2 Şubat 2008 Cumartesi

Yaz diyetlerinin vazgeçilmezi

Karpuz, düşük kalori değerinin yanı sıra çeşitli kanser türlerine karşı etkili maddeler içermesiyle de doktorlarca tavsiye ediliyor.
Karpuz, düşük kalori değerinin yanı sıra çeşitli kanser türlerine karşı etkili maddeler içermesiyle de doktorlarca tavsiye ediliyor.

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi beslenme ve Diyet Uzmanı Erkan Erdal, bol miktarda C vitamini barındıran karpuzun aynı zamanda antioksidan özelliği olduğunu ve çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan betakaroten içerdiğini kaydetti.
Karpuzda bulunan yüksek miktarda potasyumun ise kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ifade eden Erdal, aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğu için karpuzun bağırsak hareketlerini de düzenlediğine dikkati çekerek, bağırsak kanserini önlemede de karpuzun rol oynadığını söyledi.


Çekirdekleri de yararlı

Karpuz çekirdeklerinin de içinde bulunan "cucurbocitrin" adlı maddenin kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ifade eden Erdal, çekirdeklerin içinde yer alan bu maddenin böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine de yardımcı olduğunu kaydetti.

Erdal, karpuzu yaz aylarında hazırladıkları diyet programlarına mutlaka dahil ettiklerini belirterek, "Yağ ve kolesterol içermediğinden ve kalorisi düşük olduğundan, yaz aylarında yapılan diyetlerde karpuzun özel bir yeri var" diye konuştu.

Kalorisinin düşük olmasına karşın, karpuzun "sınırsız" tüketilmesinin de söz konusu olmadığını belirten ve diyet yapanları tüketecekleri karpuzun miktarının ölçülü olması konusunda uyaran Erdal, orta büyüklükte bir karpuzun 8�de bir diliminde yaklaşık 45 kalori olduğunu ifade ederek, bu miktarın bir porsiyon için yeterli olduğunu kaydetti.

Karpuz seçerken olgun, koyu renkli çekirdekli olmasına dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Erdal, karpuzun çekirdeklerinin kurutulup ezilerek yenilebileceğini söyledi.

Zayıf kadınları bekleyen tehlike

Uzmanlar, pek çok konuda avantaj olan zayıflığın, osteoporoz konusunda dezavantaja dönüştüğünü belirtiyorlar.
Uzmanlar, pek çok konuda avantaj olan zayıflığın, osteoporoz konusunda dezavantaja dönüştüğünü belirtiyorlar.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Oral, ''Şişman kadınlara, göre, zayıf ve uzun boylu kadınlarda osteoporoz görülme riski daha fazla'' dedi.Yaşlanan nüfusla birlikte osteoporozun büyük bir sorun haline geldiğini, hastalığın kemiklerin kırılganlığını arttığını belirten Prof. Dr. Oral, ''Bizi en çok korkutan kalça kırıkları. Kalça kırığı yüzde 25 ölümle sonuçlanabiliyor'' diye konuştu.Engin Oral, vücutta östrojenin bulunmadığı menopoz döneminin osteoporoz için zemin oluşturduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:''Kemik döngüsü 35 yaş civarında tamamlanıyor. 35'e kadar ne aldıysa onunla kalıyor ve bu yaştan sonra vücuttan yemeye başlıyor.
Menopozdan sonra bu yeme daha da artıyor. Özellikle ailede osteoporoz bulunan, sigara içen, zayıf ve uzun boylu kişilerde osteoporoza daha sık rastlanıyor.Zayıflık her şeyde avantaj olduğu halde, osteoporoz konusunda dezavantaj. Şişman kadınlara göre, zayıf ve uzun boylu kadınlarda osteoporoz görülme riski daha fazla. Zayıf kadında yağ dokusu daha az. Menopozal dönemde yağ dokusunun östrojen üretme yeteneği var. Şişman kadında bu şans var, ama zayıf kadında bu etki yok.''

Ev kadınında osteoporoz riski

Egzersizin osteoporozun etkilerini yavaşlatma bakımından önemli etkisi bulunduğuna dikkati çeken Oral, kalsiyum ve süt ürünlerinin de osteoporozun etkilerini yavaşlattığına değindi. Prof. Dr. Oral, şunları kaydetti:''Türk insanı süt ve süt ürünlerini yeteri kadar alıyor. Ancak D vitamini de önemli. Türkiye güneşli bir ülke olduğu halde osteoporoza olması gerekenden daha fazla rastlanıyor. Güneşten gerektiği gibi yararlanamıyoruz. Türk kadını güneşi pek görmüyor. Bunda toplumsal yapı da etkili. Evinden dışarı çıkamayan ve bu yüzden yeteri kadar güneş göremeyen kadınlar süt ve süt ürünlerini çok alarak, evlerinde bulunacak bir koşu bandında yürüyerek ve sigara içmeyerek osteoporozun etkilerini azaltabilirler.''

Göbek eriten iğne

Göbek eriten iğne!
Stresin kilo aldırdığını saptayan bilim adamları, bu bilgiden yararlanarak göbekteki yağ oranını düşürüp vücudu şekillendiren bir ilaç geliştirdi.

ABD'li bilim adamları, istenmeyen vücut yağlarını ameliyata gerek olmadan ortadan kaldıran bir ilaç geliştirdi. Özellikle göbek civarında biriken yağları eriten ilaç, enjeksiyon yoluyla vücuda veriliyor ve bu bölgedeki yağ oranını yüzde 40 düşürüyor. İlaç obeziteyi durdurmasa da vücut hatlarını yeniden şekillendiriyor. Washington'daki Georgetown Üniversitesi'nden bilim adamları söz konusu ilacı, bir "stres-obezite" deneyi sonucu geliştirdi.


"Stres altındaki farelerin, stressiz farelerle aynı kaloriyi almalarına" karşın kilo aldığını gözlemleyen uzmanlar bundan vücudun kendi ürettiği Y2R adlı kimyasalın sorumlu olduğunu keşfetti. Y2R'Yİ bloke eden bir ilaç verilen stres altındaki farelerin göbek yağları yüzde 40 oranında azaldı. Buluşla ilgili olarak konuşan plastik cerrah Stephen Baker da "Bu ilaç istediğiniz her şeyi yiyip sonra film yıldızı gibi olmayı garanti etmiyor ama daha sağlıklı olmanıza yardımcı oluyor" dedi.

Sıvı kaybı hastalık habercisi

Sıvı kaybı hastalık habercisi!
Güneş çarpmasına bağlı olarak meydana gelen sıvı kaybından korunmak için nasıl beslenmek gerekiyor?

Yaz aylarında artan hava sıcaklığı ve terlemeyle birlikte vücutta sıvı kaybı (dehidratasyon) meydana geliyor. Sıcakta aşırı kalmayla ortaya çıkan güneş çarpmasına bağlı olarak sıvı kaybının oluşabileceğini belirten Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Şirin Parkan, 'Sıvı kaybı, şeker koması, ishal, aşırı kusma ve kan kaybına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklar da, sıvı kaybının zamanında giderilememesi durumunda böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek yetmezlik oluşmasına yol açabilir' dedi. Sağlıklı kişilerdeki aşırı sıvı kaybının da vücutta elektrolit dengesinin bozulmasına neden olduğuna değinen Dr. Parkan, 'Sıvı kaybı ön planda böbrek fonksiyonlarını etkileyen bir durumdur. Aşırı sıvı kaybı, böbrek yetmezliğine yol açabilir. Elektrolit dengesi bozulabilir ve bu beyin ödemi ve kalp aritmileri dahil olmak üzere bir çok organı etkileyecek sorunlara neden olabilir' diye konuştu.


Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Şirin Parkan, eğer ağızdan sıvı alımına bağlı bir yetersizlik sözkonusuysa, kaybı gidermeye yönelik olarak uygun sıvının damardan alınması gerektiğini söyledi.

Şeker koması, ishal, aşırı kusma ve kan kaybında su içerek sorunun çözümlenemeyeceğini anlatan Dr. Parkan, mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulması gerektiğini belirtti.

Aşırı terlemeye bağlı sıvı kaybını önlemedeyse su içmek sorunu gidermede yeterli oluyor. Özellikle de yüksek tansiyonlu ve böbrek hastalığı olan kişilerde aşırı tuz alımı sağlık sorunlarına yol açacağından tuzlu ayran içmemeleri gerekiyor.

Herhangi bir sağlık sorunu olmayan ancak aşırı terlemeye maruz kalan kişilerde, tuz alınması yararlı olabiliyor. Çocuklar sıvı-elektrolit dengesine daha duyarlı oldukları için çok daha dikkatli ve tedbirli davranmak gerekiyor. Çocuklar su ihtiyaçlarını fark etmeyecekleri ve ifade edemeyecekleri için bunu akılda tutup bol bol su içirmekte fayda var.

Sıvı kaybında su ve ayran için

Aşırı terleme ve sıcağ maruz kalma halinde su ve ayran içmek, vücutta terle birlikte oluşan mineral kaybını önlüyor.

Özellikle de diyabet, tansiyon ve kalp hastalarının dikkatli olmasını öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, evde yapılmış, tuzu ve yağı az 4-5 bardak ayran içilmesini önerdi. Sodayı tansiyon hastalarına içindeki sodyumun yüksek olması nedeniyle önermediklerini belirten Talak, 'Kabızlıkla ilgili sıkıntısı olan kişilerde bağırsak hareketlerini yavaşlattığından sorun artıyor. Meyveli olanlarda çok kalorili oluyor ve tatlı olması için şeker ekleniyor. Bu da diyabetliler için zararlı' dedi.

Karpuz mineral ve vitamin deposu

Vitamin, mineral ve sıvı ihtiyacı için, karpuz çok yararlı. Ancak tüketilen miktara dikkat etmek gerekiyor. Bir dilim karpuz yenmesi bu dengeyi sağlamada yeterli oluyor. Günlük önerilen 4-5 porsiyon meyvenin, bir defada tüketilmemesini öneren Dyt.Talak, öğünlere yaymanın ve bir dilim yemenin daha sağlıklı olacağını söylüyor. Günlük su tüketiminin ofiste çalışanlarda 2- 2,5 litre, dışarıda çalışanlarda ise 3- 3,5 litre olarak ayarlanması gerekiyor. Sıvı kaybında su tüketiminin kişinin hissettiği ihtiyaca göre 3-4 bardak artırılabileceğini belirten Talak, çocuklarda oluşan aşırı terlemeye karşı, meyve suyu, ayran, su tüketiminin uygun olacağını, su miktarının 1-2 bardak artırılabileceğini söyledi. Çocuklar aşırı terlemeye karşı, meyve suyu, ayran tüketebilir ya da su içebilir. Ayrıca süt ve taze meyve suyu çocuklara yararlı. Yetişkinlerin yaz aylarında salata tüketimini artırmaları önemli. Kahve idrar söktürücü olduğundan yaz aylarında çok tercih edilmemeli. Ayrıca cacık, soğuk çorba, az şekerli limonata, meyveden yapılmış, şeker ilave edilmemiş komposto da tüketilebilir.

Sıcak havada yiyecekleri nasıl korumalı

Sıcak havada yiyecekleri nasıl korumalı?
Sıcak havalarda sebze ve meyvelerin saklanması da başlı başına bir sorun. Peki, yiyeceklerin bozulmasını önlemek için ne yapmalı?

Uzmanlar, aşırı sıcaklarda gıdaların sağlıklı tüketimi için meyvelerin doğrudan, sebzelerinde haşlandıktan sonra dondurularak saklanması gerektiğini belirtiyorlar.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Arsan Bilişli, meyve ve sebzelerin yaşayan canlı materyaller olduğunu hatırlatarak, ''Meyve ve sebzelerin yapısında, enzim adı verilen bozulma etmeni olan biyolojik katalizörler bulunmaktadır. Bunlar canlı olmayıp mikroorganizmalar gibi faaliyet göstermekte, sıcaklarda faaliyetleri artarak gıda maddelerinin bozulmasına neden olmaktadır. Enzimler, haşlama ve kaynatma işlemleri ile inaktive olmakta, soğuk ortamlarda ise faaliyetleri yavaşlamaktadır'' dedi.


Prof. Dr. Bilişli, yüksek sıcaklıkların, meyve ve sebzelerde özellikle vitamin kaybına neden olduğunu belirterek, ''Sıcaklıklar suyun buharlaşarak besinlerin buruşmasına ve kurumasına, doğal renginin açılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle meyve ve sebzeler üzerinde, sıcaklıkların olumsuz etkilerini önlemek için yaz günlerinde 10 dereceyi geçmeyen soğuk ortamlarda korunması, uzun süreli muhafaza içinde meyvelerin doğrudan, sebzelerin de haşlandıktan sonra dondurularak saklanması gerekir'' diye konuştu. Sıcaklıkların meyve ve sebzeler gibi et ve et ürünleri üzerinde de bozulmaya neden olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Bilişli, ''Et ve ürünleri, sıcak hava koşullarının olumsuz etkilerinden korunmak için ''0'' derece ile ''-1'' derecelerde 2 haftaya kadar, ''-18'' derecede donmuş yapıda ise 6 aya kadar saklanabilmektedir. Balıkların ''0'' derecede muhafaza süresi en çok 12-14 gün olup, uzun süreli sağlıklı koruma için iç organları alınıp ''-18'' derecede dondurulması, sağlıklı tüketim için önemlidir'' dedi.

Neden esniyoruz

neden esniyoruz? neden esnenir
Bugüne kadar insanların neden esnediği üzerine pek çok teori üretildi. Bunların yanı sıra 'kandaki düşük oksijen seviyesi' de kimi zaman esnemeyle ilişkilendirildi.

New York Üniversitesi psikoloji profesörü Andrew C. Gallup'a göre, neden esnediğimizi aslında kimse bilmiyor, ancak o ve ekibinin yeni bir açıklaması var: Esneme vücudun beyni serinletmesi için bir yöntem.
Ekip çalışmada, deneklerin beyinlerinin ısındığı zamanlarda daha sık esnediğini gözlemlediklerini açıkladı. Esnemenin, vücudun diğer sistemleri yetersiz kaldığında, beyin sıcaklığını düzenlediği yönündeki teoriyi ispatlamak için araştırmacılar, insanların çevresinde birileri esneyince, hemen esnemeye başladıkları gerçeğinden hareket etti.


Gönüllüler, gülen ya da esneyen insan görüntülerinin olduğu filmin oynatıldığı odaya alındı. Gözlemciler deneklerin ne sıklıkta esnediğini inceledi. Bazı deneklerden filmi izlerken burundan nefes almaları, daha sonra da alınlarına sıcak ya da serin tamponlar bastırmaları istendi. Beynin serinlemesini sağlayan alna buz konulması ve burundan nefes alınması sırasında, bulaşıcı esnemenin kesildiği görüldü. (Radikal)

Gece yanığına dikkat

Halk arasında 'gece yanığı' olarak bilinen hastalığı sıcak hava ve floresan ışığı tetikliyor. Böcek sokması ile oluşan hastalığa Ege Bölgesi'nde çok sık rastlanıyor.

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermataloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, gece yanığı olarak bilinen hastalığı sıcak hava ve floresan ışığının tetiklediğini söyledi.
Şendur, halk arasında 'gece yanığı' olarak bilinen böcek sokması ile oluşan hastalığın Ege Bölgesi'nde çok sık rastlanan bir durum olduğunu bildirdi. Hastalığa neden olan böceğin gövdesinde bulunan 'paederin' adlı salgının, insanın vücuduna değdiği deri bölgesinde yanma hissi verdiğini belirten Şendur, bu böceklerin tarım alanlarında, ağaçlık bölgelerde, funda ve çalılıklarda yaşadıklarını, bu bölgelerdeki insanların hastalık riskini fazlasıyla taşıdığını vurguladı. Böceklerin akşamları floresan ışığına yöneldiklerini ve etrafında toplandığını ifade eden Şendur, şunları kaydetti:


"Böceklerin insanlarla teması da bu nedenle oluyor. Böcek, açık havada, floresan ışığı altında veya çevresinde oturan insanlara tesadüfi konar.

Böceklerin insanları ısırmadığı, sokmadığı bilinmektedir. Ancak deri yüzeyinden uzaklaştırmak amacıyla yapılan silkme hareketi ile cilde sürtünmesi sonucu böceğin savunma mekanizmasına bağlı olarak gövdelerinden 'paederin' içeren bir sıvı çıkarır.

Bu sıvı deride dermotaza neden olur. Toksinin deride etkili olabilmesi için böceğin deri üzerinde iken yaralanması veya ölmesi gerekir."

"Gül suyu ve pudra tedavisi yanlış"


Söz konusu böceğin Ege Bölgesi'nin bol güneşli, sıcak ve tarım bölgesi olmasından dolayı daha çok bu bölgelerde görüldüğüne dikkat çeken Şendur, yaş ve cinsiyet ayrımı olmayan hastalığın genellikle vücudun açık olan, giysilerle örtülmeyen bölgelerinde ortaya çıktığını belirtti.

Şendur, şöyle devam etti:

"Yaptığımız bir araştırmada 'gece yanığı' olarak tanımlanan hastalığın bölgede azımsanmayacak kadar sık olduğunu belirledik. Hastaların en çok yanma hissinden şikayetçi olduklarını, ancak nedeni konusunda bilgi sahibi olmadıklarını da tespit ettik.

Araştırmamızda hastaların söz konusu şikayetle yılda bir kez karşılaştıkları ortaya çıktı. Gece yanığı yaralarını iyileştirmek, yanma hissini azaltmak için gül suyu ve pudrayı karıştırarak yaraların üzerine sürmek son derece yanlış tedavi edici olmayan bir uygulama. Ama bu hastalıkla karşılaşanlar genelde bu yanlış uygulamayı tercih ediyor."

Korunma yöntemleri


Prof. Dr. Şendur, yaz aylarında bu tür böceklere karşı dikkatli olunmasını, yapay ışık kaynaklarının yarattığı bölgelerden mümkün olduğu kadar uzak durulmasını, aydınlatma aracı olarak sarı ışık kaynağının tercih edilmesi gerektiğini bildirdi.