6 Aralık 2009 Pazar

Ramazanda diş çürüklerine dikkat edin

ağız sağlığı, diş bakımı, diş eti hastalıkları, diş sağlığı, diş sorunları, fazla şeker tüketimi, kan şekeri düşüklüğü, Ramazanda diş çürükleri, Ramazanda diş sağlığı, tükürük salgısının azalması
Ramazan ayında şeker tüketiminin arttığını bunun aksine diş fırçalama ve ağız bakımının azaldığını belirten uzmanlar, Ramazanda sahurdan iftara kadar olan uzun sürede dişler fırçalanmadığında ağızda kolayca üreyen bakterilerin diş çürüklerini, dişeti sorunlarını ve ağız kokusunu arttırdığını belirtiyor.

Dr. Dt. Okhan Oral, “Ramazanda insanlar kan şekeri düştüğü için çok fazla şeker tüketiliyor. Özellikle iftarda şeker ağırlıklı gıdaların tüketimi artıyor. Bu da yemek sonrasında ağız bakımı yapılmadığında diş çürükleri ve diş eti hastalıklarına kadar birçok hastalık için ortam oluşturuyor” dedi.

İkinci önemli bir konunun da uzun süre yemek yenmediği için tükürük salgısının azaldığı olduğunu ifade eden Oral, şöyle konuştu:

“Tükürük yaraların iyileşmesinde mikroplara karşı önemli bir tabaka oluşturur. Bu azaldığı zaman mikrop üremeye başladığında yaralar artıyor. Ramazan döneminde tükürüklerin azalması ve şekerin fazla tüketilmesi nedeniyle bu ayda ağız bakımına çok daha fazla dikkat etmek gerekir.

İftardan sonra genelde dişler fırçalanmadığı gibi üzerine çay ve kahve içiliyor. Bu nedenle kolayca üreyen bakteriler ağızda asitlenmeye yol açmaktadır. Asitler de diş çürüklerine neden olmakta veya çürükleri hızlandırmaktadır.”

Özellikle sahurdan sonra dişlerin fırçalanmasının bu sorunları ortadan kaldıracağına işaret eden Oral, “Fırçalamadan sonra tuzlu su ile ağzın gargara yapılması, bakterilerin üremesini engelleyecektir” şeklinde konuştu.

Asitli içecekler diş düşmanı

apseli dişetleri, diş fırçalama, diş gıcırdatma, diş hassasiyeti, diş minesi aşınması, diş sementi aşınması, diş taşı, dişeti çekilmesi, dişeti hastalığı, dişlerde plak birikimi, kırık dişler, sert diş fırçalama, şiş dişetleri, tartar
Ağız ve diş sağlığı uzmanları, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri mümkün olduğunca az tüketmeyi tavsiye ediyor.

Dişlerinizde sıcağa-soğuğa, tatlı veya ekşi gıdalara, diş fırçalamaya karşı keskin ve derin bir ağrı hissediyorsanız diş hassasiyetiniz var demektir.

Dişlerin sıcağa-soğuğa, tatlı veya ekşi gıdalara, diş fırçalamaya karşı keskin ve derin bir ağrı veren diş hassasiyeti, dikkate alınması gereken bir diş sağlığı problemi.

Dişlerde hassasiyetin en çok, çürük ve eski dolgular dışında dişeti çekilmesi ile açığa çıkan kök yüzeylerinden kaynaklandığını belirten Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri mümkün olduğunca az tüketmeyi öneriyor.

Dişin en önemli tabakası olan ikinci tabakanın, mine ve kök yüzeyini kaplayan özel tabaka (sement) ile kaplandığını anlatan Dr. Kışlaoğlu, diş hassasiyetinin sebebi her ne kadar tam olarak anlaşılamamış ise de hassasiyetin, dişin sinirine mikron düzeyindeki kanalcıklar aracılığıyla iletildiği üzerinde durulduğunu kaydetti.

Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, diş hassasiyetine sebep olan etkenleri şöyle sıralıyor.

- Sert diş fırçalama (Bu şekilde diş fırçalama, zamanla diş minesini ve sementi aşındırır.)

- Dişeti çekilmesi

- Dişeti hastalığı (Şiş ve apseli dişetleri de diş hassasiyetine sebep olur.)

- Diş gıcırdatma

- Diş taşı (Dişlerdeki plak birikimi de hassasiyete yol açan etkenler arasında yer alır.)

- Kırık dişler

Kola, gazoz gibi içeceklerin bol miktarda asit içerdiğine değinen Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, ayrıca greyfurt portakal, limonun da asitli meyveler olduğunu hatırlattı.

Sık sık asitli içecekler, bol miktarda limon ve sıkça portakal suyu tüketen kişilerin diş minelerinde aşınmalar meydana gelebileceğini söyleyen Dr. Kışlaoğlu, bu aşınmaların da dişlerde hassasiyete yol açabileceğinin altını çizdi.

Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, ayrıca şu tavsiyelerde bulundu:

“Florlu diş bakım ürünleri kullanın, pütürlü macunları yahut diş temizleyicileri kullanmaktan kaçının. Beyazlatıcı bakım ürünleri diş hassasiyetinizi arttırıyorsa kullanmayı bırakın. Hassas dişler için hazırlanmış özel macunları tercih edin. Çok sıcak ve çok soğuk gıdalardan, bunları arkası arkasına tüketmekten özellikle kaçının. Asitli gıdaları minimuma indirin ve asitli gıdaları tükettikten sonra en az yarım saat dişlerinizi fırçalamaktan kaçının.”

Ağız kokusuna güle güle

ağız kokusu, ağız kokusuna güle güle, ağız kokusundan kurtulmak, ağız kokusunu engellemek, ağız kokusunu önleme yolları, ağız kokusunu önlemek, kötü ağız kokusu, kötü nefes, nefes kokusu, nefes kokusunu gidermek
Aslında birkaç küçük önlemle kolayca kurtulabilinecek ağız kokusu problemi yüzünden kişilerin zor durumlarda kaldıklarını, kendilerine olan güvenlerini yitirdiklerini ve konuşmaktan çekindiklerini ya da kişilerin onlarla konuşmaktan kaçındıklarını, böylece kendi içine dönen hastaların sosyal çevrelerinin kısıtlandığını ifade ediliyor.

Düşünün ki önemli bir iş görüşmesinin ortasındasınız; her adımı doğru attığınızı ve işi aldığınızı düşünmeye başladınız. Görüşmenin sonunda kendinizden emin bir şekilde ayağa kalktınız el sıkıştınız ve “sizinle konuşmak bir zevkti sizden haber bekliyorum” dediniz. Bir anda görüştüğünüz kişinin ifadesinin değiştiğini dudaklarını buruşturduğunu fark ettiniz, gülümsemesinde bir gerginlik oluştu ve sizde bir şeylerin yanlış gittiğini anladınız. En kötüsü de bunun sizin kötü nefesiniz yüzünden olduğunu fark ettiniz. Bu bırakmak istediğiniz en son izlenimdi.

Nefes kokusunu gidermeye dair öneriler…

- Eğer önemli bir görüşme ya da toplantının arifesindeyseniz baharatlı yiyeceklerden uzak durun. Yediğiniz şeyin miktarına bağlı olarak ne kadar sık dişinizi fırçalarsanız fırçalayın koku ağzınızda 24 saat kalabilir. Soğan, sarımsak, acı biber, sarımsak, salam, sucuk, pastırmadan kaçının. Aynı zamanda bazı peynirlerden (rokfor gibi) , bazı balıklardan hatta pizzanın üstündeki ançüez den bile uzak durun.

- Kahve, bira yerine su veya meyve suyu için.

- Bir şeyler yedikten sonra hemen dişlerinizi fırçalayın. Bu yediğiniz yemeklerle ilişkilendirilen kokuları uzaklaştırır. Ağız kokusunun en önemli nedeni diş plağıdır. Ağzımızda 50 trilyon kadar mikroskobik organizmanın dolaştığı tahmin ediliyor. Bunlar yemekten her bir parça alışımızla beraber dudaklarımız arasından ağzımıza girerler ve köşelerde kalırlar ve kötü koku üretirler. Sonuç olarak bu kötü kokudan kurtulmak için günde 2 defa dişlerimizi fırçalamalı ve bu plağı dışarı atmalıyız. Eğer yanınızda diş fırçanız ve macununuz yoksa en azıdan suyla ağzınızı çalkalayınız.

- Eğer 20 dakika ferah bir nefese ihtiyacınız varsa ağız gargarasıyla ağzınızı çalkalamak güzel bir fikir olabilir fakat bu Cinderella’nın balkabağı gibidir zaman geçip de yirmi dakika sona erdiğinde sihir de sona ermiş olacaktır ve siz yine ellerinizin arkasında konuşmaya başlayacaksınızdır.

- Maydanoz yemeyi ihmal etmeyin. Maydanoz sadece salatada kullandığımız yeşillik değildir aynı zamanda da bir nefes temizleyicidir. Maydanoz nefesinizi doğal olarak tazeler sadece tam olarak çiğnediğinizden emin olun. Aynı zamanda mutfağınızda bulunan bazı doğal otlar ve baharatlarda doğal nefes tazeleyicilerdir. Kötü nefesinizi hissettiğiniz anda karanfil, zencefil ve anason çiğneyebilirsiniz.

- Dişlerinizle beraber dilinizi de fırçalamayı ihmal etmeyin.

- Burnunuzdan nefes almaya çalışın. Ağızdan nefes almak kuru bir ağza neden olur ki bu kötü kokuya neden olan bakterilere zemin hazırlar.

Yukarıdaki pratik öneriler, nefes kokusu giderilmesinde işe yarayabilir ancak ısrar eden ağız kokularında kişilerin mutlaka bir diş kliniğini ziyaret etmeleri gerekir. Ağız kokusu diğer ağız problemlerinin işareti olabilir. Çürümekte olan bir diş ya da diş fırçalamayla temizlenemeyen bir plakta ağız kokusuna neden olabilir. Bir diş hekiminin yardımıyla kalıcı ferah bir nefese sahip olabileceğimizi unutmamalıyız.

Beyaz dişler için uzman önerileri

bembeyaz dişler, beyaz dişler, bleaching, diş beyazlatıcı bantlar, diş beyazlatıcı macunlar, diş beyazlatıcı solüsyonlar, diş beyazlatma, diş beyazlığı, diş fırçaları, diş macunları, diş sağlığı, güzellik, koyu dişler, koyu renk dişler, Şifalı Bitkiler, Suna Dumankaya, uzman önerileri
Bazı kişiler doğuştan şanslı olarak beyaz diş rengine sahiptirler. Bazen de genetik olarak daha koyu diş rengiyle doğarız. Peki, koyu dişlerden kurtulmak, bembeyaz dişlere sahip olmak mümkün değil mi? Tabi ki mümkün, işte uzmanlardan öneriler…

İnsanlarda diş renkleri de tıpkı ten renkleri gibi farklılıklar gösterir. Annenin hamileyken kullandığı veya çocukken kullanılan bazı antibiyotiklerden dolayı da diş rengi koyulaşabilir.

Sulardaki flour yoğunluğu da diş renginin koyulaşmasına neden olur. Diş beyazlatmaya başlamadan önce ağız muayenesi yaptırmalısınız. Bu muayenede ağız içerisindeki dolgular, porselen kaplamalar, çürükler ve minedeki çatlaklar belirlenmelidir. Uygulanacak olan beyazlatma işlemi dişleri beyazlatırken dolguların ve ağızdaki porselenlerin rengi değişmemektedir. Dolayısıyla bu durum beyazlatmaya karar vermede önemli bir kriterdir.

Uzmanından öneriler

Şifalı bitkiler ve güzellik uzmanı Suna Dumankaya evde diş beyazlatma için şu kürü öneriyor:

1 çay kaşığı karbonat, yarım limonun suyu ve 2 damla zeytinyağı bir kap içerisinde karıştırılır. Daha sonra diş fırçası bu diş beyazlatıcı kür içine batırılıp dişler fırçalanır. Böylece sigara gibi sebepler yüzünden sararan dişlerin beyazlaması sağlanır.

Beyazlatıcı bantlar ve solüsyonlar

Beyazlatıcı bantlar ve dişlere sürülen solüsyonlarla da dişleri beyazlatmak mümkündür. Ayrıca diş fırçaları ve diş macunları dişlerinizdeki lekeleri temizleyerek onları doğal beyazlığına kavuşturur.

Beyazlatıcı macunlar

Beyazlatıcı diş macunları, dişlerdeki lekeleri çıkarmak üzere hafif aşındırıcı bir madde içerirler. Bazı diş macunları ise daha fazla leke çıkaran parlatıcı maddelere sahiptir. Beyazlatıcı bir diş macunu kullanmadan önce, ürünün size uygun olup olmadığı konusunda diş hekiminize danışın.

Kemik kaybı lazerli implantla önlenebilecek

ağız sağlığı, Ağız ve Diş Sağlığı, ağızda kemik kaybı, diş kaybı, diş sağlığı, implantın ömrü, kemik kaybı, lazer tekniği, lazer teknolojisi, lazerli implant
Son yıllarda lazer tekniği kullanılarak üretilen implantların daha uzun ömürlü olduğu ve ağızda kemik kaybını en aza indirecek sonuçlar sağladığı belirtiliyor.

Meffert İmplant Enstitüsü Başkanı Ali Arif Özzeybek yaptığı açıklamada, son 1 yıldır dünyada daha yaygın hale gelen, lazer teknolojisiyle üretilen implantlarla çok iyi sonuçlar alındığını söyledi.

Lazer-lock teknolojisiyle üretilen bu implantların en üst kısmındaki 0.3 milimetrelik bölümde nano ve mikro düzeltmeler yapılarak epitel hücrenin kontrol altına alındığını anlatan Özzeybek, bu teknolojinin ilk olarak ABD’de uygulanmaya başlandığını, son 1 yıldır başka ülkelerde de yaygınlaştığını belirtti.

Özzeybek, şunları kaydetti:

“Eski teknolojiyle üretilen implantların uygulandığı tedavide 1. yılın sonunda çenedeki kemik kaybı 1 milimetre iken lazerle üretilenlerde sadece 0.20 milimetre oluyor. Eski yöntemle üretilen implantların kemiğe kaynadığı yerde oluşan oyuğa zamanla bakterilerin yerleşmesi sonucu meydana gelen kemik kaybı, implantın ömrünü kısaltıyor. Oysa lazerle üretilen implantta epitel hücre kontrol altına alındığı için yok denecek kadar az bir oyuk meydana gelmesi nedeniyle bakteri oluşumu engelleniyor. Bu da implantın ömrünü uzatıyor.”

Lazerle üretilen implanttaki kemik kaybının, bugüne kadar bu tedavide ortaya çıkan en düşük oran olduğunu bildiren Özzeybek, yeni geliştirilen bu teknolojinin Lazer Lock Amerikan Osseointegrasyon Derneği’nin “en iyi buluş” ödülünü aldığını söyledi.

Beslenme çocuğun diş gelişimini de etkiliyor

abur cuburlar, Beslenme, beslenme çantası, çocuğun beslenmesi, çocuğun diş gelişimi, çocukların beslenmesi, çürük dişler, çürük oluşumunu engellemek, dirençli dişler, diş cürüğü, diş fırçalama, diş gelişimi, diş sağlığı, diş ve dişeti gelişimi, dişeti sağlığı, dişlerin düşmanı, florür, fluor uygulaması, fosfor, gissür örtücüler, kalsiyum, nişasta içeren yiyecekler, şeker içeren yiyecekler, vitamin çeşitleri, vitamin ihtiyacı, vitaminler, vücut gelişimi
Uzmanlar, dengeli beslenmenin çocuğun genel vücut gelişimini etkilediği gibi onun diş ve dişeti gelişiminde de çok önemli rol oynadığını belirtiyor ve anne babalara uyarılarda bulunuyor.

Anne ve babaları çocukların diş sağlığı konusunda uyaran Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu çürüksüz ve sağlıklı dişler için beslenme çantasının önemine dikkati çekti.

Çocukların okula, genel beslenmenin yanı sıra diş sağlığı açısından da uygun özelliklerde besinlerle hazırlanan bir beslenme çantasıyla gönderilmesi gerektiğini ifade eden Kışlaoğlu, beslenme çantası hazırlarken dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.

Nişasta ve şeker içeren yiyeceklere dikkat edilmeli

Çocuğunuzun diş gelişiminin tam olması ve dişlerinin sağlıklı bir dişeti tarafından çevrelenmesi için doğru bir beslenme programına ihtiyacı vardır.

Karbonhidrat ağırlıklı beslenme düzenine sahip bir çocuk, diş çürüklerinin oluşumu açısından risk altındadır. Özellikle nişasta veya şeker içeren, ayrıca yapışkan olan gıdalar çok fazla tehlike içerirler. Çünkü nişasta veya şeker içeren yapışkan yiyecekler dişler üzerine yapışarak uzun süre orada kalabilirler. Bu da diş çürükleri açısından oldukça elverişli bir ortam yaratır. Bu nedenle alışveriş yaparken şeker ve nişasta içeren gıdalarda daha seçici davranınız ve bu gıdaların tüketimini en aza indirmeye çalışınız

Vitaminler, kalsiyum, fosfor ve florür önemli

Güçlü, çürüğe karşı dirençli dişlerin oluşumu için, tüm vitamin çeşitleri beslenmede yer almalıdır. Ayrıca çocuğunuzun beslenmesi çok miktarda kalsiyum, fosfor ve uygun seviyelerde florür içermelidir. Bu nedenle beslenme çantasında sıkça bulunması gereken gıdaların başında süt ve süt ürünleri gelmektedir. Sütlerin kutuları açılmadığı müddetçe oda sıcaklığında da güvenle saklanabilir. Sütün yanı sıra yoğurt ve ayran da sağlıklı seçimler olacaktır.

Ayrıca sebze ve meyvelerin çocuğunuzun vitamin ihtiyacını karşılaması için mutlaka beslenme çantasında yer alması gerektiğini vurgulayan Kışlaoğlu sandviçin içine domates, salatalık veya tatlı yeşil biber dilimleri eklemenin ya da patatesli börek yerine sebzeli böreği tercih etmenin çocuklar için daha uygun olacağını belirtti.

Kışlaoğlu “Bunların dışında beslenme çantasında mutlaka her gün bir meyve bulunmalıdır. Yemekten sonra meyve tüketemeyecekse bile, teneffüs aralarında açlık hissettiğinde açlığını dindirmenin en sağlıklı yolu meyve tüketimidir. Meyve ve sebzelerin doğrandıktan sonra bekletilmesi vitamin kayıplarına yol açtığından dolayı, beslenme çantalarına konulacak sebze ve meyvelerin mümkün olduğunca tek parça olarak konulması daha uygundur” dedi.

Abur cuburlar dişlerin en büyük düşmanı

Florür, çocuğunuzun diş çürüğüne karşı en büyük koruyucusu iken, sık sık abur cubur yenilmesi ise en büyük düşmanı olabilir. Kurabiyeler, şekerlemeler, kurutulmuş meyve, asitli içecekler, tuzlu krakerler ile patates cipsleri gibi birçok gıda ve çerezde bulunan şeker ve nişasta, dişlerdeki plak ile birleşir ve asit oluştururlar. Bu asitler, diş minesine saldırarak, çürüklere neden olabilirler. Bu nedenle bu yiyeceklere çok dikkat edilmeli ayrıca çocuğunuzun diş hekimi tarafından düzenli olarak kontrollerinin yapılması da ihmal edilmemelidir.

Çürük oluşumu engellemek için başka neler yapılabilir?

Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.

Fissür örtücüler

Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs’nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.

Fluor uygulaması

Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci arttırmaktır. Dişlere yüzeysel fluor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.

Diş fırçalama

Anne ve babalardan en sıklıkla duyduğumuz yakınma çocuklarının diş fırçalamadığıdır. Çocukların ileriki yaşlarda bu alışkanlığı sürdürmesinin en kolay ve etkili yöntemi erken yaşlarda diş fırçalamaya başlanmasıdır. Bu nedenle okulda yemekten sonra dişlerini fırçalaması için uygun bir fırça ve macun çantasına konulmalı ve önemi anlatılmalıdır.

Kötü görünen dişler özgüven kaybına neden oluyor

aktörlük, çapraşık dişler, çapraşık dişlerin düzeltilmesi, çene kemiği, çene uyumsuzlukları, çenesel uyumsuzluk, davranışlar, diş bakımı, dış görünüş, diş güzelliği, diş sağlığı, diş uyumsuzlukları, dişlerin konuşmadaki önemi, dişsel bozukluklar, düzgün konuşamama, düzgün konuşma, düzgün konuşma sorunları, estetik dişler, estetik görünmek, estetik operasyon, estetik yöntemler, konuşmayı etkileyen sorunlar, Kötü görünen dişler, ortodontik problemler, özgüven, özgüven kaybı, özgüven kaybının nedenleri, politikacılık, şarkıcılık, spikerlik, tutukluk, yüz uyumsuzlukları
Dış görünüş ile özgüven arasında çok yakın bir bağlantı vardır. Dış görünüşünün kötü olduğunu düşünen kişi, özgüvenini kaybedebilir.

Kişinin davranışlarında özgüven kaybından kaynaklanan bu tutukluk, çoğu zaman konuşmaya ve iletişime yansır. Özgüvenini tekrar kazanmak isteyenler yüzünde veya vücudunda değişiklik yaratmak için, çoğu zaman estetik yöntemlere başvururlar. Yani estetik operasyon başvurularında sebep çoğu zaman özgüven kazanımıdır.

Dişler, yüzümüzün en dikkat çeken yeri olduğu için, küçük kusurların bile hemen göze çarptığını belirten, Diş Hekimi Protez Doktoru Çağdaş Kışlaoğlu, sağlıklı ve bakımlı görünen dişlerin, insanların dikkatini daima pozitif yönde etkilediğini söyledi.

Kışlaoğlu’na göre, sağlıklı dişler kişide özgüveni arttırırken, kötü görünümlü dişler ise özgüveni kaybettirir, kişi gülümsemeye ve konuşmaya çekinir. İşte bu noktada diş estetiği devreye giriyor. “Eskiden dişi ağrıyana, şişene dek insanların aklına diş hekimine gitmek gelmezdi. Yani ihtiyaçtan diş hekimine gidilirdi.” diyen Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, artık güzellik kaygısıyla, hastaların sırf danışmak için bile diş hekimine gittiğinin altını çizdi.

Dişlerin konuşmadaki önemi

Konuşma, insan ilişkilerinin en önemli özelliklerindendir. Kendine güvenen bir bireyin kullandığı kelime ve kurduğu cümleler o kişi hakkındaki tüm düşünceleri olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Konuşmada en önemli etken ağzımız ve dişlerimizdir. Diş yapısı bozuk olan bir kişi genellikle konuşmaktan kaçınır ya da konuşurken ağzını kapatma gereği duyar, bu da sosyal hayatı ve iletişimi kötü yönde etkileyen en büyük sebeplerden biridir.

Politikacılık, aktörlük, spikerlik, şarkıcılık gibi bazı meslekler, büyük ölçüde düzgün konuşmaya dayanır.

Dişlerin konuşmaya fiziksel etkisi

Düzgün konuşmada dişlerin önemli rolleri vardır. Dişler çene kemikleri, dişetleri, dil ve damak, konuşma ile ilgili görevlerini bir bütün halinde yürütürler. Kullandığımız kelimelerdeki tüm harfler, dişlerimizin ne ölçüde tam olduğuna bağlı olarak istenilen sesi çıkarmamızı sağlar. Dişleri takma olan bir kişinin dişlerini çıkardığındaki konuşmasını düşünürsek, dişlerin konuşmamızı ne denli etkileyebildiğini kavramak hiç de zor olmayacaktır.

Örnek vermek gerekirse;
1. DE ve TE sesleri, dil ucunun, üst kesicilerin damak tarafındaki eğiminden destek almasıyla çıkar.
2. FE ve VE sesleri ise, alt dudağın, üst kesicilerin kesici uçlarına temas etmesiyle çıkar.
3. SE sesi, karışık bir işlemle çıkar. Alt ve üst kesiciler birbiriyle temas halindeyken, dilin, azıların dil tarafındaki yüzeyinden destek alması ve dil ucunun da (kesiciler arasında bir oluk yapıp) hava borusu oluşturmasıyla gerçekleşir. ŞE ve JE sesleri de buna benzer bir işlemle gerçekleşir; fakat bu sırada dil ucu göreve katılmaz.

Dişler çene kemikleri, dişetleri, dil, damak, buların hepsi, çiğneme, tat alma, yutkunma ve konuşma ile ilgili görevlerini bir bütün halinde yürütürler.

Konuşmayı etkileyen diğer bir etkenin de ortodontik problemler denilen, çenesel uyumsuzluk veya dişsel bozukluklar olduğunu ifade eden Kışlaoğlu, ortodonti’nin çapraşık dişlerin düzeltilmesi, diş, çene ve yüzdeki uyumsuzlukların giderilmesi ile ilgilenen bir bilim dalı olduğunu belitti.

Ortodontistlerin, çene kemiği ve dişlerimizin doğru yerde ve doğru konumda yerleşmesini sağladığını açıklayan Kışlaoğlu, “Dişlerdeki çapraşıklıkların düzeltilmesi ile önemli bir estetik kazanım ve konuşma kolaylığı sağlandığı gibi, ağız ve diş sağlığına da birçok faydası vardır.

Çapraşıklıkların giderilmesi ile bu bölgelerin daha kolay ve etkili temizlenmesi sağlanır, böylece çürük ve dişeti hastalıklarının önüne geçilmiş olur. Ayrıca dişlerin ve çenelerin birbiriyle kapanışları düzeleceği için kullandığımız kelime ve harflerin telaffuzu daha net sağlanır.” diye konuştu.

Bakımsız ve sağlıksız dişler hastalık nedeni

ağız sağlığı, Ağız ve Diş Sağlığı, antikorların üremesi, bakımsız dişler, bakteriler, böbreklerde nefrit, damarlarda tıkanma, diş çektirmek, diş çürükleri, diş hekimine gitmek, diş iltihapları, diş sağlığı, diş ve dişeti iltihapları, dişeti hastalıkları, dişeti iltihapları, dişeti iltihaplarının artması, dişeti sağlığı, dişlerin sağlığı, diyabet, diyabet hastaları, diyabetin kontrolü, enfeksiyonlar, hastalık nedenleri, hazımsızlığın nedenleri, hazımsızlık, hızlı yeme alışkanlığı, kalp kapakçığının iltihaplanması, kalp ve damar hastalıkları, kan şekerinin yükselmesi, kronik diş enfeksiyonu, kulak - burun - boğaz hastalıkları, sağlıksız dişler, Şeker Hastalığı, şiddetli diş ağrısı, vücut sağlığı, yemekleri hızlı yemek, yemekleri iyice çiğnemek, yüksek kan şekeri
Toplum olarak nedense diş hekimine mecbur kalmadıkça gitmeyi sevmiyoruz. Oysa uzmanlar, sadece dişlerimizin sağlığı için değil, vücut sağlığımız için de diş hekimine gitme alışkanlığını edinmemiz gerektiğini belirtiyor.

Sadece şiddetli bir diş ağrısı çekildiği zaman diş hekimine gidenlerin bu ihmalin nelere yol açacağını bilmediği açık.

Tedavi edilmeyen diş ve dişeti iltihapları, diş çürükleri vücudun çeşitli bölgelerinde çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Sağlıksız dişler vücudu nasıl etkiliyor?

Dişeti hastalıklarıyla diyabet arasında ilginç bir bağlantı var. Dişeti iltihabı kan şekerini yükseltiyor, kan şekerinin yükselmesi de dişeti iltihaplarının artmasına neden oluyor.

Diyabet hastalarında diş sağlığı çok büyük önem taşıyor. Diyabetin kontrol altında tutulabilmesi için öncelikle kişinin dişeti sağlığını kontrol altına alması gerekiyor.

Diş problemleri hazımsızlığa da neden oluyor. Yemekleri iyice çiğneyemeyen kişiler, yemekleri parçalayamadığından yumuşak yiyecekleri tercih ediyor ve hızlı yemek yediklerinden hazımsızlık çekiyor.

Enfeksiyon riski çok fazla

Kronik diş enfeksiyonuna yol açan bakteriler, birtakım antikorların üremesine neden olarak böbreklerde nefrite yol açıyor. Kalp ve damar hastalıklarını da etkiliyor.

Diş iltihapları, kalp kapakçığında iltihaplanmalara ve kalbi besleyen damarlarda tıkanmaya yol açıyor. Bunların yına sıra, bazı kulak – burun – boğaz hastalıkları da diş ve dişeti sorunlarının etkisiyle ortaya çıkıyor.

Yaşlılıkta bunamamak için dişlerinizi fırçalayın

ağız hijteni, ağız sağlığı, Ağız ve Diş Sağlığı, akıl sağlığı, alzheimer, bakımsız dişler, bunama riskini azaltmak, bunamanın çaresi, diş bakımı, diş eti sağlığı, diş etlerinde sorun, diş fırçalamanın faydaları, diş fırçalamanın yararları, diş hijteni, diş sağlığı, dişleri fırçalamak, hafıza sağlığı, hastalık nedenleri, kötü durumdaki dişler, oral hijyen, sağlık, yaşlılık, yaşlılıkta bunama
Uzmanlar, kötü durumdaki dişlerin vücutta birçok hastalığa yol açtığını, uzun süre bakımsız bırakılan dişlerin akıl sağlığını olumsuz yönde etkileyip yaşlılıkta bunamaya da neden olabileceğini belirtti.

ABD’de Columbia Üniversitesi bilim adamları, 2300 erkek ve kadın arasında yaptıkları araştırmalarda diş fırçalamanın ileriki yaşlarda ortaya çıkabilecek Alzheimer ya da bunama gibi rahatsızlıklara yakalanma riskini düşürdüğünü belirtti.

Diş eti sağlığının hafıza ile bire bir bağlantısı bulunuyor. Yine araştırmada oral hijyene dikkat etmeyen ve diş etlerinde sorun bulunan kişileri daha fazla Alzheimer ya da bunama saptandığını ortaya koydu.

Sahte dişçiler insan hayatını tehdit ediyor

ağız hijyeni, ağız sağlığı, Ağız ve Diş Sağlığı, diş hijyeni, diş muayenesi, diş sağlığı, diş tedavisi, sağlık standartları, sahte diş hekimi, sahte diş hekimleri, sahte dişçiler, sterilizasyon
Uzmanlar, sahte diş hekimlerinin açtıkları muayenehanelerde sağlık standartlarına ve sterilizasyona uygun olmayan şartlar altında muayene ve tedavi yaptıklarını, bu durumun ölümle sonuçlanabilecek tehlikelere neden olabileceğini belirtiyor.

Türk Diş Hekimleri Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Murat Akkaya, Türkiye genelinde 3 bin civarında sahte diş hekimi bulunduğunu belirtti.

Türk Diş Hekimleri Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Murat Akkaya, sahte diş hekimleri ile ilgili açıklamada bulundu.

Türkiye’de 3 bin sahte diş hekimi bulunduğunu ifade eden Akkaya, bu sorunun sadece Türkiye’de değil diğer ülkelerde de var olduğunu söyledi.

Akkaya, diplomasız olarak yapılan müdahalelerin çok büyük sorunlara neden olduğunu belirterek, Türkiye genelinde diş hekimleri odalarının bu kişiler hakkında denetim yapılması için devletin kurumlarına ihbarlarda bulunduğunu, ancak sonuç alınamadığını kaydetti.

Akkaya, “Sahte diş hekimlerine önceden daha az ceza veriliyordu. Şimdi ise 3-5 yıl hapis cezası veriliyor. Bu ceza paraya çevrilmiyor ve tecil edilmiyor. Bu ceza caydırıcı olmasına rağmen yine de yeterli değil. Denetimlerin sıkı yapılması lazım.” diye konuştu.

Devlet’e ait ağız ve diş sağlığı kurumlarının ihtiyacı karşılayamadığını söyleyen Akkaya, şöyle dedi:

“Devlet kendi kurumlarında ağız ve diş sağlığı hizmeti veriyor. Bunun sayısı vatandaşın ihtiyacını karşılayacak düzeyde değil. Bir vatandaş diş için devletin kurumuna gittiği zaman 120 veya 6 aya kadar beklemek zorunda kalıyor. Bu zaman içinde dişteki riskler de artıyor. Buna çözüm bulunmalı ve tedbirler alınmalı.”

30 Kasım 2009 Pazartesi

Dulavrat otu kökü ve yaprakları karaciğer için şifa

dulavrat otu, dulavrat otu kökü, karaciğer toniği, psoriasis, romatizma, safra üretimi
Binlerce yıldır dulavrat otu kökü ve yaprakları; romatizma, gut (damla) ve psoriasis gibi cilt bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmıştır. Bitki, geleneksel iyileştiriciler tarafından, diğer bitkilerle birlikte kanser tedavisinde de kullanılıyor.

Mükemmel bir sindirim yardımcısı ve karaciğer toniği olarak düşünülen dulavrat otunun yaprakları ve kökü, karaciğer safra üretimini teşvik eder. Safra yağlarının parçalanması için de gerekli olan dulavrat otundaki bileşimlerin, anti-bakteriyel ve anti-mantar özelliklere sahip olduğu belirtiliyor.

Isırgan otunun mucizevi faydaları

baş ağrıları, bilimsel etkinlik, bitki çayı tedavisi, bitkisel tedaviler, böbrek hastalıkları, böbrek taşlarını düşürmek, çay kürü, dışkılamayı kolaylaştırmak, egzama, egzama tedavisi, hastalıkların tedavisi, idrar yolları hastalıkları, idrar yolları iltihapları, ilkbahar kürü, ısırgan otu, ısırgan otu çayı, ısırgan otunun faydaları, ısırgan otunun yararları, kan şekeri düzeyi, kan temizleyici bitkiler, kan yaptır bitkiler, mesane taşı oluşumu, pankreas sağlığı, zorlu baş ağrıları
Günümüzde sıkça adını duyuran ısırgan otu pek çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Egzama ve egzamaya eşlik eden baş ağrıları ısırgan otu çayı ile iyileştirilebilirler.

Isırgan otu, böbrek ve mesane taşı oluşumuna karşı da kullanılabilir. Böbrek hastalıkları ve zorlu baş ağrıları genellikle bir arada görülürler. Egzamalar genellikle dahili bir nedene dayandıklarından, onları içerden, kan temizleyici bitkilerle iyileştirmek gerekebilir.

Isırgan otu, en başta gelen kan temizleyici ve aynı zamanda kan yaptırıcı bir bitkidir. Böylece, pankreas üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu için, ısırgan otu çayı ile kandaki şeker düzeyi düşürülebilir.

İdrar yolları hastalıkları ve iltihapları, da bitki çayı ile iyileştirilebilirler. Aynı zamanda da dışkılama kolaylıkları sağladığından, bir ilkbahar kürü için özellikle önerilir.

İlkbaharda ve sonbaharda filizlendiğinde, onunla 4 haftalık bir çay kürü yapmak önemlidir. Sabahları aç karnına, kahvaltıdan yarım saat önce bir bardak ve gün boyunca 1-2 bardak çayı yudumlanarak içilebilir.

Bu tür çay kürlerinden sonra kişi kendini anlatılamayacak kadar iyi hissedebilir. Ayrıca bu çayın lezzeti hiç de kötü değildir. Ama duyarlı kişiler, ona biraz papatya veya nane ekleyerek, lezzetini ve kokusunu değiştirebilirler.

Bu saydıklarımızın yanında her ne kadar bilimsel etkinliği kanıtlanmamış olsa da ısırgan otunun pek çok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir.

Ihlamur çayı gribal enfeksiyonları tedavi ediyor

gribal enfeksiyon, grip, Ihlamur çayı
Soğuk kış günlerinde sıkça tüketilen ve bir çok hastalığa iyi geldiği bilinen ıhlamurun, gribal enfeksiyonların tedavisinde de etkili olduğu bildirildi. Türkiye’de bolca yetişen ıhlamur, özellikle kış aylarının yaklaşmasıyla artan grip ve soğuk algınlığı rahatsızlıklarında ilaçlı tedaviye yardımcı olarak kullanılan şifalı bitkilerin başında geliyor.

Çiçek, yaprak, kabuk ve ağacından faydalanılan ıhlamurun bir çok hastalığa iyi geldiğini belirtilerek, kurutulmuş ıhlamur yapraklarının çiçekleriyle birlikte kaynatılarak hazırlanan hoş kokulu çayın, limonla birlikte içildiğinde grip ve soğuk algınlığının daha kısa sürede atlatıldığı bazı uzmanlar tarafından onaylanmıştır.

İçinde barındırdığı uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini, reçine ve enzimlerle sinirleri yatıştırıcı, öksürük giderici, damar tıkanıklığı, hazımsızlık giderici, idrar söktürücü, terletici, yatıştırıcı ve göğüs yumuşatıcı özelliklerine de sahip olduğunu belirtildi.Kış aylarında aktar dükkanlarında en çok ıhlamurun satıldığı. Ihlamurun yüzyıllardan beri grip ve soğuk algınlığının tedavisinde kullanıldığından insanların özellikle kış aylarında ıhlamuru mutfaklarından eksik etmedikleri bir gerçektir.

Kekik, doğadan gelen şifa kaynağı

alkol bağımlılığı, alkol bağımlılığının tedavisi, kekiğin faydaları, kekiğin yararları, kekik, kekik bitkisinin yararları, sara hastalığında kekik, zatürre

kekik çayı,bedenin değerli organlarını temizler. Sabahları kahve veya çay yerine bir bardak kekik çayı içen, etkisini kısa sürede fark edecektir: Zeka keskinliği, midede rahatlık, sabah öksürüğüne tutulmamak ve genel bir rahatlık.

Kekik, papatya ve civanperçemi, güneşli havada toplanıp, bir kuru bitki yastığı hazırlanır. Bu yastığı uygularken, bir yandan da aynı bitkilerin karışımından hazırlanmış çay içildiğinde, sinirsel yüz ağrıları iyileşebilir. Eğer aynı zamanda kramp da varsa, kurutulmuş kurtpençesi yastığı uygulamak gerekir. Kekik, çiçeklenme zamanı olan haziran- ağustos arasında toplanır ve öğlen sıcağında toplananları en etkili olanlarıdır. Kekik yağı, kötürümlükte, kalp krizlerinde, organ sertleşmesinde (skleroz ), kas erimesinde, romatizmada ve burkulmalarda kullanılabilir. Mide ve dölyatağı kramplarında bitkinin içten ve dıştan kullanılması önerilir. Günde 2 bardak kekik çayı içilmelidir. Dıştan kullanıldığında, bitkilerin sap ve çiçeklerinden hazırlanmış bir kuru bitki yastığı uygulanmalıdır. Yatmadan önce bu yastık sıcak hava ile ısıtılır (kaloriferin üzerine koyarak veya saç kurutma makinası kullanılabilir) ve midenin veya dölyatağının (rahim) üstüne koyulur. Tümörlerde, eziklerde ve eskimiş romatizmalarda da bu yastık önerilir. Solunum yolları hastalıklarında, kekik, sinirliot ile birlikte çok eski zamanlardan beri kullanılmakta olan etkili bir yöntemdir. Balgamlı bronşitlerde, bronşiyal astımda ve hatta boğmacada, kekik ile sinirliot karışımını çayı, limon ve nöbet şekeri ile karıştırılarak, günde 4-5 bardak içilebilir. Zatürre tehlikesine karşı bu çay saatte 1 yudum içildiğinde etkisini gösterecektir. Kekik’in, alkol bağımlılığına karşı kullanılabileceğini de unutmamak gerekir. Bir avuç dolusu bitki, 1 litre kaynar suda haşlanır ve demlenmesi için 2 dakika beklenir. Çay termosa koyulur ve hastaya 15 dakikada 1 yemek kaşığı içirilir. Sonra mide bulanması, kusma, dışkı ve idrar çıkarma, terleme, yemek ve içmek için duyulan büyük iştah izler. Bu uygulama doğal olarak bir kerede kalmamalı ve gere
ktiğince yinelenmelidir. Kekik, sara krizlerine karşı da önerilebilir. Günde 2 bardak içilen bitki çayı yalnızca krizler arasında değil, yıl boyunca, 10 günlük aralarla 2-3 haftalık kürler halinde uygulanmalıdır.

UYARILAR : Kekik Çayı, içerisindeki en etkili madde olan eterli uçucu yağın (Thymol) yitirilmemesi için hiçbir zaman kaynatılmaz! Hamilelerin (Düşükleri kolaylaştırır ve bebeğin rahimden çıkmasını çabuklaştırır.) kullanmaması tavsiye edilir. Önerilen dozlar aşılmadığında, bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Fakat kekik yağının içten kullanımında aşırılığa kaçılması, tiroid bezinin işlevini arttırabilir. Bu nedenle guatr hastalarının kekik yağını kullanmaması tavsiye edilmektedir. Kekik çayı içimi ise böyle bir duruma yol açmaz.

Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı kurutulup, ince kıyılmış kekik,orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, üstü kapatılarak 8-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 2-3 bardak yeni demlenmiş olarak, aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan ve yudumlanarak içilir.

Kekik Banyosu: 70-100 gr kurutulmuş kekik bir tülbentin içine gevşekçe bağlanarak 2-3 litre soğuk suya eklenir. Kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra (kaynatılmaz), üstü kapalı olarak 15 dakika demlendirilir. Tülbentteki posa iyice sıkıldıktan sonra sıcak banyo suyuna (Küvet) eklenir. Banyo suyu sıcaklığı 37-38 derece arasında olmalıdır ve banyo süresi 15-20 dakikayı aşmamalıdır. Bu süre boyunca küvet içerisinde oturularak yapılan banyodan sonra üşütülmemeli ve bir bornoza sarılınarak yatakta bir süre dinlenilmelidir.

Hangi bitki hangi hastalığa iyi geliyor?

Acacia Baileyana, Acı Marul, Ada Çayı, adam otu kökü, Adamotu, adamotu kökü, Aesculus Hippocastanum, Agropyron Repens, ahududu, akasya, anason, andız otu, Anisum Volgare, ardıç, Aşk Otu, asma bitkisi, atkestanesi, ayrık otu, Cichorium Intybus, Cydonia Ablonga, Hordeum Vulgare, Inula Helenium, Juniperus Communis, Levisticum Officinale, Panax Ginseng, Pimpinella Anisum, Pyrus Communis, Pyrus Eleagrifolia, robiniapseudacacia, Rubus İdaeus, Salvia Officinalis, Vitis Vinifera, Yabani Armut

Günümüzde beslenmeden kozmetiğe kadar pek çok alanda, özellikle de hastalıkların önlenmesi ve tedavisi konusunda doğaya dönüş akımı yaşanıyor. Yapay yolla elde edilen ilaçların her geçen gün yeni bir yan etkisinin bulunması, insanları bitkisel ürünlere yöneltiyor.

Doğru kullanıldığında şifa veren bitkiler, bilinçsizce tüketilirse çok ciddi sorunlara hatta ölümlere yol açabilirler. Bu yüzden bitkileri çok iyi tanımalı ve onları modern tıbbın alternatifleri olarak değil, destekleyicileri olarak görmelisiniz.

Bitkilerin faydasını sayarken A harfi ile başlayalım. Bakalım A harfi ile başlayan ne kadar yararlı bitki var.

Acı Marul (Cichorium Intybus)

Yol ve tarla kenarlarında, ekilmemiş arazide yetişir. Kuru ve sıkı toprağı sever. Temmuz ve ağustos aylarında mavi çiçekler açar,
Acı marulun kökünde ve gövdesinde bulunan süt, mide rahatsızlıklarına ve hazımsızlığa iyi gelir. Kurutulmuş acı marul yaprakları ve kökü “safra kesesinin faaliyetini hızlandırır, hazmı kolaylaştırır.

Taze yaprakları salata yapılarak yenilirse kanı temizler. Kökü kurutularak kavrulur, kahve gibi içilir veya kahveye ilave edilir.

Acı marul yapraklarından ve kökünden yapılan cay, karaciğer, dalak ve böbreklerin faaliyetini düzenler. Safrakesesi ifrazatını çoğaltır. Basurdan şikâyeti olanlara fayda sağlar.
Süt içinde kaynatılarak içilen acı marul suyu, pankreas ifrazatını çoğaltır.

Acı marul çiçekleri toplanır, bol şekerle iyice karıştırılır, güneşte kurutulur. Elde edilen bu lezzetli ilaç kalp hastalıklarına iyi gelir ve kalbi kuvvetlendirir. Bu ilaçtan günde 1-2 kahve kaşığı alınabilir.

Acı marulda idrar söktürme özelliği olduğu gibi, mide nezlesine de iyi gelir. Ayrıca kanamalarda iyi bir dinlendiricidir.

Önemli Not: Karaciğer hastaları, sarılık hastalığına yakalananlar, basuru olanlar, böbrek rahatsızlığı çekenler acı marulu mutlaka doktor tavsiyesiyle kullanmalıdırlar.

Ada Çayı (Salvia Officinalis)

Mayıs ve haziran aylarında çiçek açmadan evvel toplanır. Adaçayını toplamadan önce ve sonra ellerin sabunla yıkanması gerekir. Adaçayı iyi bir baharat ve antibiyotiktir. Bal ve sirke ile karıştırılarak ağız çalkalanırsa diş etleri kanamasını önler, bademcik şişmesine, ağız ve boğaz iltihaplarına iyi gelir.

Çay olarak bal ve sirke ilave edilerek içilirse, boğaz ağrılarına, soğuk algınlığına, sinir hastalıklarına, kramp, yorgunluk ve ishale iyi gelir. Gece terlemesini önler. Süt içinde kaynatıldığında grip ve boğmacaya karşı etkili olur.

Adaçayı iltihaplı yaraları ve çıbanları tedavi eder, yapraklarından elde edilen toz kanı düzeltir, mide suyunu tanzim eder, iştahsızlığı önler, kadınlarda regl düzensizliklerini ve sancılarını giderir, rahim iltihaplarını tedavi eder. Ayrıca depresyonlara, titremeye, sersemliğe ve sinir bozukluğuna çok iyi gelir.

Adaçayı yapraklarından yapılan merhem, sivrisinek, arı sokmasında acıyı dindirir, kaşıntıları önler. Ayrıca bazı annelerde bebeği emzirdikten sonra sütün akmaya devam ettiği hallerde göğüs ucuna aynı merhemden bir miktar sürülerek sütün kesilmesi sağlanır.

Toz haline getirilen adaçayı yaprakları diş temizliğinde kullanılır. Dişleri sağlamlaştırır, bembeyaz yapar.

Bir miktar kurutulmuş adaçayı 1 litre suda kaynatılarak içildiğinde karaciğer, akciğer, böbrek ve mesane rahatsızlıklarına, ishale iyi gelir.

Adamotu (Panax Ginseng)
Adamotu (Panax Ginseng)

Anavatanı Çin olan bitkiye ülkemizde kökü insan vücuduna benzediği için Adamotu denir. Adamotu kökü B1 ve B 2 vitaminleri ihtiva eder. Ayrıca glikozid, eter, yağ ve alkalik aktif maddeler bakımından zengindir. Vücudu kuvvetlendirir, bıkkınlık, ümitsizlik, içe kapanıklık gihi ruhsal durumları ortadan kaldırır.

Ahlat – Yabani Armut (Pyrus Eleagrifolia)

Ormanlarda, tarla kenarlarında ve dağlık arazide yetişir. Gülgillerden yabani bir ağaçtır. Meyvesi birkaç ay bekletilip olgun hale getirildikten sonra yenir. Güzel kokuludur. Ahlat, kan deveranını düzenler, sinirleri teskin eder, idrar söktürür. Ahlat ağacının taze ve genç yaprakları kaynatılarak suyu içildiğinde idrarı dezenfekte eder ve söktürür. Mesane içinde mevcut olan taşları bakterilere dönüştürerek zamanla yok olmalarını sağlar. Pişirilerek yenildiğinde ishali önler.

Ahududu (Rubus İdaeus)

Tadı ve besin değeri açısından insanlar için hem iyi bir yiyecek, hem de iyi bir ilaçtır.

Ormanlarda, koruluklarda, fundalıklarda veya bayırlarda kendiliğinden yetiştiği gibi ekimi de yapılmaktadır. Mayıs ve haziran aylarında yaprakları, temmuz ve ağustos aylarında ise meyveleri toplanır. Ahududu organik asit ve bol miktarda da limon asidi ihtiva eder. C vitamini bakımından çok zengindir. Yaprakları ishal kesicidir. Ahududu şurubu ateşi düşürür, romatizmaya iyi gelir.

Ahududu yapraklarından yapılan çay gut hastalığına iyi gelir. Kadınlarda beyaz akıntıyı önler. Fazla miktarda gelen regl kanamasını düzenler.

Doğum sancılarını da hafifletir. Çiçeğini kaynatarak yapılan ılık su banyosu, göz nezlesi, diş eti ve bademcik iltihaplarına iyi gelir.

Akasya (Acacia Baileyana – Robiniapseudacacia)

Akasya Mimoza cinsinden bir ağaçtır. İki çeşidi vardır. Çiçekleri salkım şeklinde, yaprakları küçüktür. Ülkemizde de sıkça rastlanan ağaç, genellikle sıcak ve ılık iklimlerde yetişir. Akasya çiçeklerinden yapılan ilaçlar nefes darlığına karşı kullanılır. 2 çorba kaşığı kurutulmuş akasya çiçeği; l su bardağı kaynar su içinde 10 dakika bekletilir, günde üç su bardağı içilir.

Anason (Pimpinella Anisum – Anisum Volgare)

Anavatanının Akdeniz sahilleri olmasına karşın her iklimde yetişir. Temmuz ve ağustos aylarında toplanır. Anasondan elde edilen yağ hormonları düzenler, anne sütünü çoğaltır. Tohumlarından elde edilen anason yağı mide rahatsızlıklarına iyi gelir, iştahı açar, harareti söndürür.

Anason çayı hazmı kolaylaştırır, mide ve bağırsak gazlarını yok eder. Kaynar sütün içine atılan bir damla anason vücut ağrılarını dindirir.

Tohumları yakılarak dumanı solunursa baş ağrısını giderir.Tohumlarının yenmesi iştahı arttırır, uykusuzluğu giderir, mide ekşimesini önler. Toz haline getirilen anason tohumları üzüm şırasına karıştırılarak içildiğinde böbrek taşlarını düşürür. Anason tozu ayrıca gülyağı ile karıştırılarak kulak içine sürülürse kulak içi iltihaplarını önler, ağrıları giderir. Anason tohumlarını çiğnemek nefes darlığını ve kalp çarpıntısını giderir. Kaynatılmasıyla elde edilen sudan cilt bakımı için yararlanılır.

Andız Otu (Inula Helenium)Andız Otu (Inula Helenium)

Çayırlarda, orman kenarlarında, çalılıklarda yetiştirildiği gibi bahçelerde de özel olarak yetiştirilir. Kökünden yapılan çay, başta soğuk algınlığı olmak üzere mide rahatsızlıklarına ve sarılık hastalığına çok iyi gelir.

Andız otu kökü mideyi kuvvetlendirir, balgam söktürür. Bu kökten elde edilen yağ idrar söktürücü ve safra ifrazatını arttırıcıdır.
Andız otu kökü ezilip balla karıştırılarak yenirse öksürüğü dindirir, balgamı söker. Astım ve akciğer kanamasına çok iyi gelir.

Üzüm şırasının içinde bir ay bekletilen andız otu, mide rahatsızlıklarına iyi gelir, mideyi kuvvetlendirir. Böbrek, mesane ve safra kesesi taşlarının oluşumunu önler. Akciğer rahatsızlıkları ve vereme iyi gelir. Ayrıca bu şıra felçli bölgelere sürülürse kan devaranının artmasını sağlar.

Andız otu iştah açıcı olma özelliğinin yanında basur ve tansiyon düşürme tedavisinde de etkilidir. Taze andız otu kökü ezmesi çıbanların üzerine sarılırsa çabuk iyileşmelerini sağlar.
Andız otundan yapılan merhemler egzamaya, kaşıntıya iyi gelir. Andız yaprakları veya kökünün hayvan ısırma ve sokmalarında enfeksiyon oluşumunu önleyici etkileri vardır. Çok miktarda andız otu mide bulantısına neden olur.

Ardıç (Juniperus Communis)

Ovalarda, yaylalarda, dağlık bölgelerde yetişir. Ardıç meyveleri iştahı arttırır, hazmı kolaylaştırır, idrar söktürür, idrar organlarını dezenfekte eder. Bağırsak gazlarını önler.

Dallarından yapılan merhem deri üzerine sürülerek ovulursa cilt hastalıklarına iyi gelir, saç dökülmesini önler.

Ardıç dallarının ezilmesi yolu ile elde edilen suyu çıbanları ve şişlikleri tedavi eder. Rendelenmiş meyveleri sirke içine konup bekletildikten sonra bir bezle alın üzerine sarılırsa baş ağrılarını giderir. Taze meyvelerinin ezilmesi ile elde edilen şurup öksürüğe çok iyi gelir.

Ardıç meyveleri ayrıca midede oluşan gazın neden olduğu ağız kokularını giderir.

Ardıç dumanı yılanları kaçırır. Kamp ateşinin içine bir miktar da ardıç atmak faydalıdır.

Armut (Pyrus Communis)

Armut, damarların içinde biriken tortuları eritip, idrarla dışarı atar. Bu özelliğiyle iyi bir yüksek tansiyon ilacıdır. Böbrekleri çalıştırır, romatizma, eklem kireçlenmesi olanlar için yararlıdır. Hamile kadınlarda kusmayı azaltır. Kansızlığı giderir. İçerdiği fosfor ve B vitaminiyle zihni yorgunluğu giderir, sinirleri teskin eder. Tükürük bezlerini çalıştırarak, hazmı kolaylaştırır. Hastalıklara karşı vücudun direncini arttırır, bağırsakları yumuşatır. Armut hazmı kolaylaştırır ama kendisinin hazmı kolay değildir. Midesi sorunlu olanlar elma gibi ısırarak yemek yerine suyunu tercih etmelidir. Armuttan en iyi şekilde yararlanmak isteyenler yemeklerden önce yemelidir.

Arpa (Hordeum Vulgare)
Arpa (Hordeum Vulgare)

Dünyanın her tarafında yetiştirilir. Tanelerinde bol miktarda B1 ve E vitamini vardır.

Suda kaynatılarak elde edilen sıvı susuzluğu giderir, ateş düşürür, balgam söktürür, ishali önler. Böbrek ve safrakesesi taşlarının sebebiyet verdiği ağrılara, karaciğer ve dalak hastalıklarına, bronşit ve nezleye, cilt hastalıklarına, kansızlığa, raşitizm hastalığına iyi gelir. Kemik kireçlenmesini önlemesi en önemli özelliğidir.

Ateş yükselmesine karşı bir avuç arpa, bir litre suda, arpanın zarı patlayıncaya kadar kaynatılır. Sonra süzülür. Bir adet limon ve bir yemek kaşığı bal ilave edilerek yudum yudum içilir.

Çıban ve yaraları tedavi etmek için: Arpa hamuruna bir miktar incir ve bal ilave edilerek çıban ve yaraların üzeri sarılır.

Bağırsak gazlarını yok etmek için: Arpa unu hamur haline getirilir. Bir miktar keten tohumu ve üzerlik otu ilave edilerek karna sarılır.

Yüzdeki lekeleri yok etmek için: Hamur haline getirilen arpa unu yüze maske halinde sürülür. 2 saat bekletilir.

Bir litre suda bir avuç arpa bir avuç rezene tohumu kaynatılarak içildiğinde, anne sütünde artış görülür.

Asma (Vitis Vinifera)

Asma özellikle sıcak bölgelerde yetişir. Dünyada insanlar tarafından ilk yetiştirilen bitki olduğu sanılmaktadır. Üç binin üzerinde çeşidi vardır.

Meyvesi olan üzümde bol miktarda A, B1, B2 ve C vitamini bulunur. Vücut yağlanmasına, kalp ve böbrek rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir. Asma çubuklarından çıkan sıvı egzamaya ve bağırsak kanamalarına karşı kullanılır. Bazı yerlerde bu sıvı göz damlası olarak da kullanılır.

Aşk Otu (Levisticum Officinale)

Ege bölgesindeki sık rastlanan aşk otunun ilkbaharda kökü, ekim ayında ise gövdesi ve tohumları kullanılır. Kökünden elde edilen yağ, sinir sistemi ve deri hastalıklarına karşı kullanılır. Gövdesi böbrek ve mesane rahatsızlıklarına iyi gelir. Vücudun çeşitli yerlerinin su toplamasıyla oluşan hastalıkların tedavisinde de kullanılır.

Aşk otu, gut hastalığı, romatizma, müzmin kalp rahatsızlıklar, öksürük ve boğaz iltihaplarına karşı etkilidir. Kökünden yapılan çay sarılığa iyi gelir, böbrekleri temizler. Anason ve raziyane ile karıştırılarak hazırlandığı zaman etkisi daha fazla olur. Kökü kaynatılarak elde edilen sıvı yüzdeki lekeleri yok eder. Kurutulmuş aşk otu kökü toz haline getirilir. 1 çay kaşığı 1 bardak sirkeye konularak içilir. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Banyo suyuna karıştırılırsa ciddi güzelleştirir. Ciltteki yaraları giderir.

Aşk otu tohumları bir bardak su içinde 6 saat bekletilerek içilir. Karaciğer, dalak, mesane ve böbreklerin çalışmasını düzenler.

Aşk otu tohumları bir bardak sirke içine konup 2 saat bekletilerek içilirse kalça ve bel ağrılarını hafifletir. Böbrek, mesane ve safrakesesi taşlarını düşürür.

Önemli not: Çok miktarda alınan aşk otu böbrekleri yorabilir. Böbrek rahatsızlığı çekenlerin aşk otundan yapılan ilaçları kullanmamaları tavsiye edilir.

Atkestanesi (Aesculus Hippocastanum)
Atkestanesi (Aesculus Hippocastanum)

Mayıs ve ağustos aylarında yapraklarından, eylül-ekim aylarında meyvelerinden, mart, eylül ve ekim aylarında ise kabuklarından yararlanılır.

Meyveleri olan kestaneler öğütülerek toz haline getirilir. Bir bardak suya bir kaşık konularak günde üç kere içilirse basur, ishal ve varis hastalıklarına iyi gelir. Nezle ve nefes darlığına karşı tatbik edilir. Bir kilo atkestanesi küçük parçalara doğranarak pişirilir ve suyu ile temizlenirse basuru önler.

Atkestanesi ağacının kabuğu kaynatılarak içilirse hazımsızlığa, kronik bağırsak nezlesine, soğuk algınlığına, yüksek ateşe iyi gelir.

Kavrulup öğütüldükten sonra kahve gibi pişirilerek içilirse nezleyi önler. Romatizmaya iyi gelir.

Taze atkestanesi çiçekleri alkol içinde ve güneşte birkaç hafta bekletildikten sonra romatizmalı uzuvlara ovularak sürülürse şifa verir.

Atkestanesinden iki şekilde yararlanabilirsiniz:

1. Bir yemek kaşığı ince kıyılmış at kestanesi kabuğu 2 bardak kaynar suya bırakılarak bir müddet bekletildikten sonra yudum, yudum içilir.

2. 1 kg. At kestanesi meyvesi ezilerek kaynatıldıktan sonra banyo suyuna ilave edilir.

Ayçiçeği (Helianthus Annuus)

Soğuk preslenmiş ayçiçeği yağı damar kireçlenmesine çok iyi gelir. Tohumlarından elde edilen merhem kurdeşen hastalığının tedavisinde kullanılır, yaraları tedavi eder.
Ayçiçek yağı içilmez ama gargara olarak kullanıldığında uykusuzluk, kronik baş ağrısı ve asabiyete iyi gelir. Ayrıa ağızdaki zararlı bakteri ve molekülleri yok eder. Vücudun zehirlerden temizlenmesine yardımcı olur.
Not: Soğuk presle elde edilen ayçiçeği yağını 10-15 dakika yani ağzınızda beyaz hale gelene kadar gargara yapmak gerekir.

Ayrık Otu (Agropyron Repens)

Yol kenarlarında, çayırlarda, bahçe ve tarlalarda bol miktarda bulunur. En çok kullanılan yeri toprak altında kalan gövdesidir.

Elli gram ayrık otu kökünün bir litre suda kaynatılması sonucunda elde edilen ilaç sarılık hastalığına iyi gelir. Böbrek taşlarını ve idrar yollarındaki kumu düşürür. Gut hastalığını ve romatizmaya karşı da kullanılır. Ter ve idrar söktürür, nezle ve boğaz hastalıklarına iyi gelir. Mide rahatsızlıklarına ve ishale karşı çok etkilidir. Dalak rahatsızlıklarına karşı da çok iyi geldiği son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu belirlenmiştir.

Ayva (Cydonia Ablonga)

Ayvada, şeker, tanen ve bol miktarda vitamin vardır. İshal kesicidir. Dizanteri ve karaciğer tembelliğine iyi gelir. Mide ve bağırsağı kuvvetlendirir. Çarpıntı, bronşit, öksürük ve verem hastalıklarına iyi gelir.

Kurutulmuş ayvanın suda bekletilmesi ile elde edilen şurupla gargara yapılırsa boğaz iltihaplarına iyi gelir.

Önemli Not: Kabızlık çekenler ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.

Bitkisel hatalar kanser tedavisini olumsuz etkiliyor

alternatif tıp, bitkisel hatalar, Kanser, kanser tedavisi, kanser teşhisi, karaciğer enzimleri, kemoterapi, meditasyon, psikolojik travma, sinir sistemi, standart onkoloji, tamamlayıcı tıp, yoga yapmak
Standart kemoterapi tedavilerini alan kanser hastalarının yüzde 80-90′ının çay ve ot gibi ürünlerden yararlandığı ancak bu konuda çok büyük bilgi açığı ve hatalı uygulama olduğu ortaya çıktı. Tıbbi Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Gökhan Demir, alternatif ve tamamlayıcı tıp arayışlarının kanser hastalarında sıkça görüldüğünü söyledi.

Standart tedaviyi bırakarak başka tedaviye yönelme olarak tanımlanan alternatif tıbba ilişkin özellikle son birkaç yıldır Çin’le ilgili yayınlanan haberlerin abartılı olduğunu belirten Doç. Dr. Demir, “Çin’de uygulanan tedaviler bizim önerdiğimiz tedaviler değildir ve bunlar dünya standartlarından da uzaktır. Derneğimizin de resmi görüşü budur” dedi.

Tamamlayıcı tıbbı ise standart tedavinin yanında bağışıklık ve sinir sistemini güçlendirici, bağırsak hareketlerini artırıcı birtakım ürünlerden yararlanılması olarak tanımlayan Doç. Dr. Demir, bu konuda çok büyük kullanım bulunduğunu kaydetti.

Doç. Dr. Demir, “Standart kemoterapi tedavilerini alan kanser hastalarının yüzde 80-90′ı çay ve ot gibi ürünlerden yararlanıyor. Alternatif tıbba karşıyız, tamamlayıcı tıbba değil. Ancak tamamlayıcı tıp konusunda da çok büyük bilgi açığı ve hatalı uygulama var. Tamamlayıcı tıbbı bugün hastaların hemen hemen tamamı kulaktan dolma bilgilerle yapıyor. Komşusunun önerdiği çayları içiyor. Dolayısıyla kişi bu ürünleri tamamıyla kulaktan dolma ve kontrol dışı kullanıldığı zaman bu tedaviler yarar değil, zarar getiriyor” diye konuştu.

“Hasta, hekiminden bilgi saklıyor”
Yanlış kullanılan bu ürünlerin kemoterapi ilaçlarıyla etkileşime girdiğine ve bu nedenle klinikte zaman zaman sorunlar yaşadıklarına işaret eden Doç. Dr. Demir, şunları kaydetti:

“Örneğin, kemoterapi alacak hasta geliyor. Kan değerlerine bakıyorsunuz karaciğer enzimleri yüksek. Karaciğerine bakıyoruz hiçbir hastalık yok. Sonra hasta utana sıkıla ‘Hocam ahbabımız bir ot getirdi, 2-3 aydır onu kaynatıp günde 5-7 bardak içiyorum. Ne var içinde bilmiyorum.’ Biz hemen onu kesiyoruz, 2 hafta sonra bakıyoruz ki bütün değerler normalleşmiş. Yani tamamlayıcı tıp, bilinçsiz hastaların standart tedaviyi almasını da engelliyor. Hastaların önemli bir kısmı tamamlayıcı tıptan bilinçsiz olarak yararlanıyor, hem de hekiminden saklıyor.”

“Sanatla uğraşmak da tamamlayıcı tıp”
Doç. Dr. Gökhan Demir, bu konuda hekime açık olmak ve bilgi almak gerektiğini vurgulayarak, standart onkolojiyle uğraşan hekimlerin tamamlayıcı olarak bu tür tedavilerin kullanılmasına karşı olmadıklarına işaret etti. Ancak tamamlayıcı tıp denilince akla sadece ot veya çayların gelmemesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Demir, şunları kaydetti:

“Sanatla uğraşmak, meditasyon veya yoga yapmak da tamamlayıcı tedavi unsurlarıdır ve en az otlar, çaylar, bitkiler kadar kişinin yapısal ve psikolojik olarak kendiyle barışık olmasına yardımcı olur. Çünkü kanser psikolojik bir travmadır. Kanser teşhisiyle yüzleşen her insan psikolojik travma yaşar. Kanser hastasında depresyon çok sık olan bir şeydir. Aslında tamamlayıcı tıbbın bu konularda, yani kişinin hastalıkla, kendisiyle ve çevresiyle uzlaşması konusunda rol oynaması lazım.”

Nar ve nar suyu kalbi kuvvetlendiriyor

bağırsak hastalıkları, bayılma, Beslenme, diyabet, idrar söktürücü, ishal, Kalp Sağlığı, karaciğer zaafiyeti, mide ağrısı, mide hastalıkları, mide iltihabı, nar suyu, Şeker Hastalığı
Uzmanlar, nar suyunun kalbi kuvvetlendirdiğini, karaciğer zaafiyetini giderdiğini, mide iltihabını ve ağrısını geçirdiğini söyledi.

Karadeniz, narın Türkiye’de batı, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde yetiştiğini belirtti. Nar meyvesinin yüzde 15′inin karbonhidrat, yüzde 0,8′inin protein olduğunu, ayrıca B1 ve B2 vitaminleri ile kalsiyum, fosfor ve demir bakımından zengin olduğunu ifade eden Karadeniz, “Nar mideyi temizlemekte, deniz tutmasına karşı iyi gelmektedir. Ayrıca nar içindeki zarları ile yendiğinde mide ülserini iyileştirmektedir.” dedi.

Nar suyunun böbrek ve karaciğer hastalıklarına karşı çok faydalı olduğuna dikkati çeken Turan Karadeniz, şu bilgileri veriyor:

- Nar suyu yüksek tansiyon hastalığının tedavisinde, kalp ağrılarında, basur hastalığının tedavisinde faydalı olmaktadır.

- Böbrek zafiyetine karşı nar suyu içilmesi yararlıdır.

- Nar suyunun harareti giderici özelliği bulunmakta, şeker ve kurdeşen hastalığına iyi gelmektedir.

- Kalbi kuvvetlendiren nar suyu, karaciğer zafiyetini gidermekte, mide iltihabını ve ağrısını geçirmektedir.

- Nar ekşisi şeker hastalarına tavsiye edilmektedir.

- Nar şırasının şekerle hazırlanan şerbetinin idrar söktürücü özelliği vardır.

- Romatizma ağrılarının hissedildiği eklem ve uzuvlara nar şırası sürüldüğünde, ağrı kesici özelliği bulunmaktadır.

- Bayılmalara karşı nar şerbeti içilmelidir. Tatlı nar suyu, ses kısıklığı ve zatürreeye karşı şifalıdır.

- Narın meyvesi ve suyunun yanı sıra çiçekleri ve kabuğu da yararlarıdır. Narçiçeği bağırsak yara ve iltihaplarını iyileştirir. Boyun tutulmasında narçiçeği lapası boyna konursa şifalı gelir.

- Narın kabuğu çay gibi demlenerek içildiğinde, mide ve bağırsak hastalıkları ile ishal ve dizanteriye karşı oldukça faydalı olmaktadır.

Bitkilerin iyileştirici etkisi bilimsel olarak kanıtlandı

anti bakteriyel etki, balgam, balgam söktürücü, bilimsel bitki, doğal ürünler, öksürük, Şifalı Bitkiler, soğuk algınlığı
Halk arasında bazı hastalıklara iyi geldiğine inanılan defne, adaçayı, sığırkuyruğu gibi doğal ürünlerin faydaları, bilimsel çalışmayla kanıtlandı. Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Moleküler Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mahmut Çalışkan, yaptığı açıklamada, kentte yoğun olarak yetişen bitkilerin faydaları üzerinde inceleme yaptıklarını söyledi.

“Bitkilerde anti bakteriyel etkiler var mı?” projesi kapsamındaki çalışmayla, bölgede yetişen defne, adaçayı ve sığır kuyruğunu 2 yıl süresince topladıklarını ve güneş görmeyen bir ortamda kuruttuktan sonra yağlarını aldıklarını ifade eden Çalışkan, şöyle devam etti:
“Bitkilerden elde ettiğimiz yağları, bakteri ortamına aktardık ve bu şekilde beklettik. Daha sonra bu yağın bakterinin gelişimini durdurup durdurmadığını, anti bakteriyel etkilerinin olup olmadığını araştırdık. Yaptığımız çalışmayla yıllarca ninelerimizin şifa niyetine soğuk algınlığı, öksürük balgam söktürücü olarak kaynatıp içtiği sığır kuyruğunun; mideyi rahatlattığı ve idrar söktürücü özelliği olduğuna inanılan adaçayının; kozmetik sanayisinde yoğun olarak kullanılan ve ağrılara iyi geldiği belirlenen defnenin, anti bakteriyel özelliklerinin bulunduğu ve yararlı olduğu sonucuna ulaştık.”

Çalışkan, hastalıklara iyi geldiğine inanılan diğer doğal ürünler üzerinde de araştırmalarının devam edeceğini sözlerine ekledi.

Soya için meme kanseri uyarısı

bilinçsiz tüketim, bitki karışımı, kanserden korunma, meme kanseri, soya, vitamin kapsülü takviyesi, vücut direnci
Uzmanlar, soyanın içindeki östrojen hormonuna benzer etkideki maddelerin, meme ve endometrium kanserlerine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı ve Kanser Epidemiyolojisi Bilim Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, yazılı ve görsel basında kanserden korunmaya yönelik çok fazla haber yer aldığını, ancak çoğunun bilimsellikten uzak ve yanlış olduğunu söyledi.

Prof. Dr. İsmail Çelik, bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini, çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ya da kanser dışında başka hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlayabileceğini belirterek, hekim tarafından tavsiye edilmediği sürece gıda takviyesinde bulunulmasının ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin kesinlikle uygun olmadığını bildirdi.

Kanserden korunmaya karşı ya da vücut direncini artırmak için çeşitli vitamin kapsülleri kullanılmasının ya da soya fasulyesi, havuç, gibi gıdaların çok tüketilmesinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek yerine meme, endometrium ve akciğer gibi bazı kanser türlerinin gelişmesine de neden olabileceğini öne süren Çelik, bitki karışımı ve vitamin kapsülü takviyesinin, koruyucu etkisinin saptanmadığını söyledi.

Melissa çayı ile sinirinizi yatıştırın

cilt masajı, deliksiz uyku, depresyon, kırışıklıklar, kovan otu, limon nanesi ve acem otu, limon otu, melissa bitkisi, melissa çayı, oğul otu, psikolojik rahatsızlıklar, sıkıntı, sinir yatıştırmak, sinirsel çarpıntı, stres, yüz toniği
Melissa çayı, stresten mide rahatsızlıklarına, baş ağrısından iştahsızlığa kadar birçok hastalığın tedavisinde etkili olan doğal bir ilaç. Sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklarda, mide spazmında, sinir sistemi ve kalp rahatsızlıklarında tansiyonu düzenleyici olarak, ağrı kesici ve rahatlatıcı olarak da kullanılan Melissa bitkisinin zekayı artırdığı, mide ülserine iyi geldiği, kaynatılarak suyu vücuda sürüldüğünde ter kokusunu kestiği ve beyin damarlarını açtığı biliniyor.

Bitkibilimciler, Melissa bitkisinin sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı rol oynadığını, psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntı verici olayların düşüncelerini zihinden uzaklaştırmakta yararlı olduğunu söylüyor.

Halk arasında “oğul otu”, “limon otu”, “kovan otu”, “limon nanesi” ve “acem otu” gibi adlarla da bilinen Melissa bitkisi, stresten mide rahatsızlıklarına, baş ağrısından iştahsızlığa kadar birçok hastalığın tedavisinde etkili olan doğal bir ilaçtır. Özellikle yorgun ve stresli geçen bir günün ardından, içeceğiniz iki fincan (yaklaşık bir su bardağı) Melissa çayı, rahat ve deliksiz bir uyku çekmenizi sağlayacaktır. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü uzmanı Dr. Oya Kaçar da, eski çağlardan beri sinirleri yatıştırıcı özellikleri olduğu bilinen “Melissa”nın, hiç bir yan etkisi olmadığı için birçok ülkede stres kaynaklı uykusuzluk durumlarında, bir ilaç gibi kullanılmakta olduğunu belirtiyor.

Stres ilacı gibi
Yatıştırıcı, temizleyici, yenileyici ve dinçleştirici etkilerinin yanısıra, Melissa bitkisinin antiseptik (mikrop kırıcı) özelliğinin de çok yüksek olduğunu belirten Dr. Oya Kaçar, bu harika bitkinin faydaları konusunda da şunları söylüyor: “Yapılan araştırmalar, Melissa bitkisinin 20. asrın hastalığı olan stres ve kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceğini göstermiştir. Ayrıca rahim ve sindirim sistemlerini hastalıklara karşı korur. Vücudu kuvvetlendirerek bitkinlik ve halsizlikleri giderir. Spazm çözücüdür. Ruhsal ve fiziksel sakinleştiricidir. Hazmı kolaylaştırır. Karın-mide ağrısı ve ishalin tedavisine yardımcı olur. Bağırsak gazlarını giderir. Cildi güneşin zararlı ışınlarından korur.”

Kozmetikte önemli
Kalp hastalıklarının tedavisinde de olumlu sonuçlar verdiği belirlenen Melissa bitkisi, kokulu bir bitki olduğu için, kozmetik sanayisinde de önemli bir yeri bulunmaktadır. Özellikle, yağlı saç şampuanlarında, yıpranmış, cansız ve güçsüz saç losyonlarında, ağız hijyen ürünlerinde, yağlı ciltler için temizleme maskelerinde, yaşlanmış ve yıpranmış ciltler için yenileyici kremlerde ve hassas cilt losyonlarında kullanılmaktadır…

Kırışıklıkları yok ediyor
Cildin parlak, kırışıksız ve duru olması herkesin arzusudur. Melissa bitkisi bu konuda yararlanabileceğiniz harika bir bitkidir… Gerçekten de Melissa bitkisinin yaprakları ve tomurcukları, içerdikleri madensel tuzlar ve yağlar sayesinde cildi tazeler, yaşlanmasını geciktirir ve ince kırışıklıkları giderir.

Bu şifalı bitki ile yapılacak toniği uygulamak da oldukça kolay: Bir tas kaynamış suya bir avuç Melissa bitkisi koyun. Bir-iki dakika kaynattıktan sonra, yüzünüzü bu suyun buharına tutun. Bu işlemi 10 dakika sürdürün. Buhardan sonra Melissa bitkisi ile yapılmış olan yüz toniği ile cildinizi hafif masaj yaparak yıkayın. Pamuğu toniğe batırıp bol sulu bir biçimde hafif hafif bastırarak yıkamak daha uygundur. Yüz toniğini hazırlamak da çok kolay. Bir su bardağı ölçüsünde kaynar suya bir çorba kaşığı Melissa bitkisi koyun. Üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dakika kaynatın. Ateşten indirdikten sonra 20 dakika demlenmeye bırakın. Sonra süzün. İşte cildiniz için harika toniğiniz hazır.

Bitki yağları sağlıklı beslenme için şart

aromatik bitkiler, bitki yağları, fonksiyonel yağ, gelişme çağındaki çocuklar, insan sağlığı, kalp hastalıkları, kalp hastalıklarını önlemek, kemik gelişimi, keten tohumu, sağlıklı beslenme, tıbbi bitkiler, zihin fonksiyonları

Bazı bitkilerden elde edilen yağların insan sağlığına birçok katkısı olduğu açıklandı. Çörek otu, üzüm çekirdeği, ceviz ve keten tohumu ile nar çekirdeği gibi ürünlerden elde edilen yağların insan sağlığına çok yönlü katkıları nedeniyle fonksiyonel yağ özelliklerine sahip olduğu belirtildi.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Kan, tıbbi ve aromatik bitkilerden doğal yöntemlerle elde edilen fonksiyonel yağların insan sağlığı açısından öneminin Türkiye’de de kabul edilmeye başlandığını söyledi.

Fonksiyonel yağlarla yapılan çalışmalar çok yeni olmasına rağmen tıbbi ve aromatik özellikleri olan yağlara ilgiyi artırdığını ifade eden Doç. Dr. Kan, “Dünyada ve ülkemizde sağlıklı yaşamın temel yapısını oluşturan ve sağlıklı kalmak için tüketilmeye başlayan bu fonksiyonel yağların beslenmemizde yerini alması gerekir” dedi.

Çevre, yanlış beslenme ve stres gibi yaşam kalitesini etkileyen olumsuz faktörlerin de etkisini azaltmak için fonksiyonel yağların kullanımının her geçen gün arttığını belirten Kan, şunları kaydetti:

“Özellikle gelişme çağındaki çocukların zihin fonksiyonları ve kemik gelişiminde, yaşlıların beslenmesinde fonksiyonel yağların ayrı bir önemi var. Doğal tıbbi ve aromatik katkısı olan bitki yağlarının endüstriyel olarak üretiminde araştırma ve geliştirme çalışmaları da hız kazanmıştır. Türkiye’de üretilip tüketiciye sunulma aşamasına gelinen bu yağların üretim süreçleri ve yağlarda yapılacak kalite kontrolleri önemlidir. Tüketici tercihini yaparken kullanacağı fonksiyonel yağın üretim ve kullanım özellikleri hakkında ürün üzerindeki bilgilere dikkat etmelidir. Özellikle tıbbi ve aromatik özellikli fonksiyonel yağların ham maddeden mamul ürün oluncaya kadar geçirdiği işlemler yağın faydalılığını belirleyen önemli faktörlerdir.”

Kan, fonksiyonel yağların elde edilmesi sürecinde yapılan ısıl işlemler, soğuk pres işlemleri ve ambalajına varıncaya kadar tüm işlemlerin yağın doğal özelliğiyle uyumlu olması, hangi şartlarda üretildiği bilinmeyen merdiven altı yağların kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.

Tıbbi özelliği olan yağların üretim aşamalarında gerekli analiz ve kontrol yapılmadığı takdirde fayda yerine zarar getirebileceğini belirten Kan, “Ülkedeki bitkisel yağların üretiminde, besin kaybı en aza indirilerek sağlık ve kalitenin amaçlandığı günümüzde yüksek niteliklere sahip fonksiyonel yağların üretimi endüstriyel olarak da artırılmalıdır” dedi.

Bazı bitki yağlarının faydaları
Çörek otu, üzüm çekirdeği, ceviz tohumu, keten tohumu, nar çekirdeği, aspir tohumu, ısırgan tohumu, susam tohumu ve kabak çekirdeği gibi ürünlerden elde edilen yağların insan sağlığına çok yönlü katkıları dolayısıyla fonksiyonel yağ özelliklerine sahip olduğunu kaydeden Kan, bazı tıbbi bitki yağlarının faydalarını şöyle sıraladı:

- Çörek otu tohumu yağının antioksidan ve iltihabı önleyici özellik gösterdiği kanıtlanmıştır.

- Üzüm çekirdek yağı Omega 6 yağ asidi olan linoleik asit bakımından zengindir. Yağ en az yüzde 69 oranında vücuda yararlı linoleik asit taşımaktadır.

- Ceviz yağı tüketen 793 kişi üzerinde Fransa’da yapılan bir çalışmada bu kişilerde kalp sağlığını koruyan HDL kolesterol düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır.

- Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve damar sağlığının korunmasında ve iltihaplarda pozitif etkiler oluşturduğu görülmüştür.

- Aspir tohumu yağının yağ dokularını azaltıcı etkisi, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle de gözlenmiştir. Vücuttaki yağ oranını azaltarak, daha küçük yağ moleküllerine dönüştürmektedir. Metabolizmayı hızlandırarak, yağ ve kas dengesini düzenleyip zayıflamaya yardımcı olur.

Keten tohumu yağı kalp hastalıklarını önlüyor
Keten tohum yağı, içerdiği Omega-3 yağ asidi olan alfa linolenik aside bağlı olarak kalp sağlığını koruyucu, koroner kalp hastalıklarını önleyici etki gösterir. Ülseratif kolit gibi iltihaplı hastalıkları önlemede de yardımcıdır. Keten tohumunun vücutta kolesterolün oluşmasını engellediği, kolesterolü düşürdüğü ve yüksek tansiyonu düşürmede yardımcı olduğu belirlenmiştir. Yorgunluğa, halsizliğe karşı enerji ve güç verir. Taşıdığı antioksidan bileşiklerden dolayı bağışıklık sistemini güçlendirir.

Güçlü antioksidan etkiye sahip olan nar çekirdeği yağı kalp sağlığını korumada yardımcıdır. İçeriğindeki asitler bağışıklık sistemini harekete geçirerek vücut direncini artırır. Sindirim sistemini koruyucu etkileri ortaya konulmuştur. Kabak çekirdeği yağının taşıdığı özel bileşenlerden dolayı prostat ve idrar kesesi şikâyetlerinin azaltılmasında yardımcı olduğu pek çok araştırmayla gösterilmiştir. Ayrıca kolesterolü düşürür ve kalp sağlığının korunmasında olumlu etkileri bulunur.

Sedefin çaresi bitki özlerinde

bitki özleri, bitkisel droglar, bitkisel iksirler, bitkisel kremler, cilt lekeleri, ciltteki lekeler, doğadaki iksirler, doğal iksirler, egzama, saf bitki özleri, sedef hastalığı, sedef hastalığının çaresi, Şeker Hastalığı, şeker yükselmesi, yüksek şeker
Kainatın eczanesi, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında çok olumlu sonuçlar sağlıyor. Saf bitki özleri, bitkiler ve bitkisel kremler kullanarak dört ay içinde bu sorundan kurtulabilirsiniz.

Bitkisel sağlıkta, Precelsus’un “Bütün dağlar, tepeler ve otlaklar birer eczanedir” sözünü kendisine ilke edinen Herbalist Tarkan Güveloğlu, özellikle sedef ve vitiligo gibi bir çok insanın yaşadığı cilt sorunları üzerine çalışıyor. Herbalist Tarkan Güveloğlu’nun uyguladığı bitki özleri ile iyileşen sedef hastası Mustafa Eryılmaz uzun yıllardır taşıdığı sedeflerinden kurtuldu.

“Geçmez” diye bilinen bu hastalıkların saf bitki özleri ile tedavi edildiğini vurgulayan bitki uzmanı Güveloğlu, “Bu cilt sorunları toplumun yüzde 2’sinde mevcut” diyor. Saf bitki özleri, bitkiler ve bitkisel kremler kullanarak dört ay içinde bu sorunların giderildiğini belirten uzman, on beş yıldır bitkilerle ilgilendiğini ve bu yöntemle söz konusu hastalıklardan kurtulan bir çok insan bulunduğunu anlatıyor. Bu konular üzerine araştırmalar yapan, bir bitki özleri fabrikası bulunan ve Avrupa’ya da bitki özü ihraç etmeye hazırlanan Tarkan Güveloğlu, özellikle cilt sorunları konusunda yıllardır bitki formülleri üzerine emek harcıyor.

Sedef için sonuç iyi
En büyük başarı şansını sedef hastalığında yakalamış. Bugüne kadar çok sayıda kendisine gelen sedef hastasının durumuyla ilgilendiğini ve büyük çoğunluğunda sorunu çözdüğünü belirten Güveloğlu, “Özellikle saf bitki özleri, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında çok iyi bir sonuç sağlıyor.

Öncesi ve sonrası
Tesisat İşçisi Mustafa Eryılmaz da başarılı sonuç alınan sedef vakalarından biri… Fotoğraflarla da iyileşmeyi kayda alan herbalist, gelişme hakkında şu bilgileri veriyor: Deriye renk veren hasta hücrelere sinirsel uyarı gitmediğinden vücutta beyaz lekeler oluşuyor , ancak sabırlı bir bitkisel uygulama sürecinden sonra lekeler yok olabiliyor. “Ancak Vitilgo’da iyileşme oranı sedef”e göre daha az, yüzde 50 başarı şansı var” diyor uzman. Hazırladığı bitki özü tedavisinin çok yaşlılar, çok sigara ve alkol kullananlar ile ağır depresyon geçirenlerde etkili olamayabileceğinin altını çiziyor. Güveloğlu’nun yararlandığı “kainatın eczanesi”, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında olumlu sonuçlar sağlıyor.

Uyguladığı bitki özleri ile iyileşen sedef hastası Mustafa Eryılmaz, hastalığı bu yolla yenenlerden biri. “Doğaya inanmak çok önemli. Sabırla bitkisel tedaviyi uyguladım ve bu hastalıktan kurtuldum” diyen Eryılmaz 25 yaşında bir tesisat işçisi ve ilk kez bir doğal yöntemi denemiş.

Önce doktor raporu
Sedef ve egzama genellikle aşırı stres ve üzüntü ile paralel gelişiyor Sedef’te da planlı bir bakım süreci uyguluyor Güveloğlu. Bitki özleri, bitkisel kremler ve bitkisel losyondan oluşan terkibi uygulamak içir önce doktor raporu isteyen Güveloğlu, “önce teşhis konulmalı. ‘Ülserim’ diye gelen birisini doktora gönderiyorum, bana tekrar geldiğinde ‘midemdeki ağrı kanserdenmiş’ diyebiliyor. Dolayısıyla bu konuda çok hassas davranıyorum” diyor. Herbalist, doğada bütün hastalıkları giderecek bilginin saklı olduğunu ve kendilerinin yeni çalışmalar içinde olduklarını ifade ediyor.

Rastgele bitki kullanımının yanlışlığına da değinen herbalist Tarkan Güveloğlu, örneğin bir şeker hastasının meyan kökü kullanması durumunda şekeri yükselteceğine dikkat çekiyor. Güveloğlu, bitkisel tedavinin 3 bin yıllık bir serüven olduğunu, tarih boyunca tüm uygarlıkların bu yöntemden yararlandıklarını söylüyor. Sedef hastalığında az da olsa netice alınamayan insanlar da olduğunu, hiçbir bitkisel tedavide yüzde 100 kesin sonuçlardan söz edilemeyeceğini vurguluyor.

Çağlar boyunca doğadaki iksirler
M.Ö.3 000 yıllarına ait tabletlerde de bitkisel ilaçlarla tedavilerin kullanıldığını belirten Güveloğlu Mezopotamya Uygarlığı döneminde, bilinen bitkisel drogların miktarının 250 dolayında olduğunu, bu döneme ait tabletlerde adamotu, eğir kökü, hardal, kekik, meşe mazısı, rezene ve safran gibi bitkisel droglardan söz edildiğini belirtiyor.

Grek uygarlığında da bitkisel tedavi ve bitkisel droglar hakkında çok önemli eserler yazıldığının altını çiziyor. “Doğa çağlar boyunca insanı yanıltmadı” görüşünü savunan Herbalist, hekimliğin babası Hipokrat’ın, 150 ‘ye yakın eserinde, tedavi amaçlı yaklaşık 400 drogtan söz edildiğini ve bunların büyük çoğunun bitkisel droglardan oluştuğunu hatırlatıyor. “Örneğin bu bilgiler arasında güçlü müshil olarak hintyağı, mahmude ve ebucehil karpuzu gibi bitkilerden yararlanılarak yapılan tedavi yer alır. İdrar arttırıcı olarak da sarımsak, soğan, salatalık, kavun, karpuz ve rezeneden söz edilir.

Uykusuzluk çekenler için haşhaş ve adamotu gibi bitkisel drogları tavsiye eden Tıbbın Babası, boğaz hastalıklarında ise kereviz, nane ve kekik bitkileri ile yapılan gargaralardan söz eder.”

M.Ö.3000 yıllarında Sümerlere ait tabletlerdeki bilgiler içinde bitkisel ilaçlarla tedavilerin mevcut olduğunu, bitkisel ürünlere olan bu ilginin çağlar boyu kuşaklardan kuşaklara günümüze kadar aktarıldığını vurguluyor Herbalist Güveloğlu.

Bakterilere karşı bitkisel antibiyotikler

adet düzensizliği, bağırsakları çalıştırmak, bağışıklık kazanmak, bağışıklık sistemi, bağışıklık sistemini güçlendirmek, bakteriler, bitkilerin yararları, bitkisel antibiyotikler, civanperçemi, kanser tedavisi, keten tohumu, rezene, sarı civanperçemi
Bakteriler, birçok etken maddeye sahip olan bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık geliştiremediğinden, hastalıkların tedavisinde uzun yıllar aynı şekilde etkisini korur. Bu nedenle uzmanlar, hastalıkların tedavisinin bitkilerle desteklenmesi gerektiği görüşünde birleşiyor.

Virüslerin, bakterilerin her geçen gün antibiyotiklere karşı bağışıklık kazandığı bilinmektedir. Dolayısıyla gelecek yıllarda şu an kullandığımız birçok antibiyotiğin işe yaramayacağı bir gerçektir. Bakterilerin bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanması pek mümkün değildir.

Bakterilerin bitkilere karşı bağışıklık kazanamamasının nedeni bir bitkinin içerisinde antibiyotik özelliği gösteren birçok maddenin var olmasıdır. Örneğin sarımsakta 50 civarında, civanperçeminde 100 den fazla değişik bileşimli antibiyotik özelliği gösteren madde vardır. Bunların hepsi birbirini tamamlayan maddelerden oluşmuştur. Dolayısıyla bakteriler bu kadar değişik bileşiğe karşı bağışıklık oluşturamamaktadır.

Antibiyotiği yarım bırakmayın
Buna karşılık, penisilin penisilindir, tetrasiklin tetrasiklindir. Fakat bu “kesinlikle antibiyotik kullanmayın” anlamına gelmemelidir. Antibiyotikler, tarihimizde verem gibi ölümcül hastalıklardan insanları kurtarmıştır ve daha birçok sağlık sorunlarımızda başarıyla kullanılmaktadırlar. Gerektiğinde antibiyotikleri doktor kontrolünde dikkatlice kullanmak gerekmektedir. Antibiyotikler yarım bırakılmamalıdır. Hatta rahatsızlık geçtikten sonra bile birkaç gün devam edilmelidir.

Sarımsak bakterilere etkili
Antibiyotik tedavisine başladıktan sonra bakterilerin direnci kırılmaya başlar ve kişi iyileşme belirtileri gösterir. Bu sırada kişi kendini iyi hissedip de antibiyotik tedavisini yarım bırakırsa bir müddet sonra zayıflatılmış olan bakteriler tekrar güç kazanarak kişiyi yine hasta ederler. Üstelik kullandığınız antibiyotiğe karşı direnç geliştirerek. Yani o antibiyotik artık o bakteriye karşı etkili olamayabilir. Bakteriler, birçok etken maddeye sahip olan bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık geliştirememektedir. Sarımsağın karmaşıklığına örnek verecek olursak, sarımsakta otuza yakın etken maddenin yanı sıra, bilinmeyen en az 35 bileşik daha bulunmaktadır. Dolayısıyla sarımsak sürekli olarak fayda sağlayan bir madde olarak kullanılabilmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendirin
Günlük hayatımızda antibiyotik özelliği olan besinleri kullanarak ve iyi beslenip bağışıklık sistemimizi güçlü tutarak hastalıklardan korunabiliriz.

Bal, sarımsak, soğan, zercefil, meyankökü, tane karanfil, adaçayı, ekinezya, okaliptüs ve kekik günlük hayatımızda kullanabileceğimiz, çayını yapıp içebileceğimiz antibiyotik özelliği olan bitkisel maddelerdendir.

Keten tohumu bağırsakları çalıştırıyor

Gerekli malzemeler: Keten tohumu (çekilmiş, toz), sinameki, rezene, anason.

Kullanılışı: Bir su bardağı kaynar su içerisine 5-6 yaprak sinameki yaprağı, birer çay kaşığı anason ve rezene havanda ezilerek konulacak. 15 dakika demlenerek aç iken günde 1-2 bardak içilecek (sinameki miktarını artırmayın, bağırsak tembelliği yapabilir). Günde 1 defa aç iken bir yemek kaşığı keten tohumu tozu su ile içildiğinde de bağırsakları çalıştırmaktadır. Yan etkisi yoktur. Günde 3 yemek kaşığı alınabilir. Ayrıca kayısı, erik, incir kurusu veya tazesi öğün aralarında yendiğinde bağırsakların çalışmasını hızlandırır. Çay, kahve, kola, muz, çikolata, bira ve şarap kabız olmanızı kolaylaştıran yiyeceklerdendir.

Kanser tedavisinde sarı civanperçemi
Civanperçemi de birçok rahatsızlıkta kullanılan etkili bir bitkidir. Yara kapatıcı, damar büzücü etkisi vardır. Dahilen ve haricen hemoroid tedavisinde kullanılabilir. Ülser ve gastritte de faydalıdır. Adet söktürücüdür ve adet sancılarına iyi gelir. Menopoz dönemlerinde faydalıdır. Mesane (İdrar kesesi) sarkmalarında kullanılabilir. Kanser tedavisinde de yer alması gereken bitkilerdendir.

Hemoroid için; 2 litre kaynar suya 30 gr sarı civanperçemi atılarak 1 dakika kaynatılır. 15 dakika bekledikten sonra ılık hale getirilip oturma banyosu yapılmalıdır.

İçmek için ise; 1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı civanperçemi ezilerek konulur. 20 dakika demlenip süzülerek içilmelidir.

Adet düzensizliğine rezene
Kullanılması gerekenler: Adaçayı, hayıt tohumu, sarı civanperçemi, rezene, papatya, kırkkilit otu (atkuyruğu)

Kullanılışı: 3 su bardağı kaynar su içerisine bu bitkilerden ezilmiş olarak birer çay kaşığı atılarak 20 dakika demlenecek. Sonra süzülüp sabah, öğlen, akşam 1 su bardağı aç iken içilecek (yemeklerden 20 dakika önce). 2 ay düzenli olarak devam edilmelidir. Gün içerisinde çay, kahve, kola, sigara mümkün olduğunca içilmemelidir. Çay olarak kuşburnu, melisa, ıhlamur, adaçayı içilebilir.

Önemli not: Bitkiler toz haline getirilip bekletilmemelidir. Toz haline getirilip hemen kullanılmalıdır. Bitkileri parçalayıp toz haline getirilip bekletildiğinde içeriğindeki etken uçucu maddeler azalabiliyor.

Şifalı bitkileri bilinçli kullanın

alerji, aspirin, bilinçli tüketim, bitkisel ürünler, bulantı, ekinezya, fitoöstrojen, idrar söktürücü, insülin, ishal, kan sulandırıcı ilaçlar, kanama, karışımlar, kortizon, parkinson ilaçları, romatizmal ilaçlar, Şifalı Bitkiler, zayıflama çayları, zayıflama ilaçları

Sakın ‘Ottur zararı yoktur’ demeyin. Şifalı bitkilerin hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğini bilmiyorsanız dikkatli olun. Uzmanlar, halk arasında sıkça kullanılan bitkisel ürünlerin zararları ve tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgiler veriyor…

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal’a göre bitkisel ürünlerde zayıflama ilaçlarından aktarlarda satılan karışımlara, zayıflama çaylarına kadar çok geniş bir pazar söz konusu. Birçok bitkisel kaynaklı ürün yıllardır kullanılmakta ve yararlı olduğu bilinmekte. Bununla beraber bazı bitkisel ürünler kullanıcılar üzerinde ciddi yan etkilere neden olabilmekte. Dikkat edilmelidir ki, bitkisel ürünler ilaçlardan daha güvenli değiller. Hepsi olmamakla beraber bitkisel ürünlerin çoğu zararlı etkiler de göstermektedirler.

Ticaretini yapanlar ise kullanıcılara bu bitkisel ürünlerin çoğunun natürel olduğunu söylemektedirler. İlaçlardan farklı olarak bitkisel ürünler kullanılmadan önce test edilmezler ve dolayısıyla güvenli oldukları söylenemez. Bu ürünlerden bazıları toksik maddeler ve polen içerir ki; bu durum bazı kişilerde hastalıklara neden olabilmektedir. Bazılarının içerisinde üzerindeki etikette belirtilmeyen steroid ve östrojen gibi maddeler bulunabilmektedir. Bir kısmının içerisinde ise arsenik, civa, kurşun ve pestisid gibi zehirli maddeler bulunabilmektedir.

Kullanırken nelere dikkat edilmeli?

Bir bitkisel ürünün üzerinde doğal olduğunu belirten bir etiketin bulunması onun güvenli olduğunu göstermez. Örneğin kava ve eşekkulağı bitkisi ciddi karaciğer hastalığına neden olabilmektedir.

Bitkisel ürünler bir ilaç gibi düşünülerek, doğru kullanılmadığında veya büyük miktarlarda alındığında ciddi sağlık problemlerine neden olabilmektedir.

Hamile kadınlar veya emziren anneler özellikle dikkatli olmalıdırlar. Çünkü bu ürünler ilaç gibi etki gösterebilirler.

Bazı bitkisel ürünler ilaç gibi etki gösterdiğinden, kullanılan ilaçlarla etkileşerek, zararlı olabilmektedirler.

Birçok bitkisel kaynaklı ürünün içerisindeki aktif madde bilinmemektedir. Bu ürünlerin içerisinde onlarca, yüzlerce madde veya bileşik bulunmaktadır. Bilim adamları faydalı olduğu ileri sürülen ürünler içerisindeki bileşenleri tespit etmeye çalışmaktadırlar.

Yapılan araştırmalar sonucu bitkisel ürünlerin etiketleri üzerinde belirtilen bileşiklerin haricinde daha birçok madde tespit edilmiştir. l Bazı bitkisel ürünlerin içerisinde metaller, etiketsiz ürünler, mikroorganizmalar ve diğer maddeler bulunmaktadır.

Zayıflayayım derken hasta olmayın

Tedavi veya destek amacıyla kullanılmakta olan yüzlerce bitkisel ürün mevcut. Bunlar içerisinde en çok bilinenler; sinameki, bitkisel çaylar, papatya türleri, yosun hapları, kondriotin sülfat, ekinezya, efedra, garlik, ginkgo biloba, ginseng, kava, glukozamin, melatonin ve fitoöstrojenlerdir. Sık kullanılan ilaçlardan biri olan sinameki, vücuttaki suyun atılmasını hızlandırıcı etkiler içermektedir.

Kullanılan diüretik çaylar (zayıflama ve form çayları) bağırsaklarda bulunan “mikrovillus” adı verilen tüycüklerin kısalmasına ve düzleşmesine, dolayısıyla kabızlığa yol açmaktadır. Sinameki kullanıldığı durumlarda besin öğelerinin emilimlerinde sıkıntılar yaşanabilir. Mesela potasyum emilimi azalınca kalp kaslarına olumsuz yönde etki eder. Sonuç, kalp hastalığına kadar gidebilir.

Bu bitkileri bu ilaçlarla kullanmayın

Ekinezya: Aspirin ve kortizon tipi ilaçlarla,

Efedra: Burun açıcı (dekonjestan) ilaçlar, kafein, tansiyon ve kalp ilaçları ile,

Garlik: Aspirin ve romatizma ilaçları ile,

Ginkgo biloba: Aspirin, romatizma ilaçları, kan sulandırıcı ve idrar söktürücülerle,

Ginseng: Aspirin-romatizma ilaçları, kalp ilaçları, şeker hapları, idrar söktürücülerle,

Glukozamin: İdrar söktürücü ve insülinlerle,

Kava: Parkinson ilaçları ve kan sulandırıcılarla,

Melatonin: Romatizmal ilaçlar, kortizon ve beta blokerler ile,

Kondriotin sülfat: Aspirin ile birlikte kullanılmamalıdır.

Yan etkileri göz önünde bulundurun

Ekinezya kullananlarda; mide rahatsızlığı, ishal, kabızlık, alerji,

Garlik kullananlarda; bulantı, ishal, kanama, alerji

Ginseng kullananlarda; baş ağrısı, uyku problemi, ürtiker, vajinal kanama, göğüslerde hassasiyet, tansiyon problemi

Ginkgo biloba kullananlarda; mide rahatsızlığı, ishal, baş ağrısı, kanama, epilepsi, kramplar

Glukozamin kullananlarda; mide rahatsızlığı, şişkinlik, gaz, ishal

Kava kullananlarda uyuklama, kaşıntı, karaciğer rahatsızlığı l Melatonin alanlarda; Uyuklama, baş ağrısı, depresyon, mide rahatsızlığı

Fitoöstrojen alanlarda; meme ve rahim rahatsızlıkları, tiroid problemleri l Sarımsak ve zencefil gibi bitkiler kandaki pıhtılaşmayı azaltır. Bu nedenle cerrahi müdahalede bulunulacak kişiler ile aspirin ve ağrı kesici kullananların bu bitkisel ilaçları almaması gerekir.

Gerçekte yosun değil sentetik maddeler zayıflatıyor

Bu tip hapların içersinde “sibutramin” adlı iştah azaltıcı bir madde yer almaktadır. Gerçekte insanlar yosunla değil sentetik bir madde ile zayıflıyorlar ve madde kontrolsüz kullanıldığı için birçok kişinin ölümüne yol açmıştır. Doğadan toplanan mantarlar ile zehirlenen insanlara yönelik haberler basında bol miktarda mevcuttur. Doğadan toplanan ve demlenerek içilen papatyalar da kimi zaman ciddi zehirlenmelere yol açabilmektedir.

Çok çeşitli papatya türlerinden bazıları böcek öldürücü, bir başkası migren, diğeri ise soğuk algınlığı tedavisi amacıyla kullanılmaktadır.

Yaşlı ve hastalarda risk daha büyük

Kullanılmakta olan bu bitkisel ürünler bazı hastalık durumlarında güvenli değillerdir. Bu ürünler özellikle yaşlı kişilerde tehlikeli olabilmektedir. Dolayısıyla bitkisel kaynaklı ürünleri aşağıdaki sağlık problemi olanlar kullanırken çok dikkatli olmalıdırlar.

- Kanama problemi olanlar,
- Kanserli hastalar,
- Şeker hastalığı olanlar,
- Prostat rahatsızlığı olanlar,
- Sarası (epilepsi) olanlar,
- Göz tansiyonu (glokom) olanlar,
- Kalp hastalığı olanlar,
- Hipertansiyonu olanlar,
- Psikiyatrik hastalığı olanlar,
- Parkinson hastalığı olanlar,
- Karaciğer hastalığı olanlar,
- Felçli hastalar,
- Tiroid hastalığı olanlar
- Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar,

Bitkisel ürünleri kullanan ve cerrahi müdahale geçirecek olan kişiler bu durumu mutlaka doktoruna belirtmelidirler.

Çünkü bitkisel ürünler kanama ve anestezide bazı sorunlara yol açabilmektedir. Bu gibi durumlarda bitkisel ürünün iki hafta önceden kesilmesi gerekmektedir.

Bitkisel ürünler özellikle böbrek ve diyaliz hastalarında; kan basıncı, kan şekeri ve pıhtılaşma üzerine tahmin edilemeyen etkiler ve elektrolit dengesizlikleri nedeniyle zararlı olabilmektedir.

Kalp ve bellek sağlığı için alıç

ağır enfeksiyon hastalıkları, alıçın yararları, bellek sağlığı, damar sertliği, kalp krizi sonrası, kalp ritim bozuklukları, Kalp Sağlığı, kalp yetmezliği, sinirsel kalp çarpıntıları, yüksek kan basıncı

Sonbahar meyvesi olan alıç, hem kalp damar hastalıklarına iyi geliyor hem de belleği güçlendiriyor. Kalp ritim bozuklukları, sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları, kalp krizi sonrası yüksek kan basıncı ve damar sertliğine iyi gelen alıç, düzenli tüketildiğinde beyin açısından da faydalı oluyor.

Dolaşımı sağlayan damarları genişleterek, daha fazla kan ve oksijenle beslenen kalp damarlarının güçlenmesini sağlıyor.

Genellikle bol güneş gören dağlık bölgelerde yetişen Alıç, bazı Avrupa ülkelerinde tıp doktorlarının reçetelerinde yer alıyor.

Ülke genelinde akdiken, yemişen, geviş, edran, geyik dikenleri olarak da bilinen alıç, özellikle bol güneş gören dağlık bölgelerde, derelere bakan yamaçlarda ve çalılıklar arasında yetişiyor. Haziran ayında çiçek açan alıç, eylül-ekim döneminde meyveleri olgunlaşıp kızardıklarında yaprakları ile birlikte toplanıyor.

Alıç’ın yararları

Uzmanlar, alıcın çeşitli kalp ve kan dolaşımı hastalıklarında kullanılabilecek ender bitkilerden olduğuna dikkat çekiyor. Kalp ritim bozuklukları, sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları, kalp krizi sonrası yüksek kan basıncı ve damar sertliğine iyi gelen alıç, düzenli tüketildiğinde beyin açısından da faydalı oluyor.

Dolaşımı sağlayan damarları genişleterek, daha fazla kan ve oksijenle beslenen kalp damarlarının güçlenmesini sağlayan alıç, yüksek kan basıncını dengelerken, beyni de olumlu etkiliyor ve belleği güçlendiriyor.

Bazı Avrupa ülkelerinde tıp doktorları tarafından reçeteler yazılan alıcın sadece Almanya’daki yıllık satış hacmi 30 milyon euroyu geçiyor.

Ev yapımı elma çayı zayıflama ilacı

elma çayı, elma çayının yararları, ev yapımı, ev yapımı bitkisel tedaviler, zayıflama, zayıflama ilacı

Prof. Dr. Ziya Mocan az ve sık yemek gerektiğini savunuyor. Böylece, aç kalıp çok yemenin önünün kesileceğini söylüyor. Kendisi de gün içinde bol bol atıştırıyor ama kilo almıyor. Mocan sırrının; büyük-küçük herkese içmelerini tavsiye ettiği elma çayı olduğunu dile getirdi ve sizler için tarifini verdi

Dr. Ziya Mocan, Endrokronoloji ve Metabolizma profesörü… Kendisi, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin klinik şefi… Türkiyenin en şişmanlarının, 300-400 kiloluk insanların yolu onun kliniğinden geçiyor. Bugüne kadar 100 hatta 200 kilo verdirdiği pek çok hastasını gördüm. 150 kilo vermesi için diyete soktuğu hastalara tanık oldum. Evden çıkamaz durumdayken genç kızlığındaki kilosuna kavuşturduğu pek çok hastasıyla tanıştım…

HİÇ DİYET YAPMAMIŞ
Binlerce kişiye diyet reçesi hazırlayan Mocan, bugüne kadar hiç diyet yapmamış. İlginç çünkü kendisi, Türkiyenin en iştahlı doktorlarından biri… Bana iştahına karşın kilo almamasının sırrını, evinde ve işinde nasıl atıştırdığını anlattı. Acarkentteki evine konuk olduğumda anladım ki en büyük sırrı; kendi sebze bahçesini kurmuş olması. Domates, soğan, kara lahana, maydanoz, roka ve daha pek çok sebze yetiştiriyor bu bahçede. Bitki çaylarını, bahçesindeki bitkilerden hazırlıyor. İşte Dr. Mocandan kilo almadan atıştırmaya ilişkin tüyolar:

BU TARİFİ UYGULAYIN
* Herkese önerecek bir beslenme alışkanlığınız var mı?
Benim önerim; elma suyu alışkanlığı edinmenizdir. Ben elma suyumu masamın üzerinden hiç eksik etmiyorum. Elma suyu metabolizmayı hızlandırır ve idrar miktarını artırır. Kilo sorunu olan kişilerin ödemi atmasını sağlar. Bir-iki elmayı kesip haşlayın. İçine bir limon ya da portakal atın. Karanfil ve tarçın ekleyin. Çocuklara verecekseniz, bardağın içine bal koyup öyle verin. Elma suyunu hazırlarken içine koyacağınız limon ve portakalı sakın soymayın. Kabuklarıyla haşlayın. Bunların kabuklarında sitrik asit vardır. Bu, zayıflama ilaçlarının içinde de bulunur.

AÇIKHAVADA BESLENİN
* Çok atıştırır mısınız?
Saat başı bir şeyler yerim. Aç kalmak, sonradan çok yemek anlamına gelir. Atıştırmalar bazen içecek bir şey, bazen de birkaç parça kepekli ürün yemek şeklinde olabilir. Ben atıştırmaya ekinezya ile başlarım. Sonra ayran içer ya da bir kase yoğurt yerim. Her zaman dışarıda yani açıkhavada yemek yemeyi tercih ederim. Açıkhava her zaman iştah açar ancak şu da bilimsel bir gerçektir ki; açıkhavada ve yükseklerde yaşayan insanlarda obezite daha azdır. Amerikada bununla ilgili bir araştırma yapılmış. Arizonada genetik olarak ailesel şişmanlığı bulunan bir ailenin bir bölümü, Meksikada dağlık bir araziye yerleştirilmiş ve obezite azalmış. İklimlerin ve havanın insanın beslenmesinde çok önemli bir yeri bulunuyor. Dağda, ormanda hareket daha fazladır. Buralarda aldığınız kalorileri yakacağınızı söyleyenler haklıdır. Siz de vakit bulduğunuzda yemek için küçük yürüyüşler yapın, açık havada bir şeyler yiyin. Ben iştahlı biriyim. Yediklerimi doğru seçmesem, kesinlikle çok kilolu biri olurdum. Ama sebzeleri seviyorum, sağlıklı şeyler yiyorum ve kilo almamayı başarıyorum.

TATLI AÇ KARNINA YENİR
* Çikolata yer misiniz?
Çikolataya alkol muamelesi yaparım. İkisini de ancak çok canım çekerse ve aç karnına tüketmeye dikkat ederim. Aç karnına çikolata yerseniz ya da alkol alırsanız o zaman yakımı kolay olur. Yağ oluşumuna yol açmaz. Canınız çok çikolata çektiyse, bitter olanları tercih edin. Bir kadeh beyaz şarap istediyseniz için ama içine bir-iki tane buz atın. Böylece alkol oranını ve kalori etkisini azaltırsınız. Ben arada bir tatlı yerim. Her tatlıyı da severim. Tatlı yiyeceksem yemeğin üzerine yemem. İki saat geçmesini beklerim. Tatlıyı mutlaka aç karnına yemek lazım. Yatmadan önce yerseniz, kilo için yemek yemiş olursunuz. Yatmadan iki saat önce, yemeği keserim.

KEPEKLİ SİMİT YENEBİLİR
* Simit en zararlı atıştırma alışkanlıklarımızdan biri mi?
Simit, atıştırma deyince baş sırada yer alır. Ama bence o kadar haşarı bir yiyecek değil. Simit kolay ve masumdur. Hatta kepekli olursa diyet listesine bile konabilir. O gün yeterince doyurucu bir öğlen yemeği yemediysem, beş çayında kendime kepekli bir simit ısmarlarım. Çok hamursa, içini çıkartarak yemeye çalışırım. Kurabiye ve ekmek yemek istediğimde ise, kepekli undan yapılmış olanlarını tercih ederim.

19 Kasım 2009 Perşembe

Spor ve Beden Egitimi Nedir


Spor ve Beden Eğitimi

Beden Eğitimi Nedir

İnsan bütününü oluş­turan fiziki, ruhi ve zihni vasıfların bu­lunduğu yaşın ve genetik potansiyelin gerektirdiği verim gücüne ulaştırılması için bedeni aktiviteler ve oyun yoluyla yapılan faaliyetlerin bütünüdür.

Beden Eğitimi ve Sporda Ölçme: Bir sporcunun veya kullanıldığı aracın uygu­lama veya kullanım esnasındaki özellik­lerini belirleme ve bunları ölçme birimiy­le, sayı sembolleri kullanarak ifade etmedir.

Spor Nedir

Spor, vücudun organik direnicini artıran, sistemlerin fizyolojik kapasite­sini geliştiren, bu kapasiteyi koruyan ve devam ettiren bir uğraşıdır.
Spor yapmadan sürdürülen yaşamda sistemlerin faaliyetleri geriler. Ruhsal bunalımlar başlar. Boş zamanlardaki kötümser tutum ve davranışları ön plana çıkarır. Kötü alışkanlıklara zemin hazırlar.
Sistemli, yaşa uygun ve sürekli spor yaparak, sağlıklı, zinde ve güçlü kalmak, yüksek moral ile yaşamak mümkündür.

Spor şu amaçla yapılır;

• Tembelliği ve isteksizliği yenmek,
• İlgi duymayı geliştirmek,
• Streslerden uzaklaşmak,
• Vücudu çalıştırmak,
• Yaşlanmayı geciktirmek,
• Enerjiyi harcamak, boş zamanı değerlendirmek,
• Vücudun kapasitesini artırmak,
• Dolaşım sisteminin normal değerlerde çalışmasını sürdürmek,
• Sistemleri daha fazla çalışmaya hazırlamak,
• Refleksleri hızlandırmak,
• Hareket ve sinir sisteminin aktivitesini sürdürmek, artırmak,
• Kasların kasılma sürelerini azaltmak,
• Kendine güveni ve yaşama gücünü artırmak,
• Spor oyunlarını beceri haline getirmek ve uygulamaktır.
Spor, ileri yaş hastalıklarından olan dejeneratif eklem hastalıklarını önler. Kas, eklem ve sinir sistemi hastalıklarını rehabilite eder.

Spor Nasıl Yapılır

Spor Belli bir oyunun yapılması anlamında olmamalıdır. Spor oyunları özel tesis ve donanım gerektirdiğinden spor yapmayı engeller. Herkes için spor, anlayışı ile hareket ederek sporu yaygın hale getirmek mümkün olmuştur.

Yürümek, koşmak, tırmanmak, engebeli yollarda yürümek bireysel spor­lardır. Bu sporlar her yerde yapılabilir.

Açık havada hareket yapmak, yüzmek ve oyun oynamak spor için ye­terli bazı uğraşlardır. Evde her sabah 10-15 dakika vücut hareketleri yapmak iyi bir spordur.
Spor türü seçilirken vücudun değişik bölgelerine yönelik ve çok kas de­netimini hareket ettiren hareketler tercih edilir.

Gebelikte uterus kaslarının ve uterus bağlarının güçlenmesi doğumun kolay olması için gebelik döneminde önerilen sürelerde yürüyüş ve uygun spor yapılır. Yürüyüş ve spor sağlıklı doğum için gereklidir.

Yeni doğan bebeklere yaptırılan kol ve bacak hareketleri bebeğin spor ihtiyacını giderir. Bebeğin sağlıklı gelişmesini ve büyümesini kolaylaştırır.
Kitle sporlarından futbol, voleybol gibi oyunları izlemek de bir yönüyle spordur. Boş zamanın değerlendirilmesidir.

Spora önem veren uluslar, dayanıklı, dinç, zeki, çalışkan, disiplinli ve yetenekli fertlere sahip olur. Okullardaki beden eğitimi dersleri ve spor faa­liyetleri bireysel spora ve yukarıdaki amaca yöneliktir.

beden sağlık nedir, beden eğitim sistemleri nelerdir, beden eğitimi , beden eğitimi , beden eğitimi derslerinde sağlıklı yaşamak için neler yapmalıyız, beden eğitimi nedir, beden egıtımı nedır, beden eğitimi nedir yararları nelerdir, beden eğitimi ve sporun , beden eğitimi ve sporun faydaları, beden eğitimi ve sporun yararları, beden eğitiminde hareket ve çeşitleri, beden eğtimi, beden gücünü artırmak, beden ne amaçla yapılır, beden nedir, beden nedir spor nedir, beden sa, beden sağlığı nedir, beden sporunun faydaları, beden ve ruh sağlığı nedir, evde nasıl spor yapılır, faranşit belirtisi, insan isikli oyunlari, maranki cinsiyet belirleme, refleks hızlandırma, sağlıklı spo, sağlıklı spor ve beden eğitimi, sağlıklı yaşam ve beden eğitimi nedir, spor ve beden eğitiminin, spor ne amaçla yapılır, spor nedır, spor nedir? beden nedir?, spor ve beden eğiti, spor ve beden eğitimi, spor ve beden eğitiminin sağlık için faydaları, spor ve beden sağlıği, sporun amacı nedir, sporun v, sporun ve, sporun ve beden eğitimi faydaları nelerdir, sporun ve beden eğitiminin faydaları nelerdir, yenidoğan bebeklerde spor nasıl yaptırılır

Biçimli Kalçalar İçin Egzersiz Tavsiyeleri


Kalçanızı eritmek için öncelikle vücudunuzu toksinlerden arındırın. Bunun için bol bol sıvı tüketin. Zehirli maddeler vücuttan dışarıya atılmazsa, vücut daha fazla su toplar ve şişer.

Bunun sonucunda da başınız ağrır, kabızlık çeker ve kendinizi yorgun hissedersiniz. Tuzdan ve tuz içeren besinlerden uzak durun. Bu bölgenizdeki kan dolaşımını hızlandırmak için haftada en az iki kez kalçanızı fırçalayın.


Kalçalarınızdaki kasları düzenli şekilde egzersiz yaparak güçlendirebilirsiniz. Ancak yayvan bir kalçayı, egzersiz yaparak bile dar bir şekle sokamazsınız. Egzersiz yaparak sadece fazla yağlarınızı eritebilir ve kalçanızı küçültebilirsiniz.

Basen eritmek çok kolaydır, sizinde bildiğiniz gibi vücudumuz da en büyük kas içeren yerlerden birisi kalçalarımız. Bunun yanı sıra en kolay kilo almaya müsait bölgemiz de kalçamız. Çünkü bu bölgemizde yağ dokusu daha fazla olduğundan, kan dolaşımımız daha yavaş kaslarımızda daha yumuşak ve oldukça gevşemeye müsaittir.

Yere sırt üstü uzanarak kalçanızı 10 kere kaldırıp indirin. Daha sonra yukarıda 10 saniye kadar tutun. Bu hareketi 4 kez tekrarlayın. Bunun dışında yüzme, yürüyüş özellikle de bisiklete binmek de kalçalar için önerilen egzersizler arasında yer alıyor.

Masaj kalçalar için de çok yararlı. Piyasada satılan masaj aletleri ile yapabileceğiniz gibi suyla da masaj yapabilirsiniz. Özellikle soğuk suyun basıncı kalçalarınızın sıkılaşması için ideal. Tuzdan ve çok tuzlu yiyeceklerden uzak durun.

Egzersiz ile Kas Sertleşmesi


Düzenli ve sistematik olarak yapılan egzersiz ve daha sonra bu egzersiz seanslarını izleyen, gerekli proteinlerin alındığı dinlenme dönemlerine maruz kalan kas hücreleri, hipertrofik bir gelişim geçirir.


Kas protein sentezinde bir düzelme ve bu proteinlerin hücrelerin içine işlemesi, kasları geliştiren bir etki yaratır.

Aktin ve miyosin miktarındaki artış, daha şiddetli güç vuruşlarına eşlik ettiği için, kas daha şiddetle kasılır. Kas gücünün yükseltilmesinde sinirsel bağlantılar çok önemli bir rol oynar. Sinirsel bağlantılar daha fazla kas hücresini devreye sokma yeteneği gösterir.

Ne kadar fazla kas hücresi devreye girerse, o kadar fazla güç vuruşu ortaya çıkar. Sürekli ve düzenli yapılan egzersiz, kas kuvvetini yükseltme bağlamında, sinir ve kaslarda değişikliklere neden olur.

Bilinçsizce ve ağır yapılan egzersizler kaslarda yırtılmalara neden olur. Isınan kas daha fazla gerilebilmekte ve bunun ötesinde daha çabuk kasılabilmektedir.

Isınma, endürans, dayanıklılık,sürat,kuvvet,sıçrama,esneme yeteneği gibi elemanları artırır. Soğuk bir kas nispi olarak serttir ve ani esneme, hızlı hareketlerin neden olduğu gerilimi arttırır.

Kasın elastiki faktörleri , dış gerilmelere uyumu sağlamadığında kas kopacaktır.