19 Kasım 2009 Perşembe

Biçimli Kalçalar İçin Egzersiz Tavsiyeleri


Kalçanızı eritmek için öncelikle vücudunuzu toksinlerden arındırın. Bunun için bol bol sıvı tüketin. Zehirli maddeler vücuttan dışarıya atılmazsa, vücut daha fazla su toplar ve şişer.

Bunun sonucunda da başınız ağrır, kabızlık çeker ve kendinizi yorgun hissedersiniz. Tuzdan ve tuz içeren besinlerden uzak durun. Bu bölgenizdeki kan dolaşımını hızlandırmak için haftada en az iki kez kalçanızı fırçalayın.


Kalçalarınızdaki kasları düzenli şekilde egzersiz yaparak güçlendirebilirsiniz. Ancak yayvan bir kalçayı, egzersiz yaparak bile dar bir şekle sokamazsınız. Egzersiz yaparak sadece fazla yağlarınızı eritebilir ve kalçanızı küçültebilirsiniz.

Basen eritmek çok kolaydır, sizinde bildiğiniz gibi vücudumuz da en büyük kas içeren yerlerden birisi kalçalarımız. Bunun yanı sıra en kolay kilo almaya müsait bölgemiz de kalçamız. Çünkü bu bölgemizde yağ dokusu daha fazla olduğundan, kan dolaşımımız daha yavaş kaslarımızda daha yumuşak ve oldukça gevşemeye müsaittir.

Yere sırt üstü uzanarak kalçanızı 10 kere kaldırıp indirin. Daha sonra yukarıda 10 saniye kadar tutun. Bu hareketi 4 kez tekrarlayın. Bunun dışında yüzme, yürüyüş özellikle de bisiklete binmek de kalçalar için önerilen egzersizler arasında yer alıyor.

Masaj kalçalar için de çok yararlı. Piyasada satılan masaj aletleri ile yapabileceğiniz gibi suyla da masaj yapabilirsiniz. Özellikle soğuk suyun basıncı kalçalarınızın sıkılaşması için ideal. Tuzdan ve çok tuzlu yiyeceklerden uzak durun.

Egzersiz ile Kas Sertleşmesi


Düzenli ve sistematik olarak yapılan egzersiz ve daha sonra bu egzersiz seanslarını izleyen, gerekli proteinlerin alındığı dinlenme dönemlerine maruz kalan kas hücreleri, hipertrofik bir gelişim geçirir.


Kas protein sentezinde bir düzelme ve bu proteinlerin hücrelerin içine işlemesi, kasları geliştiren bir etki yaratır.

Aktin ve miyosin miktarındaki artış, daha şiddetli güç vuruşlarına eşlik ettiği için, kas daha şiddetle kasılır. Kas gücünün yükseltilmesinde sinirsel bağlantılar çok önemli bir rol oynar. Sinirsel bağlantılar daha fazla kas hücresini devreye sokma yeteneği gösterir.

Ne kadar fazla kas hücresi devreye girerse, o kadar fazla güç vuruşu ortaya çıkar. Sürekli ve düzenli yapılan egzersiz, kas kuvvetini yükseltme bağlamında, sinir ve kaslarda değişikliklere neden olur.

Bilinçsizce ve ağır yapılan egzersizler kaslarda yırtılmalara neden olur. Isınan kas daha fazla gerilebilmekte ve bunun ötesinde daha çabuk kasılabilmektedir.

Isınma, endürans, dayanıklılık,sürat,kuvvet,sıçrama,esneme yeteneği gibi elemanları artırır. Soğuk bir kas nispi olarak serttir ve ani esneme, hızlı hareketlerin neden olduğu gerilimi arttırır.

Kasın elastiki faktörleri , dış gerilmelere uyumu sağlamadığında kas kopacaktır.

Emeklilikte Sağlıklı Kalmanın Yolları


Çalışmaya Devam Edin: Birçok insan, emekliliği, çalışma sünlerinin sona ermesi şeklinde yorumlar ve büyük bir heyecanla bu dönemi bekler. Yapılan araştırmalarda aktif çalışma hayatı sonunda emekli olduğunda part time çalışan insanların, diğerlerine göre çok daha sağlıklı olduğu görüldü.

Birçok insan, aktif çalışma hayatları sona erse ve emekli olsalar bile çalışmaya devam ediyor. Bunun çeşitli nedenleri var ama en önemli iki nedeni, maddi zorluklar ve can sıkıntısı. Her günü dolu dolu yaşamak ve süregelen işleri yapmak gibi asli görevlerden sonra bir anda evde tatil moduna geçen kişilerde boşluğa düşme olarak tanımladıkları bir hissiyat başlıyor. Kendilerini işe yaramaz hissetmeye başlıyorlar. Kesilen maaşları, etraftaki herkes çalışırken kendilerinin bir köşede oturmak zorunda kalmaları da zorlayıcı faktörler oluşturabiliyor. Bu neden artık emekli kişiler, çalışmayı tercih ediyorlar.

Emeklilerin de zamanlarını değerlendirebilecekleri ve maddi kazanç elde edebilecekleri yarı zamanlı (part-time) işler günümüzde çok rağbet görüyor. Böylece hem psikolojik olarak “bir işe yaramama” sendromundan kurtuluyorlar hem de emeklilikle birlikte gelen maaş kesintileri ve bazı haklardan edilen feragatlar, kendilerini ve bakmakla yükümlü oldukları kişileri zorlayıcı bir faktör olmaktan çıkıyor.

Yaşları 51 ve 61 arasında değişen 12.000 kişi ile altı yıl boyunca iki yıllık aralıklarla görüşmeler yapıldı ve sağlıkları, ekonomik durumları ve emeklilik günlerinin nasıl geçip geçmediğine dair sorular soruldu.

Ve insanların emekli olduktan sonra ya yarı zamanlı işlerde çalışmaya başladıkları ya da kendi işilerini kurup yorucu olmayan fakat aktif sayılabilecek işlerde çalıştıkları görüldü. Tam zamanlı ve yorucu işlerde çalışanlar da gözlemlendi ama azınlıktaydılar. Araştırma sonucunda çalışmayan insanların, çalışanlara oranla çok daha sık ve fazla şekilde sağlık problemlerinden şikayetçi olduğu, tansiyon, kanser, kalp rahatsızlıkları gibi hastalıklara daha az yakalandıkları görüldü.

İnsanlar emekliliğin iyi bir şey olduğunu düşünebilirler ama vücut ve akıl sağlıkları pek de öyle düşünmüyor! Vücut çalışmaya başladığında bunu artık bir hayat tarzı haline getiriyor. Emeklilikle birlikte bu tempo düşüyor. Takip edilmesi gereken günlük bir koşuşturma olmuyor. Yemekler artık belli saatlerde yenilmiyor, işe gidilmesi için yürünen yollar ve dolayısıyla günde yarım saat bile olsa yapılan sporlar artık yapılmıyor. Ve vücut hantallaşıp mutsuzlaşıyor. Maddi ve manevi eksikliklerden dolayı yorulan zihin de eşlik edince, emeklilik bir çöküş dönemine dönüşebiliyor. Ve içine girdikleri stres, hayatlarını oldukça zorluyor. Böylece hastalalıklar baş gösteriyor.

Koşu sonrasında içilen kiraz suyu ağrıları azaltıyor!


Kiraz suyu, koşu sonrası oluşan ağrıları azaltma konusunda yeni bir buluş!


Spor esnasında şekersiz kiraz suyu içen kişilerde çok daha az gerilim ve ağrı oluştuğu gözlemlendi. Bilim adamlarına göre kirazın gücü, meyvelerin doğal anti-inflamasyon gücünden geliyor. Ayrıca içeriğindeki bulunan antosiyanin adlı antioksidan bileşen, kiraza kırmızı rengini veriyor.

Yeni trende göre bu artık bir spor içeceği! Yapılan araştırmalara göre kiraz suyu kas ağrılarını çok büyük ölçüde azaltıyor.

Yapılan araştırmalara göre kirazlar, kalp krizine bağlı olarak gelişen inflamasyonları azaltıyor hatta ağrılarla baş gösteren kas zayıflamasını da engellemeye de yardım ediyor. Kirazlar hakkında yapılan çalışmalarda yaşları 18 ve 50 arasında değişen ve bir hafta boyunca günde iki kere yaklaşık 250 ml kiraz suyu içen kişiler gözlemlenmiş ve uzun mesafeli koşularda kiraz suyu içen kişiler, diğer meyve sularını içen kişilere oranla çok daha az kas ağrısı çekmişlerdir.

0-10 arasında bir derecelendirme tablosu yapıldığında, kiraz suyu içen kişiler diğerlerine oranla en az 2 puan daha az acı hissettiklerini belirtmişlerdir – bu da klinik olarak büyük bir farktır.

Çoğu sporcu için zorlu bir yarış sonrası uygulanan dört vazgeçilmez vardır. Dinlenme, buzlu kürler, kompresyon ve bacakları yukarıda tutmak ve NSAIDS (non-steroidal anti-inflammatory drugs) – steroid yapıda olmayan iltihap önleyici ilaçlar. Ama NSAIDS’in bazı yan etkileri veya negatif etkileri olabilir ama bu etkileri çözümlemede kiraz suyu gibi doğal yöntemler çok başarılı olmakta ve egzersiz öncesi ve sonrasında oluşan kas zorlanmalarını azaltmaktadır.

Hamilelikte Spor Yapmanın İncelikleri


Egzersiz yapmak istiyorsanız mutlaka yanınızda bir spor danışmanı bulundurmalısınız. Ya da spor salonunda gözetim altında spor yapmalısınız.


Seviyeleri düşük hızda tutmalı ve kendinizi az yormalısınız. Sırt, diz, ayak bileği yaralanma eğilimleri hamilelik sırasında artar.

Hamilelere tavsiye edilen spor yogadır. Hem dinlendirici ve huzur verici, hem de etkili ve sağlıklı bir spordur. Kilonuzu kontrol altında tutar ve kazançlı çıkarsınız.

Esneklik ve nefes tekniklerini öğrenirsiniz ve bebeğinize faydası dokunur. Tüm yoga pozisyonları hamile kadınlar için uygundur.

Eğitmen ile birlikte bisiklet te sürülebilir. Hamile dostu sporlardan biri de yüzmedir. Yürüme bandından kaçının.

Sırtüstü yatarken ağırlık kaldırmayı deneyin. Ayakta yapılan sporlardan mümkün olduğunca kaçının.

Bunlar bebeğin kan basıncını etkiler, rahmin kan damarlarını sıkıştırabilir. Kalp ritmi 140ı geçmemelidir. Bu sayı kişiye göre değişir. Doktorunuza danışmanız gerekir.

Kronik Baş Ağrıları ve Alerjik Astım İçin Akupuntur


Süreklilik kazanan halsizlik ve bitkinlik kronik yorgunluk sendromu olabiliyor. Uzmanlar, şayet 15 günden fazla süren bir yorgunluk varsa doktora başvurulması gerektiği belirtiyor.

Güven Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Yazan, kişinin kendini bitkin hissetmesi, küçük enerji gerektiren işleri tamamlayamaması veya bir işin sonunda dingin hale geçememesi durumunda, kişinin yorgunluk açısından sorgulanması gerektiğini söyledi.


Yorgunluğun bir hastalık olmadığını ifade eden Yazan, “Yaşam tarzındaki düzensizliğin bir sonucu olabileceği gibi bir hastalığın belirtisi de olabilir. Ancak 15 günden fazla süren bir yorgunluk varlığında hekime başvurmak gereklidir” dedi.

Ciddi yorgunluğun hastalar arasında sık görülen bir şikayet olduğunu ifade eden Dr. Yazan, "Çoğunlukla, geçici veya tanımlanabilen organik bir hastalığa bağlıdır” dedi. Dr. Yazan yorgunluk sebeplerini ise şöyle sıraladı:

Yorgunluğun Sebepleri
“Düzensiz yaşam; yetersiz uyku ve uyku düzensizliği, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, aşırı sigara ve içki tüketimi, aşırı çalışma, anemi, enfeksiyonlar; kronik gizli enfeksiyonlar, lyme hastalığı, virüsler, bağırsak paraziti, hipotiroidizm, ameliyat veya travma, bunaltı ve stres, depresyon, aşırı kilo veya aşırı zayıflık, uyku apnesi, alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı, aşırı kafein tüketimi, kanser, sistemik hastalıklar; akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, sinir ve damarların kronik hastalıkları, otoimmün hastalıklar, hormonal hastalıklar, ilaçların yan etkisi ve antidepresanlar, antihistaminikler, hipertansiyon ilaçları veya prostat kanseri, tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar”

Yorgunluk daha çok kadınlarda görülüyor
Dr. Yazan “Kronik Yorgunluk Sendromu”nun henüz çok iyi tanınmayan, bu sebeple de çoğu kez tanısı konulamayan ve gözden kaçan bir problem olduğunu ifade ediyor. Özellikle eğitimli, gelir seviyesi yüksek, çalışan kesimde daha sık görülüyor. Yaklaşık yüzde 70 oranında kadınlar ve özellikle 30-50 yaş grubunu etkiliyor.

Kronik yorgunluk belirtileri

  • Klinik olarak değerlendirilmiş, tanımlanamayan devamlı veya tekrarlayan yorgunluğun yeni veya bilinen bir zamanda başlaması (örneğin yaşam boyunca olmaması),
  • Yorgunluğun devam eden bir hareketlilik sonucu olmaması, dinlenmekle hafiflememesi
  • Yorgunluğun iş, eğitim, sosyal ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açması,
  • Konsantrasyon bozukluğu ve hafızada bozulma, boğaz ağrısı, kas ağrısı, çeşitli eklemlerde kızarıklık veya şişlik olmaksızın ağrı olması; yeni oluşan, şekil değiştiren veya ciddileşen baş ağrısı, sabah uyanınca kendine gelememe (uykulu olma halinin devam etmesi) kronik yorgunluğun belirtileri arasındadır.

“Stresi kontrol edebilmeliyiz”
Stresin yaşamın bir parçası olduğunu ifade eden Yazan, “Ancak stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, sağlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır” dedi.

Ayrıca uyku ritmine dikkat etmek gerektiğini de belirten Yazan, “Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerini akıldan uzaklaştırmak, hoşa giden konuları düşünmek veya kişinin hoşlandığı bir film seyretmesi, düzenli bir uykuyu sağlayabilir. Alkol ve sigarayı azaltmak da yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir” diye konuştu.

Dr. Yazan şunları söyledi: “Mümkünse iş yoğunluğunu azaltmak, sorumlulukları paylaşmak veya kısa süreli iş ortamından uzaklaşmak faydalı olabilir. Yoga ve meditasyonun da yararlı olduğu bilinmektedir. Ayrıca, mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilir.”

17 Kasım 2009 Salı

Pazartesi hastalık günü


"Mercer" adlı bir danışmanlık firmasının yaptığı araştırma, hastalık izinlerinin büyük bir oranının Pazartesi gününe denk geldiğini ortaya koydu. İzinlerin en büyük sesebi ise kas ve iskeletle ilgili sorunlardan ve bunu takip eden viral enfeksiyonlar ve stresle ilişkili hastalıklardan kaynaklanıyor.

Sonuçlar özel sektörde çalışan 11 bin çalışanın hastalık yönetim kayıtlarına dayandırıldı. ntvmsnbc.com'da yer alan habere göre sonuçlar, 2008 yılı Ocak ayı boynuca çalışanların hepsinin yarım gün izin aldığını ortaya koyuyor.

Hastalık izninin alındığı 20 en meşhur günden 13'ü Ocak ayına denk geliyor. Bunların altı tanesi ise 2 ila 9 Ocak arasına düşüyor. Ayın 3'ü ve 4'ünde çalışanların yüzde beşi işe gelmemiş. Araştırma hastalık izinlerinin yüzde 35'inin Pazatesi gününe, yüzde 3'ünün ise Cuma gününe denk geldiğini göstermiş.

Araştırmacı Phiroze Bilimoria, "Pazartesi hastalıkları ve sık sık olan Pazartesi günleri işe gelmeme durumu, çalışanın moral düşüklüğü ve iş yeri ile bir bağ kuramamasından kaynaklanıyor olabilir." yorumunu yaptı.