilir.
Kol gövdeye bitişik dirsek dik açıda kol düz olarak geriye doğru itilmeye çalışılır(Omuz hareket ettirilmeden dirsekle duvar itilir.)
Duvara doğru dönülür.Kol gövdeye bitişik dirsek dik açıda yumrukla duvar itilir.
GERME EGZERSİZLERİ
Kollarınız öne doğru uzanmış kısıtlı şekilde yüzüstü yatın ve omuzunuza doğru hafifce dönerek ağırlık verin.
Diz üstü çömelinir, kollar öne doğru düz olarak uzatılır, gövde yere yaklaştırılarak kolun üst iç kısmının gerildiğini hissedilir.Bu şekilde 10 sayana kadar durulur.
Bir sandalyenin arkasına tutulur, bacaklar, düz bir şekilde gövdeden öne doğru eğilinir, kollar düz tutulur, kolun iç yüzünde gerginlik hissedilir, bu şekilde 10 sayana kadar durulur.
Ayakta eller birbirine kenetlenir, gövde sabit dururken öne doğru uzanılarak sırtın gerildiği hissedilir, bu şekilde 10 sayana kadar durulur.
Ayakta kollar düz olarak arkada birleştirilir, kollar geriye doğru uzatılarak gerilir,bu şekilde 10 sayana kadar durulur.
Bir duvar köşesinde, bacaklar hafif ayrık dik durulur.Kollar dik olacak şekilde iki duvara dayanılır, ayaklar yerinden kıpırdamadan öne doğru gidilir,bu şekilde 10 sayana kadar durulur.
AKTİF OMUZ HAREKETLERİ
Sırtüstü yatılır, Kol dirsek ve omuz 90 derecelik açıyla harekete başlanır.Sağlam elle hasta el bileği kavranır, el bileğinden yukarı kaldırılır.
Sırtüstü yatılır.Eller baş üzerinde birleştirilir. Yukarı doğru kaldırılarak ense arkasına geçilir. Dirsekler yere yapıştırılır.
3-Eğitim.Ağrıyı meydana çıkaracak hareketlerden kaçınılmalıdır
Sara hastalığı, epilepsi nedir
Epilepsi (nöbetleri), beyindeki ani elektriksel aktivite artışları sonucu meydana gelen ve beynin normal işlevlerini hasara uğratan bir durumdur. Epilepsili hastalar, genelde doğumsal olarak bu hastalığı taşırlar, ancak bazılarında daha sonraki yıllarda (kaza sonrası gibi) gelişebilir. Epilepsi ataklarının şiddeti çok değişken olabilir. İlk kez gözlendiğinde kesinlikle bir acil servise ve nöroloji uzmanına müracaat etmek gerekir.
Epilepsi tedavisinde antikonvülzan adı verilen ilaç grubu kullanılır, bunlar genelde yatıştırıcı etki gösterirler. Bunlardan en eskisi fenobatbital ve fenitoindir. Şu an için piyasada bu amaçla kullanılan çok sayıda ilaç bulunmaktadır. İlaçlarınızı kesinlikle bir nöroloji uzmanının kontrolünde kullanmanız gerekir.
Epilepsi için önerilen tedaviye yardımcı yöntemlerden birisi ketojenik diyettir. Bu diyet yüksek oranda yağ, az miktarda karbohidrat ve protein ile sınırlı miktarda sıvı içerir.
Bu diyet vücutta keton cisimlerinin artmasına yani ketozise neden olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bu durum (ketozis) epilepsi ataklarının sıklığını ve oluşumunu azaltır. Özellikle 1-10 yaş arasındaki çocuklarda ve ilaçlarla yeterli derecede tedavi edilemeyen (ilaçlardan fayda görmeyen) hastalarda etkilidir. Yetişkinlerde ve adölesan dönemde etkin olmadığı gözlenmiştir.
Aşağıda epilepsi hastalarının tedavilerine yardımcı olabilecek bazı öneriler sunulmuştur, ancak BU YÖNTEMLERDEN FAYDA GÖRSENİZ BİLE KESİNLİKLE HEKİMİNİZE DANIŞMADAN İLAÇALRINIZI BIRAKMAYI VEYA İLAÇ DOZUNU DEĞİŞTİRMEYİN.
- uyarıcı özelliğe sahip tüm alışkanlıklarınızı bırakın: tütün, kahve, kola, çikolata gibi.
- yemeklerle birlikte hergün 3 kez 500 mg kalsiyum ve 250 mg magnezyum alın. Bunlar sinirlerin aşırı uyarılabilirliğini azaltmaya yöneliktir.
- vitamin - E alın. bu konudaki çalışmalar yetersiz olmakla birlikte, fayda sağladığı hastalar bulunmaktadır. önerilen doz 40 yaş altındakiler için 400 IU / gün, daha yaşlılar içinse günde 800 IU dir.
- solunum egzersizleri ve stres kontrol egzersizleri yapın.
- bu yöntemler muhtemelen ilaç kullanma gereksiniminizi ortadan kaldırmayacaktır, ancak uzun sürede ilaç dozunu azaltmanıza yardımcı olacaktır.
Yüz felci nedir
Yüz Felci Ne Demektir: Yüz hareketlerini (dudak, yanak, kaş,göz çevresi) yapmamızı yüz siniri (fasial sinir) aracılığı ile sağlarız. Beyinden gelen hareket emirlerini yüz siniri, yüz kaslarına ileterek istediğimiz hareketleri yapmamızı sağlar. Eğer beyindeki veya yüz sinirindeki bazı hastalıklar bu iletiyi engellerse yüz felci oluşur ve yüz hareketleri kısmen ya da tamamen ortadan kaybolur. Yüz felci tıbbi olarak fasial paralizi olarak ismlendirilir.
Yüz Siniri Nerededir: Beyin ile beyin sapı arasında yüz sinirini oluşturacak lifler karışık bir şekilde gelir. Bu bölüm daha çok Nöroloji ile ilgilidir. Beyin sapından sonra yüz siniri kıvrımlı biryol izler. İç kulak yolundan geçerek, orta kulağında çevresini dolaşır ve kulak arkasından doğru birkaç dal halinde yüz kaslarına ulaşır. Yüz kaslarına ulaşmadan önce kulak önündeki tükrük bezinin içinden geçer. İç kulak yolundan geçerken işitme siniri ile birlikte bulunur.
Yolu boyunca bazı dallar verir ve bu dallar çeşitli görevler yaparlar. Gözyaşı bezinin salgısını, çene altındaki tükrük bezlerinin salgısını ve dilin tat hücrelerinin görev yapmasını da yüz sinirinin dalları sağlar.
Yüz Felcinin Nedenleri Nelerdir: Yüz felci beyinle beyin sapı arasındaki veya beyin sapından yüz kaslarına kadar olan bölümdeki birçok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Beyin-beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri genellikle beyin kanamasına bağlıdır ve nöroloji bölümünde incelenirler. Bu nedenlerle oluşan yüz felcine merkezi yüz felci denir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise periferik yüz felci denir. Periferik yüz felci yapabilecek bir çok sebep vardır:
-Bell Paralizisi: En sık görülen yüz felci nedenidir. Nedeni aslında kesin değildir. Yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap oluştuğu düşünülmektedir. Soğuk ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir.Sinirin fonksiyonunun kaybolması dışında bir bulgu yoktur. Başka nörolojik bulgu olmamasıyla teşhis konur. Genellikle tam olarak iyileşir.
-Ramsay-Hunt Sendromu: Virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. Bell paralizisindeki bulgulara ilave olarak ağrı ve dış kulak yolunda bazı lezyonlar vardır. Tam iyileşme oranı Bell paralizisine göre biraz daha azdır.
-Orta Kulak İltihapları: Çocuklarda akut orta kulak iltihabı büyüklerde de kronik orta kulak iltihabı çevresindeki kemiği eriterek ya da mevcut açıklıklardan ulaşarak yüz sinirine ulaşabilir ve yüz felci yapabilir.
-Sistemik Hastalıklar: Şeker hastalığı, hipertansiyon, nörit(sinir iltihabı), vitamin eksikliği gibi vücudun diğer bölgalerinide ilgilendiren hastalıklar.
-Tümöral Hastalıklar: Yüz sinirinin kendisinde veya yolu boyunca geçtiği bölgelerdeki tümörler de yüz felci yapabilirler. Bu sinirler iyi ya da kötü huylu olabilirler. Yüz siniri, kaslara gitmeden önce kulak önündeki tükrük bezinin içinden de geçtiği için, bu tükrük bezi tümörleri de yüz felci yapabilir.
-Travmalar: Kulak çevresine veya yüze gelen travmalar (darbeler) yüz sinirini hasara uğratarak yüz felci yapabilirler.
-Ameliyatlar: Kafa içinde, kulakta veya tükrük bezinde başka sebeplerle yapılan ameliyatlar sırasında yüz siniri yaralanabilir.
Ne Gibi Belirtiler Olur: Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusu yüz hareketlerinin azlması veya kaybolmasıdır. Kaş kaldırma, göz kapama, diş gösterme, gülme, yanak şişirme gibi hareketler bozulur. Bunun dışında gözyaşı azalması, tükrük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgularda bulunabilir. Yüz felcini yapan asıl sebebe göre ilave bulgular görülebilir.
Muayenede Ne Görülür: Muayenede ilk göze çarpan hastanın yüz hareketlerini yapamamasıdır. En sık yüz felci nedeni olan Bell paralizisinde başka bulgu yoktur. Ancak diğer sebeplerde ilave bulgular olabilir. Bunlar arasında dış kulak yolunda lezyonlar, orta kulak iltihabı bulguları, diğer nörolojik bulgular sayılabilir. Orta kulak iltihabı veya bir orta kulak tümörü yoksa kulak muayenesi normal görülür.
Ne Gibi Tetkikler Yapılır: En sık görülen Bell paralizisi için muayenede başka bir hastalıktan şüphelenilmiyorsa genellikle bir tetkik yapılmaz. Ancak tedavide verilen ilaçların yan etkisi olarak tansiyon ve şeker yükselmesi olabildiği için tansiyon ve açlık kan şekeri ölçümleri yapılabilir. genel olarak yapılabilecek tetkikler şunlardır:
-Açlık kan şekeri, tansiyon, kolesterol ölçümleri
-Kafa içinde veya tükrük bezi tümörlerinden şüpheleniliyorsa bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans
-İşitme testleri
-Gözyaşı miktarının test edilmesi (schirmer testi)
-EMG
-Elektrofizyolojik testler adı verilen ve sinir ileti hızını yada sinirin hastalanma yüzdesini göstermeye yarayan testler (Bu testler özellikle tedavi için ameliyat düşünülüyorsa uygulanır).
Teşhis Nasıl Konur: Yüz Felci teşhisi hastanın yüz hareketlerinin bozulduğunun görülmesi ile konur. Ancak önemli olan asıl sebebin ne olduğudur. Bunu araştırmak için şüphelenilen duruma uygun tetkikler yapılır ve bir hastalık bulunursa onun tedavisi yapılır. Eğer ilk muayene sırasında yüz felci dışında bir bulgu bulunmadıysa kan şekeri ve tansiyon ölçümleri yapılır ve Bell paralizisi olduğu düşünülerek tedaviye başlanır. İlaç tedavisi ile geçmeyen veye tekrar eden durumlarda özellikle bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans gibi tetkikler başta olmak üzere araştırmalar yapılabilir.
Nasıl Tedavi Edilir: Yüz felcinin tedaviside yine sebebe göre yapılır. Bell paralizisinde tedavi ilaç tedavisidir. Hastanın diğer hastalıkları izin verirse (tansiyon, şeker yüksekliği veya mide problemleri) kortikosteroidler ve B vitamini ilaçlar verilir. Buna ilave olarak mide için ilaçlar, göz kurumalarını önlemek için yapay gözyaşı veya antibiyotikli kremler verilir. Hastanın dikkat etmesi gereken durumlar olarak yüz kasları üzerine masaj yapılması, sıcak uygulamaları, yüz kaslarını hareket ettirmek için sakız çiğnenmesi sayılabilir. Ramsay-Hunt sendromunda ilave olarak virüslere karşı da ilaç verilir. Eğer yüz felcinin başka bir sebebi bulunursa bu hastalık ilaç ya da ameliyatla tedavi edilir. Bu tedaviler o hastalıkla ilgili bölümlerde anlatılmıştır. Örneğin iç kulak tümörleri veya kronik orta kulak iltihaplarına bağlı yüz felçleri ameliyat gerketiren hastalıklarken, akut orta kulak iltihabına bağlı yüz felci kulak zarını çizmek ve antibiyotik ile tedavi edilir.
Ameliyat Gerekli midir?: Yüz felcinin bazı sebepleri ameliyat gerektirir. Yukarıda da bahsedildiği gibi tümör (kafa içinde veya tükrük bezlerinde), kronik orta kulak iltihapları ameliyat gerektirir. Ancak genellikle ilaçla tedavi edilen Bell paralizisi gibi hastalıklarda bazen ameliyat gerektirir. Ne zaman ameliyat gerektiği kesinlik kazanmış bir konu değildir. Buna karar verirken ilaca ne derece yanıt alındığı, yüz felcinin derecesi, elektrofizyolojik testlerin sonuçları ve başlangıçtan beri geçen zaman dikkate alınarak karar verilir. Bu karar doktorunuz tarafından uygun şekilde alınacaktır.
Ne Gibi Ameliyatlar Yapılmaktadır: Yüz felci sebebine göre değişik ameliyatlar yapılmaktadır. İç kulak tümörlerinde kafa kemiklerini açarak ya da kulak arkasından girerek tümör çıkartılmaya çalışılır. Bazı iç kulak tümörlerinde henüz yüz felci gelişmemişse de ameliyat sonrası oluşabilir. Yüz sinirinden kaynaklanan bir tümör varsa tümörle beraber sinirin bir kısmıda çıkarılır. Geride kalan sinir kısmı onarılmaya çalışılır ancak bunu için bazen başka sinirleri yüz sinirleriyle birleştirmek gerekebilir. Kronik orta kulak iltihaplarına bağlı yüz felcinde orta kulaktaki iltihap temizlenir ve yüz sinirini saran kılıf açılarak iltihabın temizlenmesi sağlanır. Tükrük bezi tümörlerine bağlı yüz felcinde tükrük bezi ile beraber yine sinirin tümörle tutulan kısmıda çıkarılır. Bell paralizisi veya Ramsay-Hunt sendromundaki yüz felcinde ilaç tedavisinin sonucuna göre eğer ameliyat gerekirse genellikle yapılan işlem kulak arkasından girilerek sinire ulaşmak ve etrafındaki kılıfı açmaktır.
Yüz sinirinin ilaçla ya da ameliyatla tedavi edilemeyeceği görüldüğünde bazı yardımcı ameliyatlar yapılır. Bunlar arasında başka sinirlerle hareket eden kasların yüze transferi, başka sinirlerin yüz sinirine birleştirilmesi, göz kapaklarına altın ağırlık yerleştirilmesiile gözlerin kapanmasının sağlanması gibi ameliyatlar yapılabilir.
Fizik Tedavi Gerekli midir?: Yüz kaslarına fizik tedavi yöntemlerinin uygulanması yüz sinirine yeniden fonksiyon kazandıran yöntemler değildir. Ancak özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Bu nedenle hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması önerilmektedir.
Botox uygulaması
Botox uygulaması alın ve göz kenarı kırışıklıkları tedavisinde bir devrim yaratmıştır. Üst dudak ve boyundaki kırışıklıkları ve koltuk altı terlemelerinin tedavisinde kullanılmaktadır.
Botox aslında konservelerde üreyen bir toksindir. Tıpta kullanımı oldukça eskidir. 20 senedir Nörolojide spastik felçlerin tedavisinde kullanılıyor. Son 5-6 senedir de estetik cerrahide kullanılmaktadır. Estetik cerrahide kullanılan botox nörolojide kullanılandan 10 defa daha fazla sulandırılmış ve saflaştırılmış bir şeklidir. 20 derecede dondurulmuş bir toz şeklinde saklanır. Kullanılacağı zaman 2cc serum ile sulandırılarak uygulanmaktadır. Sulandırıldıktan sonra 4 saat içinde kullanılması gerekmektedir, kullanılmamış ise atılmalıdır.
Uygulama: İnsülin iğnesi ile iki kaş arasına ve göz kenarlarındaki kaz ayaklarının içine toplam 1cc uygulanır. Uygulama bir dakika sürer ve ağrısızdır. Hemen normal hayata dönülür, fazla bir şişlik olmaz.
Dikkat edilecek hususlar: İşin uzmanı tarafından yapıldığında hiçbir sakıncası ve riski yoktur. İşin uzmanı olmayanlar tarafından yapıldığında kaş düşüklüğü ve asimetri olabilir. Üst dudak ve boyun uygulamaları, alın ve göz kenarları kadar etkili değildir. Çok dikkatli uygulanmalıdır.
Prostat büyümesi
Prostat sadece erkeklerde bulunan bir salgı bezidir.
Organizmanın ikincil sex organıdır. Vazifesi spermayı sulandırmaktır. Meninin seminal kese sıvısı ile birlikte %95 ini prostatik salgi oluşturur. Böylece ejekulatın miktarını çoğaltarak döllenmeyi kolaylaştırır. Prostatik dokuda yüksek konsantrasyonda çinko vardır. Prostat egenlik yaşına kadar faal değildir. Ergenlikte faaliyet göstermeye başlar .
Prostat erkeklerde dış idrar yolunun ilk kısmını çevreleyen bir organdır. Mesane tabanında yer alır. Prostat yaklaşık bir ceviz büyüklüğündedir. Ağırlığı 20-25 gramdır. Şekli bir koniye benzer.
PROSTAT BÜYÜMESİ
50 yaşının üzerindeki erkeklerin 1/3 ünde meydana gelir. Kötü huylu bir tümör değildir. Bu büyümenin hormonal etki ile meydana geldiği düşünülmektedir. Prostatın iyi huylu büyümesini kanser ile karıştırmamak lazımdır. Oluşum mekanızmaları değişik olup, biri meydana geldikten sonra diğeri onun devamı şeklinde olmaz. Fakat %15 oranında ikisi beraber bulunabilir.
Prostat büyüdükten sonra idrar dış kanalını tazyik ile sıkıştırıri hasta idrarını zorlukla yapar ve hatta zamanla idrarını yapamaz duruma gelir. Mesane içerisindeki idrarı boşaltamadığı için iç basıncı artar. İdrar kesesi kası aşırı büyür. İleriki safhalarda gevşer ve içerisinde daima bir miktar artık idrar bulur.
İdrar atılamadığı için böbreklerde önceleri şişme ve büyüme meydana gelir. Zamanla böbrek dokusu erir. Daha sonraki safhada böbrek dokusu ince bir kağıt haline gelerek balon gibi şişer. Fonksiyonunu kaybettiği için atması gereken zararlı maddeleri atamaz. Kanda ürenin yükselmesi ile böbrek yetmezliği oluşur.
Belirtiler:
Önceleri idrar çapı azalır ve idrar akımı yavaşlar. Ayakta veya oturarak idrar yaparken hasta ileriye doğru idrarını yapamaz. İdrar kesik kesik gelir. İdrar damlalar halinde akar. Tam boşalamama hissi oluşur. İdrar hemen gelmez ve bir süre beklenir. İdrar yapma yavaşladığı için idrar yapma süresi uzar. Sık sık idrara çıkılır. Normalde gece ya idrara çıkılmaz veya bir defa kalkılabilir. Prostat büyümesinde gece idrar kalkmaları olur. İdrarda kanama meydana gelebilir. İdrarın tam yapılmaması sonucu böbereklere kadar varan bir idrar durgunluğu vardır. Bu nedenle bele vuran ağrılar meydana gelir. Kanda üre yükselirse bulantı, kusma, uyku hali, kilo kaybı olur. İdrar kesesi çok şişecek olursa karın alt tarafında şişkin olarak ele gelir. Üzerine bastırılırsa idrar kaçırması olur.
Tanıda Ultrasonografi çok önemli bir tetkiktir. Bu tetkik prostatın büyüklüğünü ve artık idrarı göstermesi bakımından önemlidir. Ayrıca prostatın kanseri ile normal büyümesi arasındaki farkıda ortaya koyar.
Ayrıca Sistoskopik tetkikte yapılabilir. Sistoskopide idrar yolundan sokulan ışıklı bir aletle idrar kanalına ve mesane içerisine bakılır.
Tedavi
İlaç Tedavisi: Alfa bloker ilaçlar mesanenin boşalmasını kolaylaştırmak amacı ile kullanılmaktadır. Prostatın büyümesi veya küçülmesine etkisi yoktur. Ancak hastayı büyük oranda rahatlatır. Yan etkisi olarak tansiyon düşüklüğü, halsizlik, ağız kuruluğu yapmaktadırlar. Erkeklik hormonuna etki eden ilaçlarda prostatın küçülmesini sağlıyarak tedavide kullanılırlar.
Cerrahi tedavi En etkili tedavi şeklidir. Ameliyat 2 şekilde yapılır
1- Açık amaliyat: 60 gramdan büyük prostatlarda açık ameliyat düşünülür. Bunu yanında başka bir patolojide varsa açık amaliyat tercih edilmelidir. Açık ameliyatta kasık bölgesi kesilir ve mesane açılarak prostat parmakla sökülür. Prostatın büyüyen kısmı olduğu gibi çıkarılır.
2- Kapalı ameliyat: Işıklı düz bir borudan oluşan TUR aleti denilen bir alet ile yapılır. ( Resim ) İdrar dış deliğinden sokularak prostat dokusu ince dilimler halinde kesilir parçalar halinde dışarı alınır. Hastanın yatakta yatma süresi daha kısadır ve Ameliyat sonrası konfor daha iyidir.
Lazer ameliyatı: Lazer ile prostatın yakılması esasına dayanan bir metottur. Henüz standart tedaviler arasında yerini almamıştır.
Yüksek ateş
Ateşin hızla yükselmesi bilinç kaybına sebep olabilir. Bu durumlarda çocuğunuzu yere yatırın ve yanında kalın. Hemen doktor çağırın. Ailenizde ateşli havaleye yönelik bir eğilim varsa çocuğunuz hastalandığında ateşlenmemesi için elinizden geleni yapın. Bebeklerin hastalıklarını anlamak çok kolay değil. Derdini anlatamadıkları için sadece ağlarlar. Genelde huzursuz ve çok ağlayan bir bebekte de ağlama da ipucu olarak değerlendirilmeyebilir. Eğer bebeğin yeme, içme ve uyuma alışkanlıklarında dikkat çekici bir değişme varsa, o çocuğun hasta olduğu düşünülür.
Etiketler: amaç, Ateş, çocuklarda, doktor, şifa, tavsiye, tedavi, yüksek, Yüksek ateş, yükselmesi
Prostat kanseri
Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserdir. Erkeklerde akciğer kanserlerinden sonra 2 nci sırada ölüme neden olan kanserdir. 50 yaşın altında çok nadirdir. Genellikle 70 yaşından sonra görülür ve yaş ilerledikçe sıklığı artar.
Prostatta geliştikten sonra çevre dokulara yayılabilir. Bir diğer yayılma yolu kan yoluyladır. Kanserli hücreler bu yol ile kısa zamanda Akcigere ve kemiklere yayılır
Belirtiler:
Erken devrede belirti vermez. Belirtiler ancak idrar yolunu tıkadıktan sonra ortaya çıkar. İdrar şikayetleri vardır. Zor idrar yapma, sık idrara çıkma, gece idrara kalkma şikayetleri daima bulunur.
Tetkikler:
Prostat Spesifik Antijeni (PSA) adlı tetkik ile prostat kanseri teşhisi konmaya çalışılır. Bu tetkik hem teşhis koyucu hemde tedavinin seyri hakında bilgi verir.
Ultrason ve Bilgisayarlı Tomografi: Hem prostat kanserini gösterme hemde yayılma derecesini anlamada önemli tetkiklerdir. Düz ve ilaçlı rontgen filimleri kanserin kemiklere veya akcigerlere yayılıp yayılmadığını anlamak için çekilir. Prostat kanserinden şüphelenildiği zaman iğne ile prostattan parça alınıp patolojide incelenilir.
Tedavi:
Cerrahi Tedavi:Prostat dışına taşmamış kanserlerde yapılır. Prostat dokusu ve çevre dokuları ve organlar olduğu gibi çıkarılır.
Şua Tedavisi (Radyoterapi) Dışarıdan belirli derecelerde ışın verilir. Böylece kanser hücreleri öldürülmeye çalışılır.
Hormon Tedavisi: İleri devre prostat kanserlerinde uygulanılır.
Testislerin alınması: Erkeklik hormonu (Testesteron) un prostat kanseri oluşumunda direk etkisi vardır. Erkeklik hormonuda testislerden salğılandığı için amaliyatla testisler alınır. Böylece prostat kanserini alevlendiren erkeklik hormonu kaynağı kurutulmaya çalışılır
İlaç tedavisi: (Kemoterapi) Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar prostat kanserinde de kullanılır.
PROSTAT KANSERİ HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR
Prostat nasıl bir organdır, işlevleri nelerdir?
Prostat bezi erkek genital organlarından biri olup idrar kesesinin hemen altında, makatın önünde bulunur. İdrar kanalı prostat bezinin ortasından geçer. Testislerden salgılanan spermlerin olduğu sıvıyı boşaltan kanal prostatın içinden geçen idrar kanalına açılır. Prostatın salgısıda meninin bir bölümünü oluşturur. Prostat PSA adı verilen bir protein salgılar, bu protein meni ile birlikte atılır. Kandaki normal değeri 4ng/ml nin altıdır. Prostat hastalıkları PSA nın kandaki seviyesinin yükselmesine neden olurlar. Prostat kanserinde de bu artış daha fazla olur. Erkeklerde yaş arttıkça prostat bezi büyüyebilir ve idrar kanalını tıkayabilir. Bu durum idrar yapmada güçlük ile kendini gösterir. Bu hastalığa selim prostat büyümesi adı verilir. Bu aslında kanser olmamasına rağmen, prostat kanseri de aynı şikayetlere neden olabileceğinden kanser olmadığı gösterilmelidir.
Prostat kanseri nedir?
Prostat kanseri prostatı oluşturan hücrelerin kontrolsüz bir şekilde, gerekmediği halde çoğalmasıdır. Dünyada erkeklerde en sık görülen kanser türüdür.Yaşlı erkeklerin hastalığıdır.
Prostat kanseri için risk faktörleri nelerdir?
En güçlü risk faktörleri ileri yaş ve siyah ırktan olmaktır. Yaş arttıkça risk artar. Ailesinde, özellikle birinci derece akrabalarında prostat kanseri olanların prostat kanserine yakalanma oranı olmayanlara göre daha fazladır. Gerçek anlamda kalıtsal prostat kanseri çok nadirdir ve genellikle 55 yaşın altındaki erkeklerde görülür. Bazı çalışmalar diyetle alınan yağın prostat kanserine yakalanma riskini arttırdığını öne sürmüşlerse de bu henüz tam olarak kanıtlanmamıştır.
Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?
Erken evredeki prostat kanseri belirti vermeyebilir. Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora başvurulması gereklidir.
*Sık idrara çıkma (özellikle geceleri)
*İdrar yaparken zorlanma
*İnce ve kesintili idrar yapma
*İdrar yaparken acı veya ağrı duyma
*İdrarda kan görme
*Sırt, kalça ve bel ağrısı
Erken teşhis mümkün müdür?
50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir doktora rektumdan (makattan) parmakla muayenesini yaptırmalı ve kanda PSA baktırmalıdır. Bu şekilde henüz belirti vermemiş, hastada şikayete yol açmamış erken evredeki prostat kanseri yakalanabilmektedir. Eğer doktor muayenesinde şüpheli bir bulguya rastlar veya PSA değeri 4ng/ml’nin üzerinde olursa ileri tetkikler istenir.
Teşhis nasıl koyulur?
Yukarıda sayılan şikayetlerle başvuran hastaları doktor eldiven giyerek rektumdan parmağı ile muayene eder. Buna parmakla rektal muayene adı verilir. Bu muayene ile doktor rektumun hemen önünde bulunan prostat bezini hissederek büyüklüğü ve kıvamı hakkında bilgi sahibi olur. Ayrıca rektum içinden yapılan ultrason tetkiki (transrektal ultrasonografi) ile de prostat hakkında fikir elde edilebilir. Eğer doktor yaptığı muayene ve istediği tetkikleri (kandaki PSA ve transrektal ultrasonografi) şüpheli bulursa, prostattan iğne ile parça alarak (biyopsi) mikroskop altında incelenmesini isteyebilir. Bu işleme ince iğne aspirasyon biyopsisi denir. Anestezi gerektirmez. Bu işlemin yan etkisi olarak her 200 hastadan 1 tanesinde biyopsi sonrası prostat enfeksiyonu gelişebilir. İdrarda ve büyük tuvalette kan görülmesi işlemden sonraki 2-3 gün devam edebilir. İşlemden sonraki ilk 2-3 haftada meni kanlı gelebilir. Eğer biyopsi negatif gelirse bu hastalar 6 ila 12 ay aralarla muayene ve PSA testi ile izlenirler.
Eğer biyopside prostat kanseri teşhis edilirse, bir ürolog veya medikal onkolog pek çok faktörü göz önüne alarak tedavi planını belirler. Radyasyon onkologlarının da bu planlamada katkıları olabilir. Tedavi planlanmasında göz önünde bulundurulan en önemli unsurlar hastalığın ne kadar ilerlemiş olduğu yani evresi ve hastanın genel durumudur.
Hastalığın evreleri nelerdir?
Hastalık teşhis edildikten sonra, vücutta prostat dışında başka yerlere yayılıp yayılmadığını görmek için ek testler yapılır. Böylece hastalığın evresi belirlenmiş olur. Doktor bu amaçla bir akciğer grafisi, kemik sintigrafisi ve kan testleri isteyebilir.
Kanserin geliştiği organın dışına çıkıp başka bölgelere sıçramasına metastaz denir. Prostat kanseri komşuluk yolu ile meni kesesi (seminal vesicle), lenf dolaşımı ile lenf bezlerine ve kan dolaşımı ile kemiklere yayılabilir. En çok bel kemiklerine gider fakat kafa kemiklerine ve kaburga kemiklerine de sıçrayabilir. Daha nadir olarak karaciğer ve akciğerlere de yayılabilir.
Evre 1 hastalıkta, hastaların şikayeti olmaz ve kanser muayenede de saptanmaz. Tanı genellikle başka nedenlerle yapılan ameliyatlar sonrasında tesadüfen konur. Kanser hücreleri prostat dışına çıkmamışlardır.
Evre 2 hastalıkta, tanı genellikle ya kanda PSA seviyesi yükselmiş olduğu ya da makattan muayene sırasında prostat büyük olarak bulunduğu için yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile konur. Hastalık prostat bezi dışına çıkmamıştır.
Evre 3 hastalıkta, kanser hücreleri prostatı saran kapsülün dışına çıkıp prostatın yakın çevresindeki dokulara yayılmışlardır .
Evre 4 hastalıkta kanser hücreleri prostat dışında lenf bezlerine veya kemik, karaciğer ve akciğer gibi organlara sıçramıştır.
Nüks Hastalık:Tedavi edildikten sonra (ya tekrar prostatta ya da diğer organların birinde) hastalığın geri gelmesidir.
Tedavi şekilleri nelerdir?
Cerrahi Tedavi
Ameliyatla kanserli dokunun çıkarılması en sık kullanılan tedavi türüdür. Genellikle 70 yaşından genç, genel durumu iyi olan hastalarda, eğer hasta da kabul ederse tercih edilir. Bir kaç şekilde yapılabilir.
Radikal Prostatektomi: Prostat bezinin etrafındaki bazı dokularla birlikte alınmasıdır. Radikal prostatektomi karnın alt tarafından bir kesi ile yapılırsa retropubik, anüs ile skrotum (testisleri saran deri) arasından bir kesi ile yapılırsa perinanal prostatektomi adını alır. İdrar kaçırma ve cinsel güçte azalma (impotans) en sık rastlanan ameliyat sonrası sorunlardır.
Transüretral rezeksiyon (TUR): İdrarı dışarı attığımız kanal (üretra) içine bir aletle girerek, prostata ulaşılıp, kanserli dokuyu alma işlemine verilen addır. Genellikle ana tedavi öncesinde hastanın şikayetlerini gidermek amacı ile veya diğer medikal hastalıkları nedeni ile radikal prostatektomi ameliyatını olamayacak hastalarda yapılır.
Kriyocerrahi: Kanser hücrelerinin dondurularak öldürülme yöntemidir. Ülkemizde her merkezde yapılabilen bir tedavi değildir.
Radyasyon tedavisi:
Tümör hücrelerinin ölmesini ve tümörün küçülmesini sağlar. Işın tedavisi vücut dışında bir makinadan ya da kanserli doku içine yerleştirilen materyaller (radyoizotop) aracılığı ile verilebilir. Işın tedavisi alan hastalarda impotans gelişebilir.
Hormon Tedavisi:
Kanser hücrelerinin büyümesini durdurmak amacı ile hormon verilmesidir. Pek çok şekilde verilebilir. Testosteron gibi erkek hormonları prostat kanseri hücrelerinin büyümesini sağlarlar. Testesteron üretimini dolaylı olarak engelleyen bazı maddeler (LHRH analogları gibi) veya anti-androjen ilaçlar kullanılabilir. LHRH analogları hipofiz bezi aracılığıyla etki eder ve dolaylı olarak testesteron üretimini engellerler. Anti-androjenler ise erkeklik hormonlarının etkilerini bloke ederler. Testesteron üretimi büyük oranda testislerde olduğundan bazen testislerin ameliyatla alınması gerekebilir, buna ise orşiektomi denir.
Kemoterapi:
Kemoterapi, kanser hücrelerini ilaçlarla öldürmeyi amaçlar. Kemoterapi damardan sıvı seklinde veya ağızdan hap olarak verilebilir. Kemoterapi vücuttaki kan dolaşımına katılarak, prostat dışına yayılmış kanser hücrelerine de etki eder. Bugün kemoterapinin prostat kanserinin tedavisinde önemli bir değeri yoktur, ancak yapılmakta olan klinik çalışmalar bu kansere daha etkili ilaçların bulunması yönünde devam etmektedir. Yukarıda sayılan tedavi seçeneklerini alıp fayda görmeyen hasta grubunda kemoterapinin etkinliği ile ilgili çalışmalar sürmektedir.
Evreye göre tedavi seçenekleri nelerdir?
Evre 1 ve 2 için;
Eğer hastanın şikayeti yoksa ve tümör yavaş büyüyorsa doktor hiçbir tedavi vermeden hastayı takip etmek isteyebilir ya da radyasyon tedavisi verilebilir veya radikal prostatektomi yapılabilir.
Evre 3 için ;
Hormon veya radyasyon tedavisi verilebilir. Hormon tedavisi ışın tedavisine ek olarak da verilebilir. Başka bir seçenek olarak radikal prostatektomi yapılabilir. Genellikle pelvik lenf bezi diseksiyonu da yapılır, ameliyat sonrası ışın tedavisi de verilebilir. Hastanın şikayeti yoksa ve tümör yavaş büyüyorsa doktor tedavi vermeden izlemeyi isteyebilir.
Eğer hasta tedavisi için ameliyat veya ışın tedavisi alamayacak durumda ise sadece şikayetlerini geçirebilmek amacı ile destek tedavisi verilebilir ki buna palyatif tedavi denir. Palyatif amaçlı olarak radyasyon, hormon tedavileri, kriyocerrahi ve transüretral rezeksiyon gibi tedaviler uygulanabilir.
Evre 4 için;
Bu evrede hormon tedavisi veya radyasyon tedavisi verilebilir. Kansere bağlı şikayetleri (örneğin idrara zor çıkma gibi) rahatlatmak amacıyla ameliyatlar yapılabilir. Eğer hasta yaşlıysa, başka ciddi tıbbi rahatsızlığı varsa ve hastanın önemli bir şikayeti de yok ise, mevcut olan tedavi seçeneklerinin yan etkilerini bu durumda kaldıramayacağını düşünerek doktor hastayı tedavisiz izlemek isteyebilir. Eğer hastanın şikayetleri devam ediyor ve hormon tedavisine yanıt alınamıyorsa hasta tedavide umut vadeden, sistemik kemoterapi içeren klinik çalışmalara dahil edilebilir. Kemik metastazları için ışın tedavisi verilmesi hastanın ağrı şikayatlerini azaltır.
Nüks hastalık için;
Bu aşamada tedavi seçimi, örneğin hastanın önceden hangi tedaviyi aldığı gibi pek çok faktöre bağlıdır. Eğer hastanın önceden ameliyatla prostatı alınmışsa ve kanser yine ayni bölgede ve küçük bir alanda geri gelmişse ışın tedavisi verilebilir. Eğer hastalık vücudun diğer bölgelerine sıçramışsa hormon tedavisi uygun olacaktır. Bu aşamada kemik ağrısı gibi hastalığa bağlı şikayetleri geçirmek için radyasyon tedavisi veya kemoterapi de verilebilir. Hastalar değişik kemoterapi ilaçlarını içeren klinik çalışmalarda yer almayı isteyebilirler.
ÖNEMLİ UYARILAR
·Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserdir.
·Daha çok yaşlı erkeklerin hastalığıdır.
·Sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, ince ve kesintili idrar yapma, idrar yaparken acı veya ağrı duyma, idrarda kan görme, sırt , kalça ve bel ağrısı olan erkekler mutlaka bir üroloğa başvurmalıdır .
Hastalığı erken evrelerde yakalayabilmek için 50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir doktora rektumdan (makattan) parmakla muayenesini yaptırmalı ve kanda PSA baktırmalıdır.
Penis hastalıkları, penisin yapısı
PENİS HASTALIKLARI
Penisin erkekte iki önemli fonksiyonu vardır.
1-İdrar atılımı:Böbrekten süzülen idrarın dış idrar kanal yolu ile dışarı atılımını sağlamak
2-Üreme fonksiyonu: Tesiste yapılan tohum hücrelerini meni vasıtası ile kadın haznesine ulaştırmak.
PENİSİN YAPISI:
Penis kök gövde ve baş olmak üzere 3 kısma ayrılır. Kök kısmı torbanın ön yüzünde makata kadar uzanan bölge içerisinde kaslara gömülü vaziyette durur.
Gövde deri ile kaplı ve içerisinde 3 tane sertleştirici kıkırdak dokusundan yapılmış organdan meydana gelir. Kıkırdakdan daha ince yaplıdır. Bu yapıya kan dolması neticesinde sertleşme meydana gelir.
Baş kısmı penisin en uc kısmında yer alır. Penisi ucunda bir şapka gibi durur. Bu bölge sünnet olmamışlarde deri ile kaplıdır. Sünnet ile kesilen kısım bu deridir.
Penisin kan dolaşımı atardamar ve toplar damar sistemi sertleşmede dolayısıyla döllenme ve seksüel aktifte çok önemlidir.
PENİSİN YAPI BOZUKLUKLARI:
Çok defa testis mesane gibi başka yapı bozuklukları da vardır. Penisin hiç olamaması nadirdir. Nadiren çift penis olur. Penis doğuştan kıvrık olabilir. Bunun yanında yine doğuştan büyük ve küçük penis olabilir.
1- Penis Sünnet derisinin dar olması:
Sünnet derisinin uç kısmı çok dardır. Toplu iğne başı kadar bir açıklık vardır. Derinin iç yüzeyi penisin baş kısmına yapışıktır. Deri başın gerisine çekilemez. Ya doğuştan olur veya daha sonra iltihabi bir olaydan sonra gelişir.
Şayet çok darsa hasta idrar yapamaz. Hatta idrar deri altında toplanması ile sünnet derisi balon gibi şişer. İdrar damlalar halinde akar. Tedavi edilmezse idrarın tahrişi sonunda iltihap gelişir ve bu iltihap penis baş bölgesinde yaralara neden olur. Tedavi sünnettir. (Sünnet için tıklayın)
2-Sünnet derisinin geriye kaçması:
Sünnet derisi penis baş kısmının gerisine çekilmesi ile tekrar öne gelememesidir. Genellikle sünnet derisinin darlıklarında oluşur. Çocuk veya anne babası tarafından temizlik amacı ile deri geriye çekilir, daha sonra deri burada şişer ve kızarır, penis başını boğar.
Tedavide şayet erken devreyse deri öne çekilmeye çalışılır. Fakat geç kalmışsa sünnetten başka çare yoktur. Sadece ufak bir deri parçasını kesmek ve iyileşmeye bırakmak çok defa sonuç vermez.
3-Penis yaralanmaları:
Penis oynak bir organ olduğundan darbelere karşı kendini korur
Tamamen kopma kazalardan sonra veya kasti olarak (kıskançlık ve intikam nedeni ile) kesilmesinden sonra oluşur.
Darbelerde penise kan oturur. Penis kırılmaları ise sertleşmiş haldeki penisin ani ve sert bir şekilde bükülmesi sonucu meydana gelir. Sertleşme problemlerine meydan vermemek için erken tedavi önemlidir.
4-Penis iltihapları:
Çocuklarda darlık nedeni ile büyüklerde ise temizliğe riayet etmemeden ileri gelir. Sünnet derisinin ve/veya penis başının iltihabı şeklinde olur.
5-Penisin kireçlenmesi: (Peyroni hastalığı)
Penisin kıkırdakımsı doku içerisinde plak şeklinde bağ dokusunun oluşmasıdır. Sebebi belli değildir. Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Penis sırtında veya her iki yan tarafında olabilir. Nerede olursa sertleşmiş penis aksi istikamette bükülmüş olarak durur. Ağrı vardır. Bazen birleşme mümkün olmaz. El ile hisedilebilinir.
Zararsız bie hastalık olmasına rağmen hastanın şikayeti varsa tedavi edilmelidir. Nadiren kendiliğinden kaybolur.
E vitamini faydalıdır. Plağın içerisine kireç giderici ilaçların verilmesi fayda sağlar. Gecikmiş vakalarda ameliyat yapılmalıdır.
Peyronie hastalığı bazen cinsel teması imkansızlaştıracak kadar ilerleyebilir. Ameliyatlarında damar grefti kullanılarak düzeltme yapılır. Ameliyat esnasında damar ve sinirler korunur ve plak alanına damar grefti yerleştirilir.
6-Penisin kendiliğinden ağrılı sertleşmesi:
Penis seksüel istek duymadan ve uzun süren sertleşmesidir. Hasta çok ağrı duyar. Her yaşta meydana gelir. Damar sisitemi bozulmuştur penisin kıkırdak dokusu içerisinde kan pıhtıları oluşur.
Sinir sistemi hastalıklarında da meydana gelebilir. Bazen sebeb tümoral bir oluşumdur.
Birden bire meydana gelir. Ağrılıdır. İdrara yapılamaz veya damlalar halinde gelir. Meni boşalsa bile sertlik devam eder. Sertleşme 1-2 gün bazen aylarca sürer. Normal haline dönse bile sonunda iktidarsızlık meydana gelir.
Tedavide enjektör ile pıhtılaşmış kan boşaltılır. Pıhtıyı giderecek ilaçlar verilir. Ameliyat ile bu pıhtılar boşaltılır.
7-Penis Tümörleri
Penis siğilleri çok görülür. Penisin sırtında veya değişik yerlerinde olur. Tek veya çoktur. Küçük ben şeklinde fakat karnabahar gibi girintili çıkıntılıdır. Zararsızdır. Tedavide elektirik ile yakılır veya ameliyat ile çıkarılır.
Penis Kanseri: Çok defa sünnetsizlerde görülür.Penis başı iltihaplarından sonra gelişebilir. Müzmin tahriş edici maddelerden sonrada oluşabilir. Görünüşte yarayı andırır. Sert nodül şeklinde de olabilir. Teşhis parça alınıp patolojide incelenmesi ile konur. Erkan teşhis konulacağı için ameliyat ile alınır. Sonuç diğer kanserlere nazaran iyidir.
Etiketler: doktor, hastalıkları, penis, tavsiye, tedavi, yapısı, yöntemleri
Kalp krizi, kalp sağlığı
Herkesin evinde mutlaka bulunan Aspirin birçok ağrımızın çaresi haline gelmiş bir ilaç. Başımız ağrısa, soğukalgınlığı başlasa hemen bir Aspirin yutarız. İşte bu mucizevi ilacın bir marifeti daha uzmanlarca keşfedildi. Son 20 yıldır kalp krizi nedeniyle hayatı sona erenlerin sayısında üçte bir azalma görülüyor. Bunun da son 100 yılın en önemli buluşlarından olan bir ilacın, yani Aspirin ‘in sayesinde olduğu uzmanlarca öne sürülüyor. Stanford Üniversitesi doktorları Aspirin\’in insanların kalp krizinden ölmelerini engelleyen en önemli neden olduğunu söylüyor. Thrombolysis, ilaçlarla kalp krizlerinin başlıca sebebi olan pıhtıların çözülmesini sağlamak anlamına geliyor. Aspirin ‘in de %17 pıhtı erimesi sağlayabiliyor olması, en büyük etkisi olarak görülüyor.
California Üniversitesi uzmanları, ölüm oranında gözlenen bu hatırı sayılır azalmanın kökeninde ileri teknoloji uygulamalarının değil, doğru ilaç kullanımının yattığını özellikle belirtiyorlar. Tıp ilmi yüksek teknoloji ortamında ilerliyor olsa da halihazırda bulunan tedavilerin, ilaçların ve teknoloji uygulamalarının etkilerini de yadsımamak gerektiği fikrinde birleşiyorlar.
Kalp damar hastalıkları
Kalp Damar Hastalıklarında Tedavi
Koroner damarlarda önemli darlık ve/veya tıkanıklık görüldüğünde, eğer uygunsa, aynı seansta veya daha sonra balon anjiyoplasti yapılabilir. Balon anjiyoplastide, damar içindeki dar olan bölgede, özel olarak yapılmış balon, kısa süreli olarak şişirilerek darlık genişletilir. Balon, aynı damarda birden fazla darlığa veya birden fazla damardaki darlıklara aynı seansta veya farklı seanslarda yapılabilir. Gerekli durumlarda balona ek olarak o bölgeye, yine balon yardımıyla stent (kafes) konur.
Balon anjiyoplastiye uygun olmayan durumlarda, bypass cerrahisi veya ilaç tedavisi önerilebilir.
Bypass cerrahisinde ise damardaki darlık bölgesinin öncesi ile sonrası arasına köprü görevi gören bir damar konulur. Bu konulan damar, hastanın kendisinin bacak toplardamarı veya göğüsten alınan bir atardamar olabilir. Böylece kan, bu köprü yardımıyla, dar veya tıkalı olan bölgenin ilerisine geçebilir.
Koroner damar hastalığında kullanılan ilaçlar; koroner damarları genişletici, kalbin yükünü azaltıcı, o bölgede pıhtı oluşmasını önleyici veya ateroskleroz üzerinde çok olumsuz etkileri olan kolesterolü düşürmeye yönelik ilaçlardır. İlaçlar doktor kontrolünde ve sürekli olarak kullanılmalıdır.
Ne yazık ki, gerek koroner arter hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, gerekse balon ve bypass, damar hastalığını ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısı ile koroner damarın aynı bölgesinde veya farklı bölgelerinde yeni darlıklar ortaya çıkabilir veya hafif olan darlıklar daha da ilerleyerek ciddi darlık haline gelip, probleme yol açabilir. Bundan dolayı hastaların risk faktörlerini uzaklaştırması, ilaçlarını düzenli kullanması, problemlerin erken saptanması açısından doktorunun önerdiği zamanlarda ve bunun dışında şikayeti olduğu her zaman, kontrollere gelmesi çok önemlidir.
Hızlı kilo vermek için acil kilo verme diyeti
Acil Kilo Vermek için
Kisa sürede oldukça kilo verdiren diyetlere büyük bir talep var. Kimi diyetisyenler bu diyetlerin çok kisa sürede kilo verdirmesini sakincali bulsa da Amerikan Kalp Vakfi acilen kilo vermeleri gereken kalp hastalarina bu diyeti öneriyor.
Ancak 35 yas üstü kisilerin ve saglik problemi olanlarin Amerikan Kalp Vakfi nin diyeti yapmamalari gerektigi bastan belirtiliyor. 3 günde tam 4.5 kilo verebileceginiz bu diyeti üçüncü günün sonuda birakmali ve tekrar etmek istiyorsaniz en az bir hafta ara vermelisiniz.
1. Gün
Kahvalti
Yarim greyfurt
1 dilim tost ekmegi
2 çorba kasigi fistik ezmesi
Sekersiz çay / kahve
Ögle
Yarim porsiyon ton baligi
1 dilim tost ekmegi
Sekersiz kahve/çay/soda
Aksam
2 dilim et
1 tabak yesil fasülye
1 küçük elma
1 tabak vanilyali dondurma (3 top)
2. Gün
Kahvalti
1 yumurta
Yarim muz
1 dilim tost ekmegi
Sekersiz çay/kahve
Ögle
1 tabak lor peyniri
3 tuzlu kraker
Aksam
2 sosis
1 tabak brokoli veya karnibahar
Yarim tabak havuç
Yarim muz
Yarim tabak vanilyali dondurma (2 top)
3. Gün
Kahvalti
5 tuzlu kraker
1 dilim cheddar peynir
1 küçük elma
Sekersiz kahve/çay
Ögle
1 kati yumurta
1 dilim tost ekmegi
Aksam
1 tabak ton baligi
1 tabak karnibahar
Yarim kavun
Yarim tabak vanilyali dondurma (2 top)
6 ÖGÜNLE ZAYIFLAYIN
Ünlüleri zayiflatmasiyla taninan Haluk Saçakli, hazirladigi diyet programlari ve beslenme düzenleme teknikleriyle son günlerde adindan en sik bahsedilen obezite uzmani. Haluk Saçakli davranis düzenleme tekniklerini Vitrin okuyuculari için söyle özetledi: “Dayanamadiniz ve atistirmaya basladiniz. Hemen kalbinizin sesini dinleyin. Kalbiniz eger atistirma sonrasi kendinizi daha kötü hissedeceginize dair uyarilar veriyorsa hemen soluklanin ve ortamdan uzaklasin.Lokmalar arasinda çatalinizi birakmaniz, yemek sirasinda durup söyle rahatça
sirtinizi sandalyeye dayamaniz olumsuz duygularin uzaklasmasini saglayabilir. Yemege karsi olusan bir anlik duygusal bosluk ortadan kalktiginda kontrolün yiyecekte degil kendi ellerinizde oldugu anlayacaksiniz.
Acikmadan yemege baslamak büyük hatadir. Zira yemegi kesmek daha zor olacaktir. Yemek yemenizin fiziksel açliktan olduguna karar verdiginizde acele etmeden, neyi ve neden yemek istediginizi düsünerek hareket edin.Açlik ve istahi iyi ayirt etmek gerekir. Bu ikiliyi çok iyi kontrol etmek gerekir. Açlik var olma mücadelesinin tehlikeli bir sinyalidir. Istah ise haz gereksiniminin göstergesidir.Tüm bu duygulari frenlemek için her seyden önce güçlü olmak zorundayiz. Güçlü olmanin ilk yolu ‘hayir’ demesini bilmekten geçiyor.”
Örnek diyet programi
Uyaninca
. 1 bardak oda sicakliginda su
Kahvalti
. 1 porsiyon mevsim meyvesi
. Sekersiz limonlu açik çay
. 1 ince dilim kepek ekmegi
. 1 kibrit kutusu büyüklügünde yagsiz beyaz peynir
. 4 adet yesil ya da siyah zeytin
. 1 porsiyon domates - salatalik - yesil biber
Kusluk
. 1 porsiyon mevsim meyvesi
. 2 adet grisini lSekersiz bitkisel çay
Ögle
. 2 adet köfte büyüklügünde tavuk veya peynir ilâveli 1 porsiyon yesil salata (1 tatli kasigi zeytinyagi ilave edin)
. 2 ince dilim kepek ekmegi
. 1 su bardagi diyet yogurt
Ikindi
. 1 porsiyon mevsim meyvesi
. 1/4 sokak simidi
. 1 kibrit kutusu büyüklügünde yagsiz beyaz peynir
. Sekersiz limonlu açik çay
Aksam
. 1 tatli kasigi zeytinyagi ile hazirlanmis 1 porsiyon 4 yemek kasigi mevsim sebzesi veya sinirsiz mevsim salatasi
. 1 tatli kasigi zeytinyagi ile hazirlanmis 1.5 su bardagi kepekli makarna ya da pilav veya 12 yemek kasigi kuru baklagil
. 1 su bardagi diyet yogurt
Gece
. 1 porsiyon mevsim meyvesi
Yatarken
. 1 bardak oda sicakliginda su
Kadın hastalıkları için şifalı bitkiler
Kadınlara Özgü Rahatsızlıklar
Demir eksikliği
Isırganotu: Taze ısırganotu yapraklarından hazırlanmış çay bedendeki demir miktarını çoğaltır. Bir avuç dolusu ince kıyılmış taze yaprak, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Düşüklere karşı önlem
Arslanpençesi: Olası düşükleri önlemek amacıyla, gebeliğin üçüncü ayından sonra her gün arslanpençesi çayı içilmelidir.
Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Gürgen ağacı: Gürgen ağacının genç sürgünleri uzun süre kullanılarak düşüklere karşı önlem alınabilir.
Bir avuç dolusu ince kıyılmış taze sürgün yarım litre sütün içinde kısaca kaynatılır. Süzülen sütün içine bir yumurta sarısı eklenir ve herkesin kendi yöntemine uygun biçimde, bir un çorbası hazırlanır. Haftalarca ve hatta hiç çekinmeden aylar boyunca, akşam yemeklerinden önce bir tabak çorba içilir.
Kekik: Yarım tatlı kaşığı kekik, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Bitki karışımı: Eşit oranda ince kıyılmış arslanpençesi ve civanperçemi iyice harmanlanır. Yarım tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Böğürtlen yaprağı(çevirenin önerisi): Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış böğürtlen yaprağı(taze bitki daha etkilidir), orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve iki dakika demlendikten sonra süzülür. Gebelik boyunca her gün 1-2 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Hormon dengesizliği
Ökseotu: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış ökseotu, bir bardak soğuk suda 12 saat bekletildikten sonra ısıtılır ve süzülür. Sabahları ve akşamları birer bardak olmak üzere, günde en az 2 bardak ökseotu çayı içilir. Bir kerede demlenen çay, bir termosta sıcak olarak muhafaza edilebilir.
Hayıt meyvesi(çevirenin önerisi): Yarım tatlı kaşığı hayıt tohumu havanda hafifçe ezilir, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Genel anlamda hormon dengeleyicidir. Östrojen ve progesteron hormonlarının yetersizliğine karşı da kullanılabilir.
Kadın rahatsızlıkları(genel)
Arslanpençesi: Kadınların her tür rahatsızlıklarında arslanpençesi eski zamanlardan beri başarıyla kullanılmaktadır.
Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 2-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Ballıbaba: Yarım veya bir tatlı kaşığı beyaz veya sarı ballıbaba çiçeği, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Kan oluşumunun desteklenmesi
Isırganotu: Genelde değeri pek bilinmeyen ısırganotu, yalnızca kanı temizlemekle kalmayıp, bedende kan oluşumunu da destekler.
Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış yaprak, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 3-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Civanperçemi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Kırlangıçotu: Bir çay kaşığı dolusu ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 1-2 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Hindiba: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış yaprak, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Sabah saatlerinde 1 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Kansızlık(anemi)
Kansızlık, damarlarda akan kanın miktarında bir azalma değil, kandaki alyuvarların sayısında veya alyuvarlara renk kazandıran proteinde(hemoglobin) oluşan bir azalmanın ifadesidir. Kansızlığın başlıca belirtisi, derinin ve mukozaların(dudaklar, ağız boşluğu ve gözkapaklarının iç yüzeyi) belirgin derecede solgunluğudur. Kansızlık çeken kişiler çabuk yorulurlar, sinirlenmeye yatkındırlar, bir konuya odaklanmada zorlanırlar ve genelde uykusuzluk çekerler. Bedensel zorlamalarda kalp atımı ve solunum hızlanır. Aşırı derecedeki kansızlıklarda ise, el ve ayaklarda karıncalanma biçiminde belirti veren sinirsel bozukluklar oluşabilir.
Kansızlığın sebebi sürekli kan kaybı(örneğin fazla adet kanaması veya hemoroit kanaması) ve demir eksikliğidir. Demir, kana kırmızı rengini kazandıran proteinin önemli bir elemanıdır. Bedende yeterli demir olmadığında, kemik iliğindeki sürekli yeni kan üretimi aksamaya başlar. Demir eksikliği, ağır kanamaların, besin yoluyla alınan demir miktarındaki azalmanın veya mide ve bağırsakların demiri gereğince özümseyememesinin bir sonucudur. Dikkat: Özellikle gebe kadınların yeni kan üretimi için bol miktarda demire ihtiyaçları vardır! Ayrıca, mide mukoza işlevlerindeki bir aksama da, B12 vitamini eksikliği ile bağıntılı olarak, kansızlıkta rol oynayabilir.
Bir süre deniz kıyısında veya dağlık bir bölgede kalmak, bolca uyumak ve bedensel yorgunluklardan kaçınmakla, iyileşme sürecine katkıda bulunulabilir.
Isırganotu: Kan yaptırıcı etkinliği nedeniyle, ısırganotu, kansızlığa karşı kullanılabilecek bitkilerin en önde gelenidir.
Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak, 3-4 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Arslanpençesi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Koyunotu(Agrimonia eupatoria): Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
İsveç Şurubu: Yukarıda önerilen bitki çaylarından birine eklenerek, günde 1 yemek kaşığı dolusu İsveç Şurubu alınır. İçine bir yemek kaşığı İsveç Şurubu eklenen yarım bardak bitki çayının yarısı kahvaltıdan önce, öteki yarısı da kahvaltıdan sonra içilir.
Kısırlık
Bir kadının kısır olmasına yol açan üç ana nedenden söz edilebilir:
1. Erkek spermlerini(spermatozoit) dişi yumurta hücresine ulaştıran dölyolunda tıkanıklık veya benzeri bir durum.
2. Döllenebilecek bir yumurta hücresinin yokluğu.
3. Döllenen bir yumurta hücresinin dölyatağına yerleşememesi.
Kısırlık pek çok nedenden kaynaklanabilir: Vajinada yapısal bozukluklar, dölyatağı boyun kanalında tıkanıklık, dölyatağı boyun kanalı mukozasının mukusu ile(ağdalı sıvısı ile) erkek spermi arasındaki kimyasal uyuşmazlıklar, dölyatağı mukozasında yapısal eksiklikler, miyomlar(iyi huylu tümörler), yaşanmış düşüklerin bir sonucu olarak yumurtalık tüpü tıkanıklığı, kürtajlar, zührevi hastalıklar(cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklar), tüberküloz ve birincil ve ikincil cinsel hormonların yetersizliğinden kaynaklanan, yumurta hücresi oluşumundaki aksaklıklar.
Ökseotu: Çocuk sahibi olma istekleri gerçekleşmeyen kadınlar, sabahları aç karnına ve geceleri yatmadan önce 25 damla ökseotu özsuyu almalıdırlar. Ökseotu özsuyu damlaları eczanelerden (örneğin Almanyada) temin edilebilir. Ökseotu özsuyunu kendisi hazırlamak isteyen kişiler ise, toplanan taze yaprakları iyice yıkayıp ince kıydıktan sonra bir mikserde bitkinin özsuyunu çıkarabilirler. Taze ökseotu özsuyu kadının kısırlığına son verebilir!
(Çevirenin notu: Çok az özsu içeren bitki yaprakları ıslak olarak miksere atılmalı ve hatta mikserin içine de biraz su koyulmalıdır. Taze bitki özsuyu buzdolabında kısa bir süre için muhafaza edilebilir.)
Menopoz dönemi
Kadınlarda menopoz süreci normalde 45-50 yaşları arasında başlar. Sürekli yumurta üretimi zamanla azalarak durur ve bu durumun sonucu olarak adet kanamaları da sona erer. Daha adet kanamaları tam olarak sona ermeden pek çok kadında menopoz dönemine özgü rahatsızlıklar başlar. Bu durum, yumurtalıkların işlevlerinin sona ermesiyle oluşan dişilik hormonu(östrojen) eksikliğinin bir sonucudur. Bedenin bu yeni duruma uyum sağlaması gerekmektedir. İşte bu uyum sağlama sürecinde kadınlar, ani ateş basması, sinirlilik, moral bozukluğu, ağlama krizleri ve nedensiz depresyonlara yol açan duygu dalgalanmaları yaşarlar. Bunların tümü, hormon yetersizliğinden kaynaklanan ve zamanla üstesinden gelinebilen duygusal değişimlerdir. Menopoz dönemi kadının yaşamında önemli bir dönüm noktasıdır. Tanrı’nın eczanesinden önerilen aşağıdaki bitkiler bu uyum sağlama döneminde yardımcı olabilirler.
Arslanpençesi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Çobançantası: Menopoz döneminde disiplinli bir çobançantası kürü önerilmelidir. Dört hafta boyunca günde 2 bardak çay aksatılmadan içilir.
Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Süre sonunda çay içimine bir hafta ara verilir ve yeniden dört haftalık bir küre başlanır.
Ökseotu: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, bir bardak soğuk suda 12 saat demlendirildikten sonra ısıtılır ve süzülür. Gün boyuna yayılarak 3 bardak sıcak ökseotu çayı içilebilir. Bir kerede demlenen günlük çay miktarı bir termosta sıcak olarak muhafaza edilebilir.
Civanperçemi: Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Gün boyuna yayılarak 2-3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan yudumlanır.
Civanperçemi oturma banyosu: Çay içiminin yanı sıra, haftada bir kere de bir civanperçemi oturma banyosu alınmalıdır.
100g ince kıyılmış kuru bitki, 5 litre soğuk suda 12 saat demlendirildikten sonra ısıtılır ve sıcak banyo suyuna eklenir. Banyo süresi 20 dakikadır. Banyo suyu böbrek bölgesini örtmelidir. Süre sonunda kurulanılmadan bir bornoz giyilir ve sıcak yatakta bir saat süreyle ter atılarak dinlenilir.
Bitki karışımı: 25g arnika çiçeği(veya aynısafa çiçeği), 50g kediotu kökü, 25g izlanda yosunu(veya hayıt tohumu), 25g oğulotu/melisa, 25g civanperçemi ve 25g adaçayı. Bitkiler çok ince kıyılarak iyice harmanlanır.
Yarım tatlı kaşığı bitki karışımı, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür. Sabahları demlenen 1 bardak bitki çayı soğutulmadan yudumlanır.
Toplardamar iltihabı
Öksürükotu(Tussilago farfara): Toplanan taze yapraklar yıkanır ve bir merdaneyle iyice ezilir. Taze krema(kremşanti) ile iyice karıştırılan yaprak lapası, iltihaplı damarların üstüne yatırılır ve temiz bir bezle tespit edilir.
Ebegümeci: İki avuç dolusu ince kıyılmış taze yaprak, 5 litre soğuk suda 12 saat demlendirildikten sonra ısıtılır ve süzülür. Kollar veya bacaklar bu ebegümeci demlemesinin içinde 20 dakika bekletilir.
Aynısafa merhemi: Toplardamar iltihabında aynısafa merhemi çok başarılıdır.
Bir tavada veya tencerede 250g saf domuz yağı( kaz yağı veya tereyağı) iyice kızdırılır. Bu kızgın yağa iki avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki(yaprak, çiçek, sap) eklenir, köpüklenme başlayınca kısa bir süre karıştırılır, ocaktan indirilir ve serin bir yerde ertesi güne kadar bekletilir. Ertesi gün tekrar ocağa koyulur ve yağ iyice akışkan hale gelene kadar ısıtılır, bir tülbentten süzülür ve kapaklı temiz merhem kaplarına aktarılır. Merhem günde birkaç kere iltihaplı atardamarların üstüne sürülür.
(Çevirenin notu: Süzme sırasında posalar sıkılacak olursa, bitki özsuyu yağın dibine çöker ve küf oluşturur. Bu tür merhemlerin buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.)
İsveç Şurubu: Aynısafa merhemi sürülen iltihaplı toplardamarın üstüne 4 saat süreli İsveç Şurubu kompresi uygulanır. Bunun için gerekli büyüklükte bir pamuk parçası İsveç Şurubuyla nemlendirilir ve iltihaplı bölgeye yatırılır. Isı koruyucu olarak, kompresin üstüne bir tabaka kuru pamuk koyulur ve giysilerin lekelenmesini önlemek için, hepsi bir plastik parçasıyla örtüldükten sonra sargı beziyle tespit edilir.
Varis
Karakafesotu oturma banyosu: 200g taze veya kurutulmuş ve ince kıyılmış bitki yaprağı, 5 litre soğuk suda 12 saat demlendirildikten sonra ısıtılır, süzülür ve sıcak banyo suyuna eklenir. Küvetin içindeki banyo suyu böbrek bölgesini örtmelidir. Banyo süresi 20 dakikadır. Süre sonunda kurulanılmadan bir bornoz giyilir ve sıcak yatakta bir saat süreyle ter atılarak dinlenilir.
Koyunotu(Agrimonia eupatoria) merhemi: Varislerin üstüne her gün merhem sürülür. Friksiyon yapılmaz!
Bir tavada veya tencerede 250g saf domuz yağı(kaz yağı veya tereyağı) kızdırılır. Kızgın yağın içine ika avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki(yaprak, çiçek, sap) eklenir, köpüklenme başlayınca kısa bir süre karıştırılır, ocaktan indirilir ve ertesi güne kadar serin bir yerde bekletilir. Ertesi gün, yağ iyice akışkan hale gelene kadar ısıtılır, bir tülbentten geçirilerek süzülür ve kapaklı merhem kaplarına aktarılır. Tülbentte kalan posaların suyu iyice sıkıldıktan sonra hemen varislerin üstüne kompres olarak uygulanır ve 2-3 saat etkilemeye bırakılır. Sonraki günlerde varis bölgeleri düzenli olarak merhemlenir.
(Çevirenin notu: Süzme sırasında posalar yağın içine sıkılacak olursa, bitkinin özsuyu yağın dibine çöker ve küf oluşturur. Bu tür merhemlerin buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.)
Aynısafa merhemi: Koyunotu merhemi gibi, aynısafa merhemi de varisleri kısa sürede rahatlatabilen bir özelliğe sahiptir.
Bir tavada veya tencerede 250g saf domuz yağı(kaz yağı veya tereyağı) kızdırılır. Kızgın yağın içine iki avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki(yaprak, çiçek, sap) eklenir, köpüklenme başladıktan sonra kısa bir süre karıştırılır, ocaktan indirilir ve ertesi güne kadar serin bir yerde bekletilir. Ertesi gün, yağ iyice akışkan hale gelene kadar ısıtılır, bir tülbentten geçirilerek süzülür ve kapaklı merhem kaplarına aktarılır.
Tülbentte kalan posanın suyu iyice sıkıldıktan sonra hemen varislerin üstüne kompres olarak yatırılır ve 2-3 saat etkilemeye bırakılır.
Sonraki günlerde, aynısafa merhemi keten bezlerinin üstüne bıçak sırtı kalınlığında sürülerek varislerin üstüne uygulanır ve sargı beziyle tespit edilir. Bu kompresler her gün tazelenir. Kompres süresi 2-5 saat olabilir.
(Çevirenin notu: Süzme sırasında posalar sıkılacak olursa, bitkinin özsuyu yağın dibine çöker ve küf oluşturur. Bu tür merhemlerin buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.)
Ballıbaba kompresi: Ağrıyan varislere karşı Tanrı’nın eczanesinden bir başka ilaç da, beyaz veya sarı ballıbaba kaynama suyu ile hazırlanan baldır kompresleridir.
1-2 tatlı kaşığı dolusu çiçek, yarım litre suda kısaca kaynatıldıktan sonra yarım dakika demlendirilir ve süzülür. Kaynama suyunda ıslatılan sargı bezleri baldırlara sarılır ve etkilemeye bırakılır. Etki süresi kişilerce belirlenebilir.
En etkili ilaç ise, özellikle genç yaşlarda başlatılan önlemlerdir: Sigara tüketiminin kontrolü, hareketlilik, bacak jimnastikleri ve sağlıklı ayakkabı giyilmesi bu önlemlerden başlıcalarıdır.
Zayıflık
Eğir kökü: Yeterli miktarda besleyici besin tüketildiği halde süregelen zayıflık genelde metabolizma aksaklıklarından kaynaklanır. Bu durumda eğir kökünün iyileştirici güçlerine güvenmek gerekir. Alışılmamış derecede zayıf olan ve yeterli beslendikleri halde bu durumlarında bir değişiklik olmayanlar da eğir kökü çayı içmelidirler.
Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış eğir kökü, bir bardak soğuk suda 12 saat demlendirildikten sonra ısıtılır ve süzülür. Bu bir bardak çay, yemeklerden önce ve sonra birer yudum olmak üzere, bir gün için yeterlidir. Fazlasına gerek yoktur. Gün boyunca sıcak kalması için çay bir termosta muhafaza edilebilir.
Eğir kökü tam banyosu: Günde 1 bardak eğir kökü içiminin yanı sıra, arada bir eğir kökü katkısıyla hazırlanan tam banyolar da yararlı olacaktır.
200g ince kıyılmış eğir kökü, 5 litre soğuk suda 12 saat bekletildikten sonra ısıtılır, süzülür ve sıcak banyo suyuna eklenir. Kalp banyo suyunun dışında kalmalıdır. Banyo süresi 20 dakikadır. Süre sonunda kurulanılmadan bir bornoz giyilir ve sıcak yatakta bir saat süreyle ter atılarak dinlenilir.
Vajina estetiği, vajina çeşitleri
Vajina estetiği
Dünyadaki en güzel kadının bile psikolojik fonksiyonlarını ve cinsel yaşantısını olumsuz yönde etkileyen ve kimse ile paylaşamadığı bir sorunu olabilir. Bu sorun kadının kendi dış genital organlarından hoşnut olmamasıdır. En sık olarak vajinal doğum yapmış kadınlarda doğum esnasında vajinal dokuların gerilmesine ve daha sonra asla normal halinde dönmemesine bağlı olarak ortaya çıkar. Bu idrar kesesi ve rektumda (barsakların anüsten önceki en son kısmı) vajinaya doğru bir sarkma olarak belirir ve cinsel fonksiyon bozukluğunun yanı sıra idrar tutamama gibi patolojik durumlara da neden olabilir. Hoşnutsuzluk yaratan doğumlara bağlı bir başka problem ise doğum esnasında açılan epizyotominin bıraktığı dikiş izidir. Burada gelişen nedbe dokusu hem kadının hem de erkeğin cinsel tatminini engeleyebilir.
Bunların dışında pekçok kadın da kendi cinsel organını beğenmekte ancak bunu çoğu zaman kendilerine bile söylemekten çekinmektedirler. Bu konuda sıklıkla karşılaşılan durum büyük dudak olarak tabir edilen labium majusların çok büyük olması ve asimetrik durmasıdır.
Tüm bu nedenlerden dolayı vajen estetiği jinekolojik cerrahide kendine yer bulmuştur.Kadın cinsel organına yönelik plastik operasyonlar iki amaca göre yapılır. Fonkisyonel ve kozmetik
Fonkisyonel operasyonlar
Bu tür operasyonlarda amaç sarkmış olan mesane ve rektumun normal pozisyonlarına göre tamir edilmesi, vajinadaki fazla dokuların çıkarılması ve neticede idrar tutamama gibi şikayetler ile birlikte vajinadaki genişlemeye bağlı olarak görülen cinsel fonksiyon bozukluğunun tamir edilmesidir. Operasyonlar genellikle genel anestezi bazen de epidural anestezi altında yapılır ve hasta 1-2 gün sonra normalyaşantısına dönebilir. Cinsel yaşantı ise 2 hafta sonra başlayabilir. Sıklıkla operasyon sonrası 1 gün kadar hastanede kalmak gerekir. Bazen sabah yapılan ameliyat sonrası aynı akşam hasta evine gönderilebilir. Şikayetler bir yada daha fazla sayıda normal vajinal doğum yapmış kadınlarda görülür. Hastalığın ilerlemiş durumlarında rahim de aşağıya doğru sarkabilir ve vajinadan dışarıya çıkabilir. Bu gibi durumlarda vajinal yoldan rahimin alınması gerekebilir.
Kozmetik operasyonlar
Bu operasyonlar bazı hekimler tarafından tamamen estetik operasyonlar olarak kabul edilmesine rağmen bazı durumlarda bozulmuş cinsel fonksiyonları düzeltmek maksadı ile de yapılabilmektedir. Hastalardan en sık gelen talep epizyotomi nedbeleri nedeni ile ortaya çıkan cinsel fonksiyon bozukluğunun giderilmesi yönündedir. Burada lokal ya da genel anestezi altında var olan nedbe dokusu çıkartılır ve yara yerinde reaksiyona neden olmayan dikiş materyalleri ile yeniden estetik olarak dikilir. Aynı esnada doğumlara bağlı olarak gelişen vajen yırtıkları da tamir edilir.
Bazen labium majuslar yani büyük dudaklar çok uzun olabilir. Cinsel ilişki esnasında penisin itmesi ile labiumlar gerilebilir ve ağrıya yol açabilir. Bu gibi durumlarda cerrahi ile labiumlar ağrıya neden olmayacak normal boyutlara indirilebilir. Bu nedenle labioplasti ameliyatları kozmetik olmaktan ziyade fonksiyonel operasyonlar olarak kabul edilmelidir.
Benzer şekilde büyük dudakların asimetrik olması da hem psikolojik hem de bir önceki durumda olduğu gibi fonksiyonel olarak cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir ve labioplasti gerekli olabilir.
Yaşın biraz ileri olduğu durumlara yaşlanmaya bağlı olarak dış genital bölgedeki organlarda yağ dokusu azalabilir. Bu durum özellikle mons pubis ismi verilen kasığın hemen altındaki kıllı bölgede kendini gösterir. Aynı şekilde labiumlarda da değişik nedenlere bağlı olarak incelme görülebilir. Bu gibi durumlarda kişinin değişik bölgelerinden liposuction benzeri bir işlemle alınan bir miktar yağ dokusu bu alanlara enjekte edilerek dış görünüm düzeltilebilir.
Tam aksi şekilde bu bölgelerde fazla miktarlarda bulunan yağ dokusu da lokal anestezi altında alınarak estetik geçekleştirilebilir.
Bazı kadınlar cinsel organlarından dolayı huzursuzdurlar. Bunun altında yatan sebep büyük bir olasılıkla cinsel organlarının ergenlik öncesi şeklinden değişiklik göstermesidir. Bu tür şikayeti olan kişilerde yapılacak olan plastik operasyonlar psikolojik olarak kadını destekleyecek ve bu nedene bağlı olarak bozulan cinsel yaşantısını normal hale getirebilecektir.
Ülkemiz başta olmak üzere bazı etnik toplumlarda kızlık önemini korumakta ve bekaret cinayet ile sonuçlanabilen bazı hoş olmayan durumlara neden olabilmektedir. Adını Yunan mitolojisinde Hymen veya Hymenaeus olarak bilinen evlilik tanrısından alan kızlık zarının (hymen) tamiri pek çok kadın-doğum hekiminin karşılaştığı bir taleptir. Ülkemizde bu işlemin hukuksal boyutu tartışmalıdır. Ancak pekçok hekim bu işlemi etik bulmamaktadır. Son zamanlarda Avrupa sosyetesinde baş gösteren kızlık zarı diktirerek nikah tazeleme modası ilgi çekici enteresan bir gelişmedir.