Genel Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2008 Çarşamba

Kadınlarda Kalp Krizine Karşı Soya

Japonya’da yapılan bir araştırmada, soya temelli ürünler tüketen kadınlarda inme veya kalp krizi riskinin 3-4 kat daha düşük bulunduğu belirlendi.

Japonya Sağlık Bakanlığı’nın talebi üzerine 12 yıl süreyle yapılan araştırmada, izoflavon ve E vitamini yönünden zengin soyadan yapılan ürünlerin, menopoza giren kadınlarda daha da koruyucu bir etkisi bulunduğu tespit edildi.

Sonuçları, Amerikan Kalp Vakfının dergisi Circulation’da geçen ay sonunda yayımlanan ve 1990’da başlayan araştırmada, 2002’ye kadar 40 ila 59 yaşlarında, kanser ve kalp hastası olmayan, her iki cinsiyetten 40 binden fazla Japon gözlendi.

Araştırmada, erkek ve kadınlar günlük tükettikleri soya oranına göre, 5 gruba ayrıldı. Beyin kanaması veya kalp krizi riskinin en çok soya tüketenlerde 0,39, en az tüketenlerdeyse 1 olarak belirlendiği araştırmada, menopozdaki kadınlar için bu oranın 0,25’e karşı 1 olduğu tespit edildi.

Soyanın kadınlarda görülen belirgin etkisine karşın, 5 gruba ayrılan erkekler arasında bir fark görülmedi.

Araştırmada, en az kalp krizi riskiyle karşı karşıya bulunan kadınların, günde 45 gram natto (mayalanmış, yapışkan soya fasulyesi) veya 100 gram civarında tofu (soya peyniri) tüketenler oldukları belirlendi.

Japon Ulusal Kalp ve Damar Merkezi’nden Yoshihiro Kokubo, soya ürünlerine eklenen Japonların geleneksel yosunlarının da organizmanın savunmasına açıkça katkıda bulunan unsurlar arasında olduğunu söyledi.

31 Ocak 2008 Perşembe

Kumda yürümek düz tabanlığı önlüyor

Kumda yürümek düz tabanlığı önlüyor!
Kumda ve sert balçık çamurda yürümek, ayak içi kaslarını güçlendirerek düz tabanlığı önlüyor.

Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Opr.Dr. Savaş Tunay, kumda ve sert balçık çamurda yürümenin düz tabanlığı önlediğini söyledi.
Bolu'da özel bir ortopedi merkezinin sahibi olan Opr.Dr. Savaş Tunay, düz tabanlığın ayak içindeki kaslarla, ayak altını örten kasların zayıflığından kaynaklanan bir hastalık olduğunu belirterek, 'Düz tabanlık, genellikle ailesel yatkınlıktan kaynaklanan bir hastalık. Bu tür vakalarda, ayağın iç kaslarının güçlendirilmesi gerekir' dedi.Beyin ve sinir sistemindeki bir takım hasarların yanısıra travmaya bağlı olarak da düz tabanlığın oluşabileceğini söyleyen Opr.Dr. Tunay şöyle konuştu:


'Düz tabanlıkta uygun bir tedavi görülmemesi halinde, ayağın altı bir ayı tabanı gibi düz olur. Hafif ve orta şiddetli düz tabanlıklarda birşey yapmaya gerek yok. Ortopedik ayakkabılarla veya ortopedik tabanlıklarla bu sıkıntı giderilebilir. Ayak parmaklarıyla yere düşmüş bir kalemi ya da bir çubuğu almak, topuk üzerinde veya parmak uçlarında bir balerin gibi yürümek, deniz kumu veya sert vasıflı balçık çamurda yürümek ayak içlerindeki kasları güçlendirir, ayağın altında kubbeyi oluşturan zarı daha güçlü vasıflı yapar. O nedenle aileler küçük çocuklarına yaz sezonunda ne kadar çok kumda yürüme fırsatı verirlerse, düz tabanlık korkuları da o denli azalır.'

Huzursuz bacak sendromu genetik

Huzursuz bacak sendromu genetik!
Uyku sırasında bacaklarında rahatsızlık, hareket ettirme ihtiyacı ve uyuşma hissetmeye neden olan genler bulundu.

Bilim adamaları, Huzursuz Bacak Sendromu'yla (HBS) bağlantılı 3 geni buldu.Nature Genetics tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Almanya'nın Münih kentindeki Max Planck Psikiyatri Enstitüsü'nden Julianne Winkelman ve ekibi, BTBD9 adlı gen varyantı ve biri MEIS1 olmak üzere başka 2 genin HBS ile bağlantılı olduğunu saptadı.Winkelman, sonuçların, sendromun daha iyi anlaşılmasını sağlayacağını ve böylece yeni tedavilerin bulunmasının yolunu açacağını söyledi.


Bu arada, İzlanda'da Hreinn Stefansson başkanlığında yapılan ve New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan benzer araştırmada da BTBD9'nin HBCS ile bağlantılı olabileceği kaydedildi.
HBS'nin ABD ve Avrupa'da görülme oranı yüzde 5-15. Bu oran toplumdan topluma ve yaşa göre farklılık gösteriyor. Örneğin Türkiye'de hastalığa rastlanma oranı yüzde 3,2 iken, bu oran Ekvador'da yüzde 2, Singapur'da 0,1, Japonya'da yaşlı kişilerde yüzde 4,6.
HBS hastaları uyku ya da istirahat esnasında bacaklarında rahatsızlık, huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma hissediyor.
Bu his gece yarısı uyanmalara ve uykuya dalma zorluğuna da yol açabiliyor.

Sıcak sarışınları vuruyor

Sıcak sarışınları vuruyor!
Sıcak hava, sarışın renkli gözlü kişiler ile vücudunda yanık ya da yara izi bulunan kişileri daha fazla etkiliyor.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, sarışın, renkli gözlü kişiler ile vücudunda yanık ya da yara izi bulunan kişilerin sıcak havadan daha fazla etkilendiğini söyledi.Prof. Dr. Yorulmaz, sıcak havada güneş ışınlarına bağlı yanıklar, cilt kanseri, terleme ile ısı kaybının yetersizliği, aşırı sıvı kaybı, sıcak çarpması gibi sağlık sorunlarının çok daha sık görülebileceğini belirtti.Terin emilmemesinin vücut sıcaklığının hızla yükselmesine yol açarak sıcağa bağlı rahatsızlıkları şiddetlendirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yorulmaz, şunları kaydetti:


"Çöl sıcaklarının yaşandığı bugünlerde sağlıklı giyinmek aşırı sıcak ve güneş ışınlarına bağlı sağlık sorunlarından korunmada hayati önem taşımaktadır. Sarışın, renkli gözlü kişiler ile vücudunda yanık ya da yara izi bulunan kişiler sıcak havadan çok daha fazla etkilenir."

Yazın giyilecek giysilerin güneş ışınını yansıtacak özellikte açık renkli ve hafif olanlardan seçilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle devam etti:

"Giysiler sıkı, dar olmamalıdır. Vücudu sıkı sıkıya saran dar giysiler, cilt ile giysi arasında hava akımını engelleyerek terleme yoluyla ısı kaybını da etkiler ve sıcağın olumsuz etkisini artırır. Giysiler aynı zamanda koruyucu kremler gibi, güneş ışığının etkisini azaltarak cildi koruyabilmektedir.

İç çamaşırları pamuklu ve dar olmayanlardan seçilmeli, yazın pek kullanılmamakla birlikte teri emebilen bir atlet giymek, hem güneşten korunmada faydalı olur hem de teri emerek sıcaktan daha az etkilenmeyi sağlar."

En az 15 faktör güneş kremi tercih edilmeli

Prof. Dr. Yorulmaz, giysinin cildi güneş yanıklarından tümüyle korumadığı için yazın güneş altına dolaşmak durumunda kalındığında kişinin üzerinde giysi olsa bile koruyucu krem kullanmasının doğru bir davranış olacağını söyledi.

Güneş ışınlarından korunmak için büyüklerin en az 15, çocukların ise en az 20 faktör koruyucu kreme ihtiyaç duyduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Yorulmaz, "Güneşin en şiddetli olduğu zamanlarda güneş altında dolaşırken, giyilen giysiler mümkün olduğunca bol, uzun kollu ve bacakları korumak üzere uzun bol pantolonlar olmalıdır. Böylece kolların ve bacakların güneşten yanması engellenmiş olacaktır" dedi.

Yazın sıcak havalarda başı ve beyni sıcaklardan korumak için mutlaka güneş ışınlarını doğrudan kafaya gelmesini engellemek üzere şapka giyilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yorulmaz, özellikle saçları olmayan ya da seyrek olanlarda bunun daha büyük önem taşıdığını söyledi.

Gözleri güneşin şiddetli ve zararlı ışınlarından korumak için de gündüz saatlerinde mutlaka yüze uygun güneş gözlüğü kullanılması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Yorulmaz, "Yaz mevsiminde hafif, terlemeyi engellemeyecek tarzda makyaj yapılması daha sağlıklıdır. Sıcak havada ağır parfümlerin kokularıyla sinek böcek gibi haşereleri çekebileceği unutulmamalı, hafif parfümler tercih edilmelidir" diye konuştu.

Sigarayı bırakmayana ameliyat yok

İngiltere'de başlatılan

İngiltere'de bir süre önce Milli Sağlık Sistemi (NHS) tarafından başlatılan operasyondan en az 4 hafta önce sigarayı bırakmayan hastaların ameliyatlarının ertelemesi uygulamasına, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Adana Şubesi destek verdi.
Şube Başkanı Uzman Dr. Nebil Bal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sigara içme yaşının 9'a kadar indiği Türkiye'de "Sigara ile Savaş" anlamında pek çok bilimsel ve sosyal çalışmalar yapıldığını söyledi.İngiltere'de başlatılan "Sigarayı bırakmayan hastanın ameliyatının ertelenmesi" uygulamasının sigara alışkanlığı ve tüketiminin azaltılması konusunda yararlı olabileceğini belirten Bal, "Ancak hastalara sigarayı neden bırakmaları gerektiği iyice anlatılmalıdır" dedi.


"Eğer hastalar sigarayı yalnızca ameliyat olabilmek amacıyla bırakırlarsa büyük ihtimalle en kısa sürede yeniden başlayacaklardır" diyen Bal, şunları kaydetti:

"Hastalar, yaşamlarının ameliyat sonrası dönemde daha iyi kalitede devam edebilmesi, farklı hastalıkların ortaya çıkma riskinin en aza indirilmesi için sigarayı bırakmaları gerektiği konusunda ikna edilmeli.

Bu yönde destekleyici çalışmalar yapılmalıdır. Uygulama ancak bu şekilde başarıya ulaşabilir.

Türkiye'de de sigara içenlere ameliyat öncesi bu alışkanlıklarını bırakmaları gerektiği hekimler tarafından hastalara telkin edilmektir.

Ancak ne yazık ki bunu uygulayan hastaların sayısı ise çok az. Çalışmalarımız bu yönde geliştirmeli ve temiz, dumansız sağlıklı bir çevre yaratma konusunda çabalarımızı artırmalıyız."

Bal, sigaraya başlamanın engellenmesi ve insanların bu alışkanlıklarını bırakması yönünde yapılacak en önemli çalışmalardan birinin sigaradan arındırılmış alanların yasal düzenlemeler ile genişletilmesi olacağını ifade ederek, "Sigaradan tamamen arındırılmış alanların artması, insanların yaşam kalitelerini, iş verimliliklerini ve sağlık durumlarını en üst seviyeye çıkaracaktır" dedi.

Bal, bu yöndeki etkinliklerin alışkanlığa sahip olanların sigarayı bırakmasını sağlayabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Her şeyden önce gençlerin de sigaraya başlamaları önlenecektir. Sigaraya harcanan paralar ve doğal sonucu olarak yapılan tedavi masrafları azalacak, ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlanacaktır."

Sabun mikrobu öldürmüyor

Sabun mikrobu öldürmüyor!
Ellerimizde bulunan mikroorganizmalar bir çok hastalığa neden olurken, sabun bu mikropları öldürme konusunda etkisiz!

Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim öğretim üyesi Başkanı Prof. Dr. Yusuf Durak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlıklı beslenme ve yaşamada temizliğin büyük önem taşıdığını belirterek, temizlikte de en önemli noktanın eller olduğunu söyledi.Elin vücuttaki en önemli mikrop taşıyıcısı durumunda olduğunu ifade eden Durak, el aracılığıyla hastalık yapıcı mikroorganizmaların vücudun hemen her yerine bulaşabildiğini ve bulaştığı yerde hızla çoğalabildiğini bildirdi.


Ne kadar dikkatli olursa olsun eldeki mikropların ağız yolundan mide ve bağırsaklara kadar inebildiğini vurgulayan Durak, şunları kaydetti:

"Elle bulaşan mikroorganizmalar tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıklara göz, sindirim ve solunum yolu rahatsızlıklarına, hatta kulakta bile bazı sorunlara yol açabilir. El üzerinde taşınan çok sayıda türde milyonlarca mikroorganizma el aracılığıyla ulaştığı herhangi bir yerde uygun ortamı bulması durumunda çoğalıp, hastalık yapabilir. Her çeşit mikrop farklı hastalıklara yol açabilir. Kişi, elinde ne tür mikrop taşıdığını, nereden ne bulaştığını kesinlikle bilemez ve göremez."

Sabun mikrobu öldürmüyor!

Durak, su kesintilerinin başladığı bugünlerde tifo, kolera, dizanteri ve sindirim yolu rahatsızlıkları gibi özellikle bulaşıcı hastalıklardan korunmanın birinci şartının el temizliği olduğunu ifade ederek, normal bir temizlik için su ve sabunun yeterli olacağını bildirdi.
Sabunun mikropları öldürmediğinin iyi bilinerek ellerin yıkanmasını öneren Durak, şunları kaydetti:

"Son günlerde elin 20 saniye yıkanması gerektiği söyleniyor. Elin 20 saniye, bol su ile yıkanması diye bir durum olamaz. Sabunun mikroorganizmaları öldürme özelliği yoktur, sadece elden uzaklaşmasını sağlar. Bu yüzden uygun yıkama yeterlidir. Sabun elde iyici köpürdükten sonra ve elin hemen her yerine temas etmesinden sonra su ile iyice yıkanır. Bu yıkamada sabun mikropların tutunmasını önleyeceği için hastalık yapıcı mikroorganizmalar elden suyla akıp gidecektir. Ama (el 20 saniye yıkanmalı) şeklindeki öneri doğru değil. İlaç olsa zaman
önemli, ancak mikrobu öldürmeyen bir temizlik aracıyla saatlerce elinizi sabunlamakla birkaç saniye sabunlamak arasında fark yoktur."

Durak, ellerin sabun köpürdükten sonra iyice ovulup suyla yıkanmasının normal bir temizliği sağlayacağını belirterek, "Fazla suyla yıkamak da fazla önem taşımıyor. Ancak hastane ziyaretlerinden sonra ya da bir hastaya dokunulmuşsa sabun yeterli olmayacaktır. Alkol temizliği de yapmak gerekir" dedi.

Yüksek nem kulaktan vuruyor

Yüksek nem kulaktan vuruyor!
Yüksek nemin yol açtığı terleme, önlem alınmadığı takdirde kulak hastalıklarını tetikleyerek işitme kaybına neden olabiliyor.

Yüksek nemin yol açtığı terlemenin, gerekli duyarlılık gösterilmeyip, önlem alınmadığı takdirde kulak hastalıklarını tetikleyerek işitme kayıplarına neden olabileceği bildirildi. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz aylarıyla birlikte en önemli sorun olan nemin, özellikle hassas olan dış kulakta sorunlara yol açarak işitme kayıpları ve önemli hastalıkları beraberinde getirebileceğini söyledi.


Dış kulak cildinin çok hassas olduğunu ve çabuk tahriş olabildiğini hatırlatan Aydoğan, "Dış kulakta en ufak kaşıntı dahi enfeksiyonu kolaylaştırıcı faktör oluyor" dedi.
Yapısı itibariyle nemin dış kulakta kolayca toplanabileceğini anlatan Aydoğan, şöyle konuştu:

"Özellikle yaz aylarıyla birlikte terleme de doğal olarak artar. Ter kulak içinde saklanabilir. Oluşan nem, dış kulakta mikroorganizmaların kolay ve hızlı bir şekilde üremesini sağlar. Nem, bu bölgede kaşıntıya yol açar. Kaşıntı ise dış kulakta zedelenmeyi, beraberinde ise mantar oluşumunu tetikler. Nemle birlikte dış kulakta oluşacak mikrobik iltihaplanmalar, ilerleyen günlerde işitme kayıpları gibi önemli kulak rahatsızlıklarını beraberinde getirir."

Kulağınızı kaşımayın

Tekrarlayan kulak enfeksiyonlarının şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin habercisi olabileceğini vurgulayan Aydoğan, kulağın, başta parmak olmak üzere sert cisimlerle kaşınmaması gerektiğini söyledi.

Serinlemek amacıyla girilen havuz ve deniz suyunun temiz olmasına özen gösterilmesinin önemine dikkati çeken Aydoğan, kirli suların kulaktaki enfeksiyonu artıracağını, sık tekrarlayan durumlarda ise mutlaka bir uzman doktora başvurulması gerektiğini kaydetti.

Aydoğan, dış kulak iltihaplanmalarına karşı alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı:

"Havuza veya denize gireceğiniz durumlarda tıkaç kullanın. Suya girdikten sonra mutlaka kurulanın. Kulaklarınızı temizlediğiniz pamuklu çubukları çok içine sokmadan hafifçe kullanın. Bünyenizde alerjiye yol açan gıdaları tüketmeyin. Doktorunuz tarafından verilmiş kulak damlalarını, özelliği dolayısıyla açıldıktan sonraki 15 günlük süreçte kullanın. Kulağınızı kaşıdıysanız ardından suyla temas etmeyin."

Ayna ayna! Derdimi söyle bana

Daily Mail gazetesinin, uzmanlara dayanarak verdiği bir haberde, kişilerin aynaya bakarak bazı ciddi hastalıklarını teşhis edebilecekleri ileri sürüldü
Daily Mail gazetesinin, uzmanlara dayanarak verdiği bir haberde, kişilerin aynaya bakarak bazı ciddi hastalıklarını teşhis edebilecekleri ileri sürüldü

İngiliz Daily Mail gazetesi, yalnızca aynaya bakarak birçok hastalığın teşhis edilebileceğini yazdı. Gazetenin bilgi aldığı sağlık uzmanlarına göre, bazı ciddi rahatsızlıkların belirtileri basit yöntemlerle görülebilir.Gözler: Gözün renkli kısmını çevreleyen beyaz halkalar, yüksek kolesterol göstergesi olabilir. Yüksek kolesterol yüzünden oluşan plaklar, göz çevresinde beyaz yumrular oluşturabilir. Kızarmış gözler, bakteriyel enfeksiyon ve iris iltihabı habercisi olabilir. Eski makyaj malzemeleri gözlerin enfeksiyon kapmasına yol açabilir.


Alt gözkapağının içinin parlak pembe değil, soluk renkte olması kansızlık ve D vitamini eksikliğini gösterir.

Göz seğirmesi, kasların gelişigüzel büzülmesi sonucu meydana gelir ve magnezyum eksikliği yüzünden ortaya çıkabilir. Aynı zamanda, MS (multiple sclerosis) gibi ciddi sinir sistemi hastalıklarında da göz seğirmesi görülür.

Gözkapağının düşmesi, göz yorgunluğu ve stresin yanı sıra, akciğer kanseri veye felç işareti de olabilir. Göğüs kafesinin üst kısımlarındaki tümörler, gözü etkileyen bazı sinirlere baskı uyguluyor olabilir. Düşük gözkapağı, bir kişinin felç geçirdiğini de gösterebilir.

Cilt: Derideki kaşınma, kuruluk, pullanma ve kızarıklıklar egzema göstergesidir. Egzema vücudun her bölgesinde çıkabileceği gibi genellikle dirsek ve bilek içleri ve diz arkasında görülür. Özellikle el ve ayaklardaki kaşınma, nadir durumlarda karaciğerin yetersiz çalışması sonucu ortaya çıkabilir. Cildin sarı bir renk alması sarılık ya da karaciğer sorunlarının göstergesi olabilir.

Soluk cilt yeterince su içmediğinizi gösterir. Cilt hücreleri su kaybettikçe cansız görünüme yol açar. Elinizin üzerindeki deriyi çekip bırakarak cildinizin susuz kalıp kalmadığını test edebilirsiniz. Deriyi bıraktığınızda hemen eski haline dönmezse daha fazla sıvı tüketmeniz gerekiyor demektir.

Saçlar: Saçların erken ağarması B12 vitamini eksikliğine işaret eder. Halsizlik, kilo kaybı ve ishal de B12 vitamini eksikliği semptomlarındandır. Ancak B12 vitamini ağız yoluyla alındığında vücut tarafından yeterince emilemez, bu yüzden enjeksiyon yöntemi uygulanmalıdır. Zayıf ve cansız saçlar, demir eksikliği göstergesidir. Saç ve kaşlardaki kılların incelmesi, tiroit bezlerinin yetersiz çalıştığını gösterir.

Ağız:
Diş etlerindeki kanama, diş eti iltihabının yanı sıra, lösemi habercisi olabilir. Halsizlik, enfeksiyonlar, kilo kaybı, kemiklerde ağrı ve vücutta çürükler oluşması da löseminin semptomları arasındadır. Ayrıca, hamilelikte de hormonal değişiklikler yüzünden diş etlerinin yumuşaması sonucu diş etlerinde kanama olabilir. Ağızdaki yaralar, stres ve yetersiz beslenmeyle birlikte nadir durumlarda ağız kanserinin belirtisi olabilir.
Dudakların çatlaması, demir eksikliği sonucu oluşan kansızlıktan kaynaklanabilir. Aynı zamanda, şeker hastalığı da dudakların çatlamasına yol açabilir.

Solgun dudak rengi demir eksikliği ve tiroid bezlerinin yetersiz çalıştığının işaretidir. Kandaki oksijen yetersiz olduğunda dudaklar morarır, bu da kalp ve akciğer sorunlarının belirtisi olabilir.

Dilde acımayan, kazıyınca çıkmayan ve uzun süre geçmeyen beyaz lekeler oluşması, kanser göstergesi olabilir.

Havuzdaki tehlikelere dikkat

Yüzme havuzlarına koşan binlerce insan, çok sayıda sağlık sorunu ile karşı karşıya bulunuyor.

Erciyes Üniversitesi Dermotoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Utaş, yüzme havuzlarına koşan binlerce insanın, çok sayıda sağlık sorunu ile karşı karşıya bulunduğunu bildirdi. Prof. Dr. Utaş, hava sıcaklığının artış göstermesi nedeniyle yüzme havuzlarını tercih edenlerin en çok, "Molluskum Kontagiozum" adı verilen viral bir deri enfeksiyonunun tehdidi altında bulunduğunu, özellikle kalabalık halk havuzlarında salgın hastalıklara yol açabileceği uyarısında bulundu.


Havuzların gerekli hijyenik koşulların yenire getirilmesi için ilaçlama yapılması ve ilgili kurumlar tarafından sık sık su numuneleri alınarak denetlenmesini isteyen Prof. Dr. Utaş, şunlari söyledi:

"Molluskum Kontagiozum, özellikle çocuklarda sık görülen Pox virüsün neden olduğu viral bir deri enfeksiyonudur. Enfeksiyon, kişiden kişiye deri teması, ortak kullanılan eşya ile yayılabilir. Bu hastalık, yüzme havuzuna giden çocuklarda, yüzme havuzuna gitmeyen çocuklara göre iki kat fazla görülür.Bu hastalık suda çok kolay yayılır. Virüs deriye temas ettikten 2 ila 8 hafta sonra, deri renginde kabartılar oluşur ve kabartıları sıkınca içinden peynirimsi bir madde çıkar."

Prof. Dr. Utaş, yetişkinlerde cinsel organlara da yerleşebilen bu hastalığın, ilaçlarla tedavi edilebildiğini de ifade etti.