öneriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öneriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008 Pazartesi

Kilo verme yolları, kilo vermek için öneriler

Kış aylarında fazla kilo alınmasının önüne geçebilmek için tok tutucu özelliği bulunan çorba ve lifli gıdalar tüketilmesi öneriliyor. Konya SSK Bölge Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şirin Kayhan Eser, kış aylarında artan soğukların, vücutta olumsuz etkilere neden olduğunu kaydetti. Bazal metabolizmanın (vücudun ihtiyacı olan asgari enerji miktarı) değiştiği kış aylarında vücut ısısının düştüğünü bildiren Eser, normal ısı düzeyine ulaşılması için fazladan enerjiye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu nedenle kış aylarında yemek yeme isteğinin arttığını ve yüksek enerji veren karbonhidratlı gıdaların tüketildiğini ifade eden Eser, bunun da aşırı kiloya yol açabildiğini anlattı. Eser, soğuk havalarda çok yemenin yanı sıra evden ya da çalışılan mekanlardan dışarı pek fazla çıkılmadığını, bunun da hareketsizliğe neden olduğunu belirterek, yenilenin eritilmemesinin de kilo almada önemli rol oynadığını aktardı.


\”3 öğün yerine 5 ara öğün\”

Ayrıca kış aylarında gecelerin uzun olması ve sürekli atıştırılmasının da alınan gıdaların kiloya dönüşmesine neden olduğunu ifade eden Şirin Kayhan Eser, şunları söyledi: \”Kışın fazla kilo almamak için ilk olarak tok tutucu çorba ve lifli gıdaların tercih edilmesi gerekiyor. Sürekli atıştırmanın önüne geçecek kepek, yulaf, çavdar, kuru fasulye, nohut, meyve ve sebze gibi lifli gıdalar midede su çekip şişeceğinden, yeme isteğini azaltacaktır. Sık aralıklarla su içmek de yemek yeme isteğini azaltan diğer bir etkendir.\”

Eser, ayrıca çok fazla yemek yenilen 3 ana öğün yerine gün içinde 5 ara öğünle karnın doyurulması gerektiğini vurgulayarak, bunun mide kapasitesini düşüreceğini ve metabolizmanın daha hızlı çalışarak, alınan gıdaların daha kolay eritilmesini sağlayacağını bildirdi. Öğünlerin kesinlikle geciktirilmemesi gerektiğini belirten Eser, aksi halde sonraki öğünde daha fazla yenileceğini, bunun da mideyi genişleterek yemek yeme isteğini artıracağını söyledi.

\”Kilo almamak için yemek sırasında oyalanın\”

Beynin tokluk merkezini uyarması gereken yemek masasında geçen ilk 20 dakikalık zamanın doldurulması amacıyla yemek sırasında oyalanmanın da kış kilolarının önüne geçeceğini dile getiren Eser, şöyle devam etti: \”Beyin, yemeğe başlandıktan yaklaşık 20 dakika sonra tokluk merkezini uyarır. Bu nedenle bu süreyi doldurmak ve daha fazla yememek için yemekte oyalanmak gerekir. Bunun için de en ideal yöntem, gıdaları yavaş ve iyi çiğneyerek, yemek yeme süresinin uzatılmasıdır. Bu hem fazla gıda alımını, hem de alınan gıdaların daha kolay sindirilmesini sağlar. Bu nedenle tabağındaki yemekle oynayanlar genelde zayıftır.\”

Eser, yeme isteğine karşı iradeli davranılması, sürekli ortaya çıkan açlık hissinin ise meyve ve sebzeyle geçiştirilmesinin daha doğru olacağını sözlerine ekledi.

Saç bakımı saç kurutma

Sıcak Yağ Tedavisi
Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.

Hintyağı Tedavisi
Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.

Zeytinyağı ve Bal Tedavisi
Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.

Protein Tedavisi

Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.

Kakao Yağı Tedavisi

Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.

Mayonez Tedavisi

Kuru saçların en büyük ihtiyacı saç derisinin tıkanmış olmasından dolayı kaynaklanan yağ eksikliğidir. Bu açığı gidermek için mayonez tedavisi uzmanlar tarafından önerilen bir bakım türüdür. Bir yumurtayı, 1 çorba kaşığı sirkeyi, 2 çorba kaşığı bitkisel yağı, işe koyulmadan hemen önce karıştırarak çırpın. Bu karışımı baş derinize ovarak iyice içirin. Ardından saçlarınızı tarayarak bütün karışımın saçlarınıza eşit yayılmasını sağlayın. 15 dakika böyle bekledikten sonra saçlarınızı yıkayarak durulayın. Bu tedavi baş derisine nem kazandırılmasına yardım eder, kuru saçın yağla beslenmesini sağlar.







Saç dökülmesi,

Kadınların saçlarıyla ilgili en önemli sorunlarından biri olan Alopesia Areata olarak adlandırılan saç dökülmesi, saçın kısım kısım ya da bütün başta yoğun bir şekilde dökülmesidir. Uzmanlar bu durumu, yaşamda daha aktif olarak yer almaya başlayan kadınların hormonal değişikliğine bağlamaktadır.

Yaşamdaki etkinliklerinin artmasıyla kadınların erkeklik hormonu olan androjeni daha fazla salgılamaya başladıkları düşünülmektedir. Bir kadının vücudundaki normal hormon oranı, 8 ölçü östrojene (kadınlık hormonu) karşılık 1 ölçü androjen hormonudur. Ancak bu oran değiştiğinde kadınlarda saç dökülmesi görülmeye başlanır. Östrojen hormonu doğrudan cildin dokusunu ve saçın esnekliğini etkiler. Aslında doğumdan birkaç ay sonra kadınların saçları dökülmeye başlar. Çünkü hamilelik sırasında pek yüksek olan östrojen seviyesi doğumdan sonra birden bire düşer, bu da saçları kötü etkiler. Ancak bu geçici bir durumdur bu yüzden endişelenmeye gerek yoktur.

Ayrıca doğum kontrol hapları alan kadınlar da, hap kullanmayı bıraktıktan sonra saç dökülmesiyle karşılaşabilirler. Saç dökülmesiniyle ilgili olarak uzmanların görüş birliğine vardığı temel sebepler şunlardır: Sıkıntı, endişe, uykusuzluk, bozuk dişler ve dengesiz beslenme saç dökülmesine sebep olabilir. Saçlara gelişigüzel boyamalarla verilen zararlar tellerin kırılmasından daha da öteye gidip, saç dökülmesine yol açabilir. Devamlı toplanan saçlardaki gerilme saç derisinde iltihaplanmaya, şişmeye, saçı besleyen bölümün büzülerek saçın dökülmesine sebep olabilir.

Makyaj yapma teknikleri

Beyaz ten: Solgun bir ten boyanırken titizlikle davranılmalıdır. Beyaz tenlilerin makyajında öncelikle cilde ince bir tabaka kremimsi fildişi tonunda fondötenden sürülmelidir. Yanaklar ve dudaklar için ise pembe ya da kehribarımsı bir allık, pastel renkte dudak boyası kullanılmalıdır.

Buğday ten: Çoğu zaman bu cilt rengine doğulularda rastlanır. Buğday rengi bir tene uygulanacak makyajın temel rengi sarımtırak bej tonlarında olmalıdır. Yanaklara ve dudaklara şeftali ya da gül renkleri son derece uygundur.

Bal Rengi ten: Orta tondaki bu cilde birçok renk sürülebilir. Bejimsi, altınımsı ve turuncumsu renkler bu cilt tipinde rahatlıkla kullanılabilir. Fondötenin tonu, yanaklara ve dudaklara sürülecek mercan, gül kırmızısı, parlak ya da sarımtırak pembelerle kombine edilebilir.

Hafif esmer ten: Bu cilt renginde fondöten sarımsı tonlarda olmalı ama bunun içinde hafif bir pembelik de bulunmalıdır. Yanaklara ve dudaklara sıcak mercan, koyu pembe ve sarımsı kırmızı renkler sürülebilir.

Esmer ten: Cildin rengi ne kadar koyu olursa, fondöten kullanma gereği de o kadar azalır. Çoğu zaman bir jölenin parlaklığı yeterli olur. Koyu renk ciltlerde kahverengi veya toprak tonunda fondöten her zaman mükemmel sonuçlar verir. Allık ve dudak boyası kehribar, tarçın veya üzüm renklerinde olmalıdır.

Koyu esmer ten: Jöleler böyle bir tene parlaklık verir. Tunçlaştırıcı çubuk boyalar da bu ciltlere uygundur. Yanaklar kehribar ya da mor erik tonlarıyla parlatılabilir. Aynı şeyi dudaklar için de söyleyebiliriz. Ayrıca, parlak bir pembe de yakışabilir.

Göğüs küçültme operasyonu

Boyun ve omuzlarda ağırlıktan dolayı ağrıya sebep olan büyük ve ağır memeler, bazen bel ve baş ağrılarına, vücudun normal duruşunu bozarak kamburlaşmaya ve çirkin görünüme yol açabiliyor. Ayrıca büyük memeli kadınların giydiği sütyenleri omuz derisinde derin izler bırakabiliyor. Tüm bunların yanı sıra iri göğüslü kadınların psikolojik sorunları da mevcut. Ne giysem bana yakışmıyor diyerek göğüslerini takıntı yapan kadınlar, göğüslerinin aşırı büyük olmasından dolayı kendilerine farklı bir gözle bakılmasından da şikayetçiler.

Sokakta, plajda ya da bir davette iri göğüslü kadınları göz hapsine alan erkeklere siz de rastlamışsınızdır. Siz de göğüslerinizden şikayetçiyseniz ve bunu psikolojik bir sorun haline getirdiyseniz, kendinizi tıbbın mucizesine bırakabilirsiniz. Yapılan meme küçülte ameliyatları sayesinde artık kadınlar istedikleri bedene kavuşuyor. Böylelikle hem komplekslerinden, hem iri göğüsleri nedeniyle çektikleri fiziksel sıkıntılardan, hem de istediklerini giyememe zahmetinden kurtuluyorlar. İşte size meme küçültme ameliyatlarıyla ilgili tüm soruların yanıtları…

Estetik ameliyat nasıl yapılır?

Meme küçültme ameliyatı, fazla meme dokusunun, yağın çıkarılıp yeniden şekillendirilmesidir. Memenin büyüklüğüne göre yapılacak ameliyat tekniği de değişir. Önemli olan mümkün olduğu kadar az iz bırakmaktır. En çok kullanılan teknik meme altında tek düz çizgi ya da L şeklinde iz bırakan yöntemlerdir.

Ameliyat süresi ve hastanede kalış süresi nedir? Ağrı sorunu olur mu?

Ameliyat genel anestezi ile ortalama 3 saat kadar sürer. Hastanede kalış süresi 1 gündür. Şaşırtıcı ama ağrı az ya da yoktur. Ayağa kalkıldığında, ilk günlerde bir miktar rahatsızlık duyulabilir ama birkaç gün içinde bu şikayetler ortadan kalkar. Her ameliyatta olduğu gibi meme küçültme ameliyatlarından sonra da ilk hafta biraz halsizlik olabilir. Fakat bu olağan bir süreçtir.

Sonuç ne zaman alınır?

Ödem ve şişlikler ilk bir ayda hızla azalır. Sonraki altı ayda meme dokusu giderek yumuşar ve izler normal renge kavuşur. Bu arada memenin görünümünde devamlı değişmeler olacaktır. Ayrıca yerçekimi, kilo alma ya da doğum kontrol hapları gibi etkenlerle değişimlerin olması kaçınılmazdır.

Çok iz kalır mı?

Açık tenli olanlar iz kalmaması açısından daha şanslıdır. Ancak izler yine de derinin yapısal özelliklerine göre değişim gösterir. Hastalar genelde iz yüzünden şikayetçi olmaktadır. Kullanılan L teknik ve düz tek çizgi şeklindeki izler meme altında gizli kaldığından, ters T tekniğinin kullanıldığı ameliyata tercih edilir. Bir sene sonra izler fark edilmeyecek hale de gelebilir.

Ameliyattan hemen sonra işe gidilebilir mi?

Ameliyatın ardından işe başlama, yapılan işin türüne göre değişir. Ofis içi çalışanlar 3-4 gün sonra işe başlayabilir. Normal aktivite için 3 hafta kadar süre gerekir. Spor ve yüzme gibi aktiviteler için 6 hafta beklenilmelidir.

Bebek emzirmek mümkün müdür?

Yapılacak meme küçültme tekniğine göre değişir. Çok büyük memelerde büyük miktarda meme dokusu çıkarılacağından bu mümkün olmayabilir. Bir kısım meme bezi sağlam bırakılırsa emzirme az da olsa mümkündür.

Burun estetiği

Yüzün en dikkat çeken noktalarından biri olan burnun büyük, kemerli ya da deforme olması çoğu kez kişide psikolojik sıkıntı yaratır. Burun şekli ırksal ve yöresel özellikler gösterir. Aşırı büyük ve kemerli bir burnun dışında burun şeklinin çirkin olduğunu söyleyebilmek genelde zordur. Zaman ve moda, toplumun genel estetik düşünceleri de güzel burun anlayışında etkilidir.

Estetik cerrahlar için güzel burun, yüz oranlarına uyumlu olması gerektiği gibi; kişinin sosyal ve kişisel özelliklerine de uyumlu olmalıdır. Burun ameliyatlarında başarı oranı nedir? İdeal burun ameliyatı için kişinin deri yapısı önemlidir. İnce derili ve çok büyük olmayan burunlarda alınan sonuçlar, kalın, yağlı derili ve çok büyük burunlara göre daha başarılıdır. Nefes alma problemi olanlarda deviasyon ameliyatı muhakkak estetik burun ameliyatı ile aynı seansta yapılır. Burun estetiği ameliyatları en erken 15 yaşında yapılabilir.

Burun ameliyatlarında hangi teknikler kullanılır?

Her buruna aynı cerrahi teknikle işlem yapılmaz. Birden fazla burun ameliyatı tekniği vardır. Çok eğri ya da daha önce burun operasyonu geçirmiş sorunlu burunlarda açık rhinoplasty tekniği uygulanır. Daha basit burunlarda diğer klasik yöntemlerden biri seçilebilir. Burun estetiklerinde kullanılan bazı yeni teknikler vardır. Burun ameliyatlarında; küçültme, eğrilikleri ve burun ucu şeklini düzeltme, daha önce yapılıp çökme olmuş burunlarda kemik ve kıkırdak grefti ile yükseltme gibi uygulamalar yapılır.

Burun ameliyatlarından sonra hasta kaç günde toparlanır?

Burun ameliyatları genel veya lokal anestezi ile yapılabilir. Hasta o gece veya ertesi gün evine gider. Burun tamponları ertesi gün alınır. Alçı uygulaması yapılmaz, özel bir burun splinti bir hafta kadar tutulur. Göz çevresinde şişme ve morluklar olabilir. Bu şişlikler 3-4 gün içerisinde geriler. Morluk olmuşsa bir hafta - on gün içerisinde kaybolur. Burun ameliyatında ameliyat sonrası ağrı olmaz, dikiş alınmaz.

Ameliyat izleri ne zaman ortadan kalkar?

Burunda gözle görünen ödemler bir ay içerisinde geriler. Diğer hafif ödemler 3-6 ay kadar devam eder ve kaybolur. Burun gerçek şeklini ortalama 6 ay içerisinde alır. Bazı durumlarda rhinoplasty ameliyatı sonrası ufak tefek sorunlar için lokal anestezi ile revizyonlar yapılabilir.

Meme büyütme, göğüs büyültme

MEME BÜYÜLTME (PROTEZ)

Estetik meme büyütme memenin hacmini artıran bir işlemdir.

Ameliyat Öncesi Değerlendirme:
Meme ameliyatı düşünen her kişinin atması gereken ilk adım bir plastik cerraha danışmaktır. Arzulanan sonucun mükemmeliyet değil, düzeltme olduğunu akılda tutarak göğüslerinizin ameliyat sonrası büyüklüğü ve görünümü ile ilgili beklentilerinizi açık yüreklilikle tartışmalısınız.
Herhangi bir estetik ameliyat uygulanmadan önce sağlanması gereken en önemli etkenlerden biri duygusal kararlılıktır. Meme büyültme ameliyatı göğüslerinizi şekillendirir fakat hayatınızı şekillendirmez. Estetik cerrahi görünümünüzü düzeltir ve kendinize olan güveninizi tazeler fakat gerisi size kalmaktadır.

Sizi muayene ettikten sonra cerrah, göğüs kafesini kaplayan deri ve göğüslerin durumu gibi ameliyatla ilgili kararları etkileyecek diğer değişkenleri tartışacaktır.

Memenin bariz olarak sarkıklığı vakalar için, cerrah meme büyültme ameliyatına ek olarak meme derisini azaltacak, yeniden şekillendiren bir yöntem önerebilir. İlk ziyaret esnasında cerrahınız, kullanılacak cerrahi teknik, anestezi, ameliyatın nerede yapılabileceği, cerrahinin gerçekçi olarak neleri başarabileceği gibi sizin durumunuza özel detayları açıklayacaktır.
Estetik meme ameliyatını seçmeden önce risk ve masraflar gibi değerlendirilmesi gereken ilave etkenler, cerrah ile bu esnada tartışılmalıdır.
Her yıl başarıyla binlerce meme büyültme ameliyatı uygulanmaktadır. Buna rağmen, sizin bu cerrahinin muhtemel riskleri ve ilgili komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmiş olmanız gerekir. İnfeksiyon ve sınırlı kan birikimi gibi ameliyat sonrası komplikasyonlar nadirdir ve tedavi edilebilir. Ara sıra kapsüler kontraktür olarak tanımlanan aşırı skar (nedbe dokusu) oluşumuna bağlı olarak çok sertleşmiş göğüslerin yumuşatılması için ikinci bir ameliyat gerekebilir. Komplikasyon riski, iyileşme dönemindeki takiplerinizde cerrahınızın tavsiyelerine yakından uyarak azaltılabilir.

Ayak kokusu, nedenleri

yak kokusu pek çok nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Balevi,”Bu rahatsızlığın bir nedeni de troid ve ter bezlerinin hızlı çalışmasıdır. Aynı durum şeker hastaları için de geçerlidir” dedi.

İyi kurulayın
Ayak kokusu ayrıca en çok kurulanmayan ayaklarda görülür. Vücuttaki kronik rahatsızlık dışında, ayak terlemesine bağlı olarak ortaya çıkan kokunun en önemli nedenlerinden biri deri yerine, sahte deri kullanılarak üretilen kalitesiz ayakkabılardır.

Sentetik olmasın
Normal bir deri gözenekleri sayesinde ayakkabı içindeki hava sirkülasyonunu sağlarken, bir çeşit plastik olan sentetik deriler ise havanın çıkmasına olanak tanımayarak bakteri üretimini hızlandırmaktadır.

Ayak sağlığı, ayak terlemesi

Ayaklarınızın hayatınız boyunca büyüyüp değişmeyi sürdürdüğünü biliyor muydunuz? Kilo almak, vermek ve normal yaşlanma ayağın şeklini değiştiriyor. Sağlıklı ayaklar vücudunuzun sağlığı için de çok önemli. Ayaklarınıza günlük bakım uygulayarak ve ayağınıza tam uyan rahat ayakkabılar giyerek sağlıklı adımlar atın.

Özelikle şeker hastalarının ayak sağlığına özen göstermesi br zorunluluktur. Çünkü şeker hastaları ve dolaşım sistemi yavaş çalışanlar ayak sorunları konusunda daha fazla risk taşırlar. Nasır, su toplama çok çabuk ciddi sorunlara dönüşebilir. Ayaklara gereken ilgiyi gösterin Ayaklarınızı iyice inceleyin. Her parmağı, topukları, ayaklarınızın başını sonunu inceleyin. Eğer ayağınızın altını göremiyorsanız ayna kullanın. Herhangi bir mantar, su toplaması ya da nasır olup olmamasına dikkat edin.

Ayak sorunlarının çoğu uygunsuz ayakkabı giymekten doğar. Bu yüzden ayağınıza uygun ayakkabıları tercih edin.
Duş alırken ayaklar genellikle unutulur. Her yıkandığınızda ya da duş aldığınızda ayaklarınızı fırçalayın.
Tırnaklarınızın kare biçiminde kesilmiş olmalarına dikkat edin. Tırnaklarınızı fazla kısa kesmeyin, aksi takdirde batık olabilir.
Nemlendirici bir kremle ayaklarınıza masaj yapın.

Nasırlar

Nasır denilen kuru, sert ve kalın deri tabakası genellikle küçük bir sorundur. Oluşumunun sebebi de sürtünme ve baskıdır. Uygun ayakkabı giyildiğinde ve bakım yapıldığında bu sorun kolayca çözülür. Başparmağa biraz yer bırakan yumuşak deri ya da bez ayakkabılar giyin.

Nasırlardan kurtulmanızın yolları ise çok basit:

Deriyi yumuşatmak için alın bir leğen, içini sıcak suyla doldurun, güzel kokulu bir de sabunla köpürtün ve 15 dakika boyunca ayaklarınızı bu suda tutun. Pomza taşı ya da ıslak yıkanma lifi ile nasırlı bölgeyi ovun. Bu uygulamaları düzenli hale getirirseniz derinin kalınlığını ve nasırını kolayca kaldırabilirsiniz. Cilt normale dönene kadar bunu sık sık tekrarlayın. Her yıkandığınızda ya da duş aldığınızda ayaklarınızı sabunlu bez ile güzelce ovun.

Batık

En sevdiğiniz ayakkabınızı giydiniz ve başparmağınızda batmaya benzer bir acı mı hissediyorsunuz?

Batık, tırnağın parmağın içerisine doğru uzamasıdır. Nedeni de çoğunlukla tırnakların fazla kısa kesilmesi ya da dar ayakkabıların giyilmesidir. Sözkonusu bölge enfeksiyon kapmışsa bir doktora görünün. Herhangi bir enfeksiyon söz konusu değilse tırnağın uzamasını bekleyin, uzadıktan sonra da düz olarak kesin. Tırnaklarınızı yuvarlak değil kare şeklinde keserseniz ve dar kesimli ayakkabılara pek rağbet etmezseniz parmağınızın maruz kalacağı hain baskıları engellemiş olursunuz. Parmaklarınızı ayakkabının içerisinde kımıldatacak rahatlıkta olursanız mutlu adımlar atabilirsiniz.

Bunyon

Bunyon, başparmağın iltihaplanıp şişerek ikinci parmağın üzerine çıkma halidir. Kemiğin fırladığı yere bunyon denir. Bunyonlar kalıtımsal olabilir. Genellikle kadınlarda erkeklerden daha çok görülür Yüksek topuklu dar ayakkabılarda parmakların zorlanması baş nedendir. Yürürken canınız yanıyor ya da sürekli olarak ayaklarınızda bir ağrı hissediyorsanız bir uzmana görünmelisiniz.

Anahtar: Uygun Ayakkabı

Bütün bunlar demek oluyor ki, biz kadınlar gözümüze hoş hatta seksi görünen o ince topuklu dar ayakkabı ve çizmeleri aralıksız giyince ayaklarımızın katilleri oluyoruz. O zaman birkaç noktayı gözden kaçırmamakta fayda var:

Yeni ayakkabı alırken her iki ayakkabıyı da giyip tur atın.
Ayakkabı satın almayı günün sonuna, ayaklarınızın yürümekten yorulup şiştiği zamana denk getirin.
En az şıklık kadar ayağınızın rahatını da önemseyin.

Ayak sağlığı, el ve ayak bakımı

Bakımlı Tırnakların Sırrı…

Bir bayanın elleri ne kadar güzel olursa olsun tırnaklarının şekilsiz ve kırık olması, bu güzelliği gölgeleyecektir. Bu nedenle ellerinizin bakımını yaparken tırnaklarınızı sakın ihmal etmeyin:

- Tırnaklarınızın sürekli olarak sararmasından şikayetçi iseniz; 1 adet limonu çok az suyla karıştırıp tırnaklarınızı birkaç
dakika bu limonlu suda bekletin, böylece sararmayı önlemiş olursunuz.
- Tırnaklarınızın kolay kırılmasını önlemek için en iyi yöntem, tırnak diplerine vazelinle masaj yapmaktır. Vazelin, kolayca
emilip cildi nemlendirir ve tırnakların güçlü olmasını sağlar.
- Tırnaklarınızın bakımlı görünmesini sağlamak için ise, sık aralıklarla manikür yapmalı, ayrıca bir parlatıcı veya ojeyle
tırnaklarınızın canlı ve bakımlı bir görünmesini sağlamalısınız.

Yumuşak ve Pürüzsüz Eller…

Kış aylarının yaklaştığı şu günlerde elleriniz çabuk kuruyor ve çatlıyorsa:

- Kuruyan elleriniz için doğal bir maske kullanarak ellerinizi nemlendirebilirsiniz.
Bunun için; bir haşlanmış patatesi ezip, içine biraz vazelin ve kuru papatya
çiçekleri katarak bir karışım hazırlayın. Bu karışımı elinize sürün. Sonra da elinizi
pamuklu bir mendile sararak yarım saat kadar bekleyin. Ellerinizin ne kadar
yumuşak ve pürüzsüz olduğuna inanamayacaksınız.
- Ayrıca sürekli olarak yanınızda bulunduracağınız koruyucu ve besleyici bir el kremide ellerinizi nemlendirmede
oldukça etkili olacaktır. El kremini gün içinde az az ama sık sürün. Bilekten baslayarak parmakların eklem yerlerine
kadar dairesel ve özenli hareketlerle masaj yaparak yedirin.

Ayak Rahatlığı Önemli…

Bütün kış kapalı ayakkabılar içerisinde sıkışıp kalan ayakalarınızın rahat bir nefes alması için:

- Ayaklarınızı sıcak bir ayak banyosu ile yumuşattıktan sonra, katı ve sert kıllı bir fırça ile fırçalayarak masaj yapın.
Topuklar ya da ayağınızın altı gibi daha sert bölgeleri ise ponza taşı ile keseleyin. Son adım olarak esanslı yağ ile
ovarak ferahlatın.
- Ayak tırnaklarınızı keserken; düzgün kesebilmek için mutlaka önce ıslatın ve çok fazla dipten kesmemeye dikkat
edin. Eğer tırnağınızı fazla derinden keserseniz, etinize gömülüp tırnak batmasına neden olabilir.

Ayak şişmesi, ayak ağrısı

Topuk Ağrısı

Yürüyünce,topuklarımız sürekli ve güçlü bir şekilde yere vurur.Topuk vucudun ağırlığını destekleyecek kadar ve basıncı absorbe edecek kadar güçlü olmalıdır. Topuk’da ağrı oluştuğunda, Rahatsız edici bir durum ortaya çıkar ve atılan her adım bir problem olur,böylelikle yürüyüşünüzü etkiler.

Topuk ağrısı ve gerçekler,

Değişik Topuk Ağrıları vardır.En çok rastlanan:Topuk Dikeni (plantar fasciitis);Topuk Bursiti ve Topuk çıkıntısıdır.

SEMPTOMLAR

TOPUK DİKENİ: Ayaktayken ağrı çoğalır,özellikle sabah yataktan ilk kalkıldığında.Çok rastlanır,ancak 40 yaş üstü grupta daha sık görünür.Topuk’da gözle görünen bir şey yoktur ,sadece lokal olarak topuğun ortalarında derin bir acı hissedilir.

TOPUK BURSİTİ:Ağrı ,ayak bileği hareket ettikçe topuğun arkasında hissedilir.Achilles Tendon’un her iki tarafında şişlik olabilir.Yada topuk yer ile temas ettikçe derin bir ağrı hissedebilirsiniz.

TOPUK ÇIKINTISI (HEEL BUMPS):Topuğun arkasında sert çıkıntılar olarak görülür.Ayakkabı üzerine sürttükçe acı verir.

TEDAVİ

TOPUK DİKENİ:Yumuşak topuk yastıklarının pek faydası yoktur.İlk etapta Podiatrist’iniz hassasiyeti azaltmak için topuk yastığını önerebilir. İkinci etapta Podiatrist’iniz özel tabanlık (orthotic) tavsiye eder .Ayak daha efektif bir şekilde çalışır, böylelikle ligamentlere olan stresi azaltır ve ağrının tekrarını azaltır. Ağrı devam ederse Doktorunuz tarafından kortizon iğnesi gerekebilir veya ilerki safhalarda ameliyat.

TOPUK BURSİTİ:Podiatrist’iniz sürtünmeyi engellemek için gerekli sargıları ve bandajları uygulayacaktır .Bu işlem yapılarak enflamasyon yatıştırılır.Enfeksiyon varsa Doktorunuz size uygun antibiotiğin reçetesini yazacaktır.

TOPUK ÇIKINTISI:Uygun ayakkabıyı giyerek ayağınız rahata kavuşacaktır.Deri ayakkabı ve çizme/bot giyilirse daha rahat olunur.Ağrı devam ederse,ameliyat gerekebilir.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar

1. Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlarda Her İki Cinste de Görülebilen Ortak Belirtiler
Ağrılı idrar yapma, idrar yaparken güçlük, sık idrara çıkma.
Cinsel organlarda ağrılı/ağrısız açık yaralar ya da kabarıklar.
Cinsel organlarda siğil ve uçuklar.
Kol ve bacaklarda kaşıntısız kızarıklıklar, döküntüler.
Cinsel organda karıncalanma hissi ya da kaşıntı.
Baş ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma.
Ateş, üşüme.
Ağızda yaralar.
Kasıklarda şiş ve ağrılı bezeler.
Deri altında şişlikler.

2. Erkeklerdeki Belirtiler
Penisten akıntı (yeşil, sarı renkli) gelmesi.

3. Kadınlardaki Belirtiler
Düzensiz adet kanaması.
Kasık ve/veya bel ağrısı.
Her zamankinden farklı nitelikte vajinal akıntı (beyaz, grimsi, yeşil, sarı, köpüklü, iltihaplı, kokulu)
Ağrılı ya da güç cinsel ilişki.

4. Bebek ve Çocuklardaki Belirtiler
Göz iltihabı, tedavi edilmezse gözde yaralara ve körlüğe yol açabilir. Doğumsal sifilizde burun kökü çöküklüğü.
Zatürre.

Cinsel hastalıklar ve bulaşma yolları

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar ve HIV/AIDS’in Bulaşma Yolları

CYBE cinsel ilişkiyle (oral-anal-vajinal ilişki) geçer.

CYBE’nin diğer bulaşma yolları ile de geçişi olasıdır. Bu geçiş için, vücudun hastalıklı kan içeren bölümleri, vücut sıvıları (meni, vajinal akıntı, anne sütü vb.) ya da açık yara ve kesiklerle doğrudan temas gerekmektedir.

HIV’le ilgili olarak; tükürük ve ter gibi diğer vücut sıvıları yalnızca küçük oranlarda virüs içerir ve bu sıvıların enfeksiyona sebep olduğu gösterilememiştir. Bununla beraber, açık yaralar ağız içine kanama yapıyorsa, tükürükteki virüs oranı artabileceğinden derin ve ıslak öpüşme güvenli değildir. Ayrıca, kanda virüs varsa idrar ve dışkı da HIV bulundurabilir. Zedelenmiş deri ile doğrudan temasla da bulaşma olabilir.

Kirli ve kullanılmış enjektörler, ustura bıçağı, diş tedavisi, sünnet için kullanılan cerrahi aletlerin paylaşılması, bulaşma olan birinden kan nakli, ayrıca hamilelikte, doğumda ve anne sütüyle bazı kan yoluyla bulaşan CYBE’nin ve HIV/AIDS’in anneden bebeğe geçebildiği bilinmektedir.

Bir hastalık etkeniyle bulaşmış bireylerin (özellikle açık yaralara sebep olan CYBE’si olanlar) HIV/AIDS’e yakalanma olasılıkları daha fazladır.

CYBE’nin kimden bulaşacağını önceden saptamak her zaman olası değildir. Bulaşma, birey bunu bilmeden, farkına varmadan olabilir.

Kadınlarda ve erkeklerde cinsel gelişim

Cinsellikle ilgili konularda bedensel, duygusal ve toplumdaki konum açısından iyilik halinde olmak, cinsel sağlığımızı tanımlar. Mutlu ve güvenli bir cinsel yaşam sürme, üreme yeteneğine sahip olup, bu yeteneği koruma ve isteyince kullanma hakkının kadın/erkek, genç/yaşlı herkes için temel haklardan biri olduğu, 1994 yılında Kahire’de yapılan Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Nüfus Konferansı’nda öngörülmüştür. Üreme Hakkı olarak tanımlanan bu öngörüyü sağlayan hizmetler üreme sağlığı hizmetleri olarak belirlenmiştir. Tüm üye ülkeler de, vatandaşlarına bu hakkı kullanma ve üreme sağlığı eğitimini üreme çağı öncesinde edinme olanağı sağlamak üzere söz vermiştir.

Ergenler ve gençler için önemli olan, erişkin yaşamına geçerken, içinde yaşadıkları ortamla uyum içinde cinselliklerini yaşamayı öğrenmeleridir. Ergenler ve gençler ruh sağlığı açısından başkalarına ve kendilerine zarar vermeden, bedensel sağlıklarını kötü etkilemeden, toplumda kendilerini zor duruma sokmadan diğer alanlarda olduğu kadar cinsellik konusunda da tutum ve davranışlarını yönlendirebilmelidirler.

Çoğu toplumda cinsellik hakkında ortak ve yaygın olan YANLIŞ İNANIŞLAR vardır. Öncelikle bu yanlışları ortadan kaldırmaya çaba göstermeliyiz. Bunlardan en önemli birkaçı, yukarıdaki bilgileri pekiştirmek amacıyla aşağıda sunulmuştur:

Erkek cinsel ilişkiyi her zaman ister ve buna hazırdır.
Sevişmeyi başlatan kadın ahlaksızdır.
Sevişmek cinsel birleşme demektir; bunun dışındakiler önemsizdir.
Erkeğin penisi sertleştiğinde en yakın zamanda boşalmalıdır.
Eşler birbirlerini sevdikleri taktirde sevişmekten nasıl zevk alabileceklerini bilirler.
Sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır; sevişme hakkında konuşmak veya düşünmek onu bozar.
Her erkek her kadına nasıl zevk vereceğini bilmelidir.
Cinsellikten zevk alan kadınlar çok deneyimlidir.

Kulak, burun, boğaz ve göz

Kulak - Burun - Boğaz ve Göz İçin Şifalı Bitkiler

Bu sistemde görülen hastalıkların çoğu mukoza problemlerinden kaynaklandığına göre, genelde yangılanmalar ve enfeksiyonlarla ilgilenmek gerekiyor. Bu durumlara uygun özel bitkiler bellidir, ama bu tür hastalıkların, bedenin tümüyle birlikte tedavi edilmesi gereği unutulmamalıdır. Yangılanmalarda (ağdalı sıvı üreten mukoza iltihapları), mukozayı sıkıştırıcı, büzüştürücü, yani sağlamlaştırıcı bitkiler (tanen içerikli) ve yangılanmaya karşı etkili bitkiler kullanılır. Kolayca uçabilen yağları fazlasıyla içeren bitkiler de bu alanda başarıyla kullanılabilir. Ayrıca, hastalıkta bakterilerin de pay sahibi olduğu düşünülerek, bakteri önleyici (öldürücü) bitkilerin de unutulmaması gerekir. Savunma ve temizlik işlevinde lenf sistemine gereken yardımın, kan temizleyici bitkilerden alınabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Özellikle bu sistemde kullanılabilecek bitkiler sırasıyla: Gözotu, hatmi yaprağı, ebegümeci, ökaliptus yaprağı, beşparmakotu, altınbaşak, kavak tomurcuğu, mürver çiçeği, nane, adaçayı, zufaotu. Ayrıca, enfeksiyon hastalıklarına karşı bedenin savunma ve bağışıklık sistemlerini güçlendiren echinacea preparatları mutlaka kullanılmalıdır. Eczanelerden temin edilebilir.

Kulak

Kulakların görevinin duymak olduğunu biliyoruz, ama bu görevin yanı sıra onlar, bedenin tüm hareketlerinde kurulması gereken denge hakkında gereken sinyalleri de beyine gönderirler. Bu çok yönlü işlevleri olağanüstü bir şaşmazlıkla gerçekleştiren içkulağın yapısı bir estetik şaheseridir. Ama içkulağın problemleri bu kitabın kapsadığı alanların dışında kalıyor. Biz burada daha çok, evde tedavi edilebilecek yangılar ve enfeksiyonlarla ilgileneceğiz.

Enfeksiyonlar

Ortakulak iltihapları genellikle boğazda başlar ve östaki borusu yoluyla yayılır. En önemli bakteri önleyici ve yangıları tedavi edici bitkiler, yalancı eğir kökü, sarmısak, papatya ve echinacea’dır. Echinacea preparatları eczanelerden temin edilebilir ve genel anlamda enfeksiyonlara karşı kullanılabilir. Kuzey Amerika kökenli bu bitki ülkemizde tanınmaz.

Lenf sistemini güçlendirici olarak, yoğurtotu, aynısafa ve koçboynuzu, yangıları iyileştirici ve mukoza güçlendirici olarak, altınbaşak ve mürver çiçeği kullanılır. Tedaviye uygun olan bu bitkiler ince kıyılıp eşit oranda karıştırılır ve günde 2-3 bardak çay, tatlandırılmadan içilir.

Demleme biçimi: 1 tatlı kaşığı dolusu bitki, 1 su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra süzülür.

Bu içten tedavi genelde çok etkilidir, ama kulak ağrısında dıştan tedavi kaçınılmazdır. Kulak ağrısı özellikle çocuklarda çok acı verici olabilir.

Nezle, alerjik nezle

Nezle

Nezle, yukarıda değinildiği gibi, sistemden kaynaklanan nedenlerin bir sonucu olabilir, ama enfeksiyonlardan veya alerjilerden de kaynaklanabilir. Bazen çok inatçı olabilen bu problemin tedavisinde, burun mukozasını etkileyebilen şifalı bitkiler kullanılır. Ayrıca, bedeni de bir bütün olarak tedavi etmemiz gerekir. Rahatlatıcı bitkiler: Gözotu, altınbaşak, mürver çiçeği, civanperçemi, mercanköşk. Günde 2-3 bardak bitki çayı, soğutulmadan, aç karnına veya öğün aralarında, tatlandırılmadan içilir.

Nezleye genellikle enfeksiyonlar eşlik eder. Mikrop kırıcı bitkiler: Kekik, sarmısak ve adaçayı. Ayrıca, echinacea preparatları eczaneden temin edilebilir.

Lenf sisteminin de nezle sürecinde etkilenebileceği düşünülerek, sistemi güçlendirebilecek ve temizleyebilecek bitkiler kullanılmalıdır: Yoğurtotu, aynısafa.

Önerdiğimiz tüm bitkilerin yanı sıra, burun tıkanıklığını önlemek için, antiseptik etki içeren uçucu yağlardan oluşan bir merhem hazırlayabiliriz. Merhem, çok az miktarda burun deliklerine veya geceleyin göğse sürülür ve böylece, uçucu yağların burunu rahatlatması sağlanır:

Nane yağı 10 ml, ökaliptus yağı 10 ml, çam yaprağı esansı (veya çam terementi esansı) 5 ml, vaselin 300 g.

Ağır ateş üstünde sıvı hale getirilen vazeline yağlar eklenir ve güzelce karıştırılır. Küçük kaplara aktarılır ve soğuyup sertleştiğinde kapakları kapanır.

*Uçucu yağlar, su buharı ile solunarak da kullanılabilir. Bu amaçla, yukarıdaki merhem veya ökaliptus ve mayıs papatyası gibi bitkiler kullanılabilir. Buhar tedavisi(inhalasyon) için:

*2-3 tatlı kaşığı dolusu bitkinin üstüne 1,5 litre kaynar su dökülür. Buharın tümünden yararlanmak için, baş büyük bir havluyla örtülür ve 10 dakika kadar burundan soluk alınır. Günde 2 kere uygulanabilir. Burun mukozası bir süre duyarlı olacağı için, hemen açık havaya çıkmamak gerekir.

*Aynı mendil ikinci kez kullanılmamalıdır. Nane esansı ile nemlendirilen bir mendil sık sık koklanabilir. Mentol, nezle virüsünün ölümcül düşmanıdır.

*Eski bir reçeteye göre, gün boyunca pek çok kere, hafif tuzlu veya limonlu suyla burun temizlenebilir.

*Nezle sırasında burun spreyine sarılan kişi, kolaylıkla bir “kronik nezleye” sahip olabilir ve en ufak bir hava cereyanında burnu akmaya başlar.

*Günde en az bir kere açık havaya çıkılmalı veya soğuk suyla yıkanmalı veya açık pencere önünde jimnastik yapılmalıdır. Ama yüksek ateş varsa, bu soğuk tedaviler yapılmaz.

Soğuk algınlığı

Soğuk algınlığı

Soğuk algınlığı genellikle sıkıntı verici bir rahatsızlıktır ve zaman geçirilmeden tedavisine başlanılmalıdır. Hastalıkların ne anlama geldiğini anlamak için tipik bir örnek: Onları daha çok, savaşılması gereken bir şeyler olarak görürüz, organizmanın dengesindeki bir sapma olarak değil! Bu uyarıya dikkat edilmeli ve bedeni yeniden eski durumuna döndürebilecek yollar aranmalıdır. Bedende bir virüsün yaygınlaşabileceği uygun bir ortam, bir dengesizlik oluştuğunda, soğuk algınlığının etkileri de hemen görülmeye başlar. İç dünyamız sağlıklı ve uyumlu olduğunda ise, virüs bombardımanına tutulsak bile soğuk algınlığına karşı direnebiliriz.

Soğuk algınlığında atılması gereken ilk adım, bedenin mukus üretiminin (dış ortamla bağlantılı mukozaların ürettiği ağdalı sıvı) kaynakları ile ilgilenmektir. Genellikle yapılması gereken, mukus üretimine katkısı olabilecek tüm besin maddelerinin beslenme planından çıkarılmasıdır (“solunum sistemi” bölümündeki, sümüksel madde üretimi ile ilgili beslenme biçimine bakın). Eğer kişi, her kış soğuk algınlığına yakalanıyorsa, böyle bir beslenme diyetinin uygulanması kaçınılmazdır.

Atılacak ikinci adım ise, hastalığın şifalı bitkilerle tedavisidir. Genelde, nezleye karşı kullanılan bitkilerin tümü, soğuk algınlığına karşı da başarıyla kullanılabilir. Her toplumun kendine özgü bitkileri vardır ve hepsi de etkilidir.

Benim özel harmanım, mürver çiçeği, nane ve civanperçemi eşit karışımıdır. Bu çay, yangılara, nezleye karşı etkili ve mukoza güçlendirici olan mürver çiçeği, uyarıcı ve birikimleri çözücü etkisiyle nane, ter ve idrar arttırıcı etkileriyle civanperçeminin oluşturduğu, çok yönlü bir tedaviyi hemen başlatır. Günde en az 3 bardak çay, mümkün olduğunca sıcak ve tatlandırılmadan içilmelidir.

Eğer hastanın ateşi varsa, karışıma kuşburnu ve ıhlamur eklenerek, terleme arttırılabilir.

Şifalı bitkilerin ve özel beslenme diyetinin yanı sıra, C Vitamini alımına da önem vermek gerekir. Hastalığın tedavisi ve yinelememesi için önlem olarak, C Vitaminin önemini yeterince anlatabilmek mümkün değildir. C Vitaminin kullanım dozajı hakkında değişik kanılar vardır. Bizim önerimiz, soğuk algınlığı belirtilerinin başlamasından rahatlama sürecinin başlangıcına kadar, gün boyuna yayarak, günde 2 g ve daha sonra günlük 500 mg C Vitamini alınmasıdır.

Ayrıca, bedenin bağışıklık ve savunma sistemlerini güçlendirmek için günde 2-3 bardak ısırganotu çayı içilmeli ve echinacea preparatları eczaneden temin edilerek kullanılmalıdır.

Burun kanaması, gebelikte ve çocuklarda

Burun kanaması

Burun kanaması, bedende herhangi bir aksaklık olduğunun bir işareti olabilir. Belki çok basit bir nedenden kaynaklanabilir, ama yüksek kan basıncı gibi önemli bir hastalığın belirtisi de olabilir. Sürekli kanamalarda mutlaka bir uzman hekime başvurulmalıdır!

-Kanamaya karşı, burun deliklerine pamuk doldurulur ve baş yukarda tutularak, başparmak ve işaret parmağı ile burun kanatlarına baskı yapılır. Pek çok kanama, böyle bir önlem sonucunda durabilir. Birkaç dakika boyunca sürekli olarak pres yapılır ve ağızdan soluk alıp verilir. Başı biraz öne eğmek gerekir, arkaya eğmek ise yanlıştır!

-Burun köküne ve enseye yapılan soğuk kompresler kanamayı azaltacaktır. Bu kompreslerin içine buz da koyulabilir.

-Omurganın başladığı noktaya, yani ense köküne parmak uçları ile yapılan dairesel masajlar, kanama süresini kısaltır.

-Atkuyruğu, ceviz yaprağı, meşe kabuğu çayı, ılıklaştırılarak buruna çekilir veya çayla ıslatılan pamuk burun yoluna sokulur. Bu bitkilerin etken maddesi olan tanenin, sıkıştırıcı, sağlamlaştırıcı etkisi sayesinde kanama süresi kısalır.

Uyarı: Eğer burnunuzda kanamaya yatkın kan damarları varsa, aspirine el sürmemeniz gerekir! Çünkü aspirin, kanı sulandırır ve pıhtılaşmayı önler.

Salisilik asit içeren besin maddelerini azaltın, çünkü aspirinin de etken maddesi olan salisilik asit, kanın pıhtılaşma özelliğini olumsuz etkiler.

Salisilik asit içeren besin maddeleri: Kahve, çay, badem, taze ve kuru üzüm, elma, kayısı, kiraz, şeftali, erik, domates ve salatalık.

16 Şubat 2008 Cumartesi

Sebze yemiyorsanız, suçlusu genleriniz

Aynı yumurta ikizlerinin, ayrı yumurta ikizlerine göre çoğunlukla aynı tür yemekleri seçtiklerini gören ve bu durumun ağız tadının daha çok genetik mirasla geçtiğini düşündürdüğünü belirten araştırmacılar, iki grup karşılaştırıldığında, aynı yumurta ikizlerinin, yemek seçimi özelliklerinin “yetişme” koşullarından ziyade “doğal” koşullara bağlı olduğunun görüldüğünü kaydettiler.

Sarımsak, kahve ve meyve yemeye düşkün olanların bu özelliklerini ailelerinden aldıklarını ortaya koyan araştırmada, yemek seçiminin, çocukken yemeye zorlanma ya da okuldaki menüde yer alanlar gibi sosyal ve çevresel faktörlerden ziyade çoğunlukla genlerin etkisine bağlı olduğu görüldü.

İngiliz bilim insanları, araştırmalarında belli başlı beş yemek seçim şekli belirledi:
- Meyve ve sebze: Bol meyve ve soğan, pırasa, yeşil soğan, sarımsak ağırlıklı alyumlar ile brokkoli, karnıbahar, tere, lahana ağırlıklı turpgiller ve ender olarak patates kızartması.
- Yüksek alkol: Fazla miktarda bira, şarap ve alyum ağırlıklı sebze ile kahvaltılarda tahıl gevreği ve meyve.
- Geleneksel İngiliz: Sıklıkla tava balık ve patates, kırmızı et, çörek ve turpgiller.
- Diyet yapanlar: Önemli miktarda az yağlı süt ürünleri, az şekerli veya şekersiz içecekler veya tatlı kuru pastalar.
- Beyaz et: Çoğunlukla bakliyat, pizza ve az miktarda kırmızı et ile balık, deniz ürünü ve kanatlılar.

Sonuçları Twin Research and Human Genetics dergisinde de yayımlanan araştırmada, bireylerin bu gruplardan birine genetik etkilerle eğilimli olmasının yüzde 41 ila yüzde 48 olduğu tespit edildi.

“Harika bulgular” ortaya çıkardıklarını belirten araştırmanın öncüsü Prof. Tim Spector, “Şimdiye dek eğitim ve yetiştirme ile sosyal çevre koşullarının ne yemeyi sevdiğimizi belirlediğini düşünüyorduk. Ancak, daha çok genetik yapımızın beslenme modelimizi etkilediğini öğrendik” diye konuştu.

Araştırmada elde edilen bulguların, sağlık ile diyet arasındaki bağlantıdan ötürü hastalıkların önlenmesinde yararlı olabileceği belirtildi.

İnsanların yemek seçiminin, gelecekteki koşulların erken uyarısı olarak değerlendirilebileceğini belirten uzmanlar, örneğin klasik İngiliz tarzı beslenmenin, yüksek oranda doymuş yağ oranı içeren gıdaların çok miktarda olmasından ötürü, kalp ve damar hastalıkları riskini artıracağının göz önüne alınabileceğini kaydettiler.

Uyumayan çocuk obez oluyor

Obesity” adlı Amerikan dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, çocukların bir saat fazladan uyumasıyla obezite riski yüzde 9 azalıyor. “John Hopkins” üniversitesi uzmanlarının çalışması, uyku süresiyle obezite riski arasında bağlantı bulunduğuna işaret ediyor. Araştırma ekibinin başkanı Youfa Wang, “Bu konuda daha önce yapılan 17 araştırmayı kıyasladığımızda, uyku arttıkça riskin azaldığını gördük” dedi.

Wang, en az uyuyan çocukların obez olma riskinin, yeterince uyuyan çocuklara oranla yüzde 92 arttığını tespit ettiklerini belirtti. 5 yaşın altındaki çocukların günde 11, 5-10 yaş arasındakilerin 10, 10 yaşın üstündekilerin de 9 saat uyuması tavsiye ediliyor.