2 Şubat 2008 Cumartesi

Nar girmeyen eve doktor girer

Nar girmeyen eve doktor girer, nar
1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor.
Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.

Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü."


10 bardak yeşil çay yerine geçiyor

Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.

1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.

Nar:

Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya'ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.

Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.

Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.

Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.

Kentlerdeki stres tuzakları

Kentlerdeki stres tuzakları!
Büyük kentlerin mimari yapısında hava koridorlarının bulunmaması, gürültü, ses, görüntü ve çöp kirliliği gibi çevre sorunları, "strese" neden oluyor.
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, çevreyle ilgili sorunların insanlık üzerindeki etkilerinin son 20 yıldan beri anlaşılmaya başlandığını söyledi.Önce su ve hava kirlenmesi olarak görülen ve daha çok sanayi bölgelerinde rastlanan çevre sorunlarının, toksit atıklardan, ozon tabakasının incelmesine, doğadaki biyolojik zenginliğin yok olmasına ve diğer bir deyişle bazı canlı türlerinin geri dönüşümü olmayacak şekilde yok olmasına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Ortaş, iklim değişiklikleri, deniz ve okyanusların kirlenmesinin de olumsuzluklar zincirinin diğer halkalarını oluşturduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Ortaş, medeniyet ve kültürel varlıkları tehdit eden kirliliğin, insanların da ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğini ifade ederek, "Globalleşen çevre sorunları, tüm canlılarla beraber insanları da etkilemekte. Toprakların amaç dışı kullanımı da çevre sorunlarını teşkil eden başlıklar arasında yer almaktadır" dedi.


Tarım ve yeşil alanların başta belediyeler olmak üzere amaç dışı kullanıldığını öne süren Prof. Dr. Ortaş, şöyle konuştu:

"Büyük kentlerdeki vatandaşların karşılaştığı birçok sorunun temelinde, toplumun sağlık ve sosyal hakkı olan bu tür yeşil alanların değerlendirilmemesinin de büyük etkisi bulunmakta. Artan çevre kirliliği ve stres ile baş etmenin yollarından biri de insanın yeşil ve temiz atmosferde dinlenmesinden geçmekte. Her türlü çevre kirliliği, çağımızın hastalıkları arasında yer alan strese neden olmakta. Sağlıklı kalmanın yolu, öncelikle sağlıklı ortamda yaşamaktan geçmektedir. Bu ortamlar da gerekli düzenlemeler yapması gereken kent yöneticileri tarafından sağlanmalı."

İstanbul�da yeşil alan miktarının yok denecek kadar az olduğunu belirten Prof. Dr. Ortaş, bu tür ortamlarda yaşayan insanların "ruh sağlığının", iyi olmasının beklenemeyeceğini söyledi.

Hava koridorları


Prof. Dr. Ortaş, Adana gibi düz ve düze yakın tarım toprakları üzerinde kurulan kentlerdeki mimarı yapının "hava koridoru" olacak şekilde planlanması gerektiğine dikkati çekerek, "Adana, hava koridoru düşünülmeden yanlış kurulmuş bir kent. Hava koridoru olmayan şehir merkezlerindeki hava sıcaklığının kent dışına oranla 4 ve 8 derece daha fazla olması, bu konunun ciddiyetini göz önüne seriyor" dedi.

Uydu kentlerin, büyük parkları, yeşil alanları ve çocuk oyun alanları düşünülerek ve kişi başına düşecek yeşil alan miktarının dikkate alınarak planlanmasının, çağın gerekliliği olduğunu bildiren Prof. Dr. Ortaş, şunları kaydetti:

"Hava koridorlarının açılması kentleri ferahlaştıracak ve o ortamlarda yaşayan insanların sağlığını olumlu yönde etkileyecektir. Vatandaşların hafta sonları kentten adete kaçar gibi yazlıklara gitmesinin tek nedeni, farkına varsalar da varmasalar da kentin bunaltıcı sıcaklığı, yoğun stresi, gürültü, ses, hava, görüntü ve çöp kirliliği gibi nedenlerden kaynaklanmakta. Bu olumsuzluklar, vatandaşların doğa ile baş başa kalma ihtiyacını zorunlu kılmakta. Bu nedenle doğru bir planlama ve doğru bir yönetim anlayışıyla hem insanın, hem de doğa sağlığının birlikte düşünülerek sürdürülebilir bir planlama yapılması gerekir."

Prof. Dr. Ortaş, çevre psikologları, psikiyatrisler, sosyologlar ve diğer ilgililerin bu konu üzerinde araştırma yapmasının, sağlıklı sonuçlar alınmasında önemli adım olacağını bildirdi.

Cinsel yaşamdaki tehlikeler

Cinsel yaşamdaki tehlikeler!
Kadınların cinsel hayatlarında partner sayısının artması, rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığını yükseltiyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülekli, cinsel yaşamda eş sayısının artmasının, sağlık açısından olumsuz etkileri bulunduğunu söyledi. Bu durumun rahim ağzı kanserine yakalanma riskini artırdığının bilinen bir gerçek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gülekli, AIDS, Hepatit B, Hepatit C ve benzeri cinsel temasla bulaşan hastalıkların da partner sayısındaki artışa paralel olarak risk oluşturduğunu anlattı. Prof. Dr. Gülekli, bu hastalıkların bulaşma tehlikesini ortadan kaldırmak için çiftlerin mutlaka koruyucu önlemlere başvurmaları gerektiğini bildirdi. Bu arada ABD'de yapılan bir araştırma, 15 yaşındaki gençlerin yüzde 25'ten fazlasının, cinsel ilişki deneyimine sahip olduğunu ortaya koydu. Birçok lise öğrencisinin, kürtajı yaptırdığı, cinsel temasla bulaşan tehlikeli hastalıkların erişkinlere göre bu kesimde daha fazla yayıldığı bildirildi.

1 Şubat 2008 Cuma

Sıcaklarda kalbinize dikkat

Sıcaklarda kalbinize dikkat!
Sıcaklıkların artış göstermesiyle birlikte kalp hastalarında risk artıyor.

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Cin, sıcaklıkların artış göstermesiyle birlikte kalp hastalarında riskin arttığını söyledi. Afrika sıcaklarının Türkiye'yi etkisi altına alması sonrası hastanelerine başvuran kalp hastalarının sayısında artış olduğunu anlatan Prof. Dr. Gökhan Cin, yapılan istatistiklere göre, mayıs ve haziran aylarına göre karşılaştırıldığında temmuz ayında sıcaklığa bağlı ölümlerde yüzde 41'lik artışın yaşandığını dile getirdi.


Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın doktoru Prof. DeBakey2'in de eski öğrencisi olan Prof. Dr. Cin, sıcağa rağmen, Çukurova�da ve Doğu Akdeniz'de yaşayan vatandaşların yağlı yiyecek tüketiminin sürdüğünü hatırlatıp, 'Kalp hastalığı bilinmesine ve sıcağa rağmen beslenme alışkanlığı değiştirilmiyor. Sigara içiliyor. Bunlar yapılmamalı, kalp hastaları özellikle kötü beslenme alışkanlığını değiştirmelidir. Sıcakların da etkisiyle acil servisimizde yaz döneminde hemen her gün ani kalp krizi ve ölümle karşılaşabiliyoruz' dedi.

Kalp hastalığının Türkiye�de ölüm nedenleri arasında ilk sırada geldiğini anlatan Prof.Dr. Cin, 'Bunca tıbbi gelişme ve araştırmaya rağmen kalp hastaları hiç beklenmedik şekilde aniden hayatlarını kaybedebiliyorlar. Kalbimiz dakikada 60 ile 80 arasında atıp, günde 8 bin ile 10 bin litre arasında kan pompalayan mükemmel bir pompadır. Bu pompanın doğru çalışması için kalp damarlarının açık, içindeki kapakçıkların düzgün ve sorunsuz çalışması gerekir. Bunun için sigarayı kesinlikle bırakılmalı, mutlaka her gün düzenli yürüyüş yapılmalı. Zeytinyağı yemek masalarından ve mutfaklardan eksik edilmemeli. Sebze meyve tavuk, balık ve bakliyat ağırlıklı beslenerek balık yağı keten tohumu, ceviz, nar, sarımsak, kırmızı şarap, badem, fındık gibi kalbin dostu yiyecekler her gün kararında tüketilmelidir' diye konuştu.

Halk dilinde hastalık adları

Halk dilinde hastalık adları
Tıp dilinde farklı şekilde adlandırılsa da bir çok hastalık halk arasında ilginç isimlerle biliniyor.

Beyne giden sinirlerin görevlerini zamanla yerine getirememesinden kaynaklanan "retinitis pigmentosa"ya halk arasında "tavuk karası", "tüberküloz"a "ince hastalık", "glokom"a ise "karasu" deniliyor.
"Antibiyotik" isimli tıp dergisinde yayınlanan habere göre, halk arasında ilginç isimlerle adlandırılan bazı hastalıkların tıp dilindeki karşılıkları şöyle:


-Tavuk karası: Tıptaki adı "retinitis pigmentosa" olan hastalık, beyne giden sinirlerin görevlerini zamanla yerine getirmemesinden kaynaklanıyor. Küçük yaşlarda fazla belirgin olmayan, ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte belirmeye başlayan hastalık, zaman ilerledikçe körlüğe kadar gidebiliyor.

-İnce hastalık:
Tıp dilinde "tüberküloz" ya da "verem" olarak bilinen hastalık, akciğerlere yerleşip kan veya lenf yoluyla yayılabiliyor. Günümüzde tedavisi mümkün ve korunulabilir bir hastalık olmasına karşın, hala en çok ölümle sonuçlanan bulaşıcı hastalıklardan biri olma özelliğini koruyor.

-Gut:
Halk arasında "kralların hastalığı" olarak bilinen bu rahatsızlık vücuttaki ürik asit düzeylerinde oluşan sorundan kaynaklanıyor. Ürik asidin kristalize olup eklemlere çökelmesiyle oluşan hastalık, ayak başparmağı büyük ekleminde cereyan etmekle birlikte eller, kollar ve diğer eklem yerleri de etkilenebiliyor. Tedavi edilmezse böbrek rahatsızlıklarına, sakat eklemlere, kemik ve tendonlarda iltihaplanmaya neden olabiliyor.

-Karasu: Tıpta "glokom" olarak adlandırılan hastalık, göz tansiyonu anlamına geliyor. Göz içi tansiyonun normal değerleri aşması halinde sinir hücrelerinde kayıplar oluşmaya başlıyor. Sinirlerin tamamen tahrip olması durumunda da görme kaybı meydana geliyor.

-Bayılma: "Senkop" denilen bu durum, aniden gelişen, dolaşım yetmezliğine bağlı, beynin kısa süreli kansız kalması sonucu ortaya çıkan geçici bir bilinç kaybı. Kan basıncının düşmesi, açlık, ani sevinç, üzüntü ya da şaşkınlık, kapalı ve havasız ortamlarda uzun süre kalma gibi nedenlerle oluşabiliyor.

-Baloncuk:
Tıp dilinde "anevrizma" denilen durumdur. Temiz kan taşıyan damarlarda oluşan genişlemelerden kaynaklanır. Beyin anevrizmaları ani kanamalarla zaman zaman dramatik sonuçlar doğurabilir.

-Dolama:
Tıp dilinde "paronychia" olarak bilinen rahatsızlık, parmağa cisim batması sonucu tırnak dibinde meydana gelen iltihaplanmadan kaynaklanır. Başlangıçta kızarıklık ve hafif ağrıyla kendini gösterirken, daha sonra içi su dolu sivilceye dönüşür. Kan zehirlenmelerine neden olduğu için doktora görünmekte fayda vardır.

Kanserin erken tanısında umut

Kanserin erken tanısında umut!
Özellikle mide-barsak kanalı kanserlerinin erken tanısı artık endoskopi kullanarak sağlanabilecek!

Sindirim sistemi hastalıklarının ve özellikle mide-barsak kanalı kanserlerinin erken tanısının, endoskopi kullanılarak mikroskobik olarak görüntülenmesini sağlayan "Endomikroskopi" sayesinde daha hızlı ve doğru şekilde yapılabileceği, böylece tıp alanında büyük bir hayalin gerçekleşmiş olduğu bildirildi."Endomikroskopi"yi meslektaşlarına tanıtmak üzere Bursa'ya gelen Alman bilim adamı Prof. Dr. Martin Goetz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, biyopsi almadan işlem anında tanı konulmasını sağlayan sistemin, özellikle gastrointestinal (mide-barsak kanalı) kanserlerin erken tanısında büyük bir umut kaynağı olduğunu söyledi.


Bu yöntemde, sindirim sisteminin aynı anda mikroskobik olarak incelenmesinin mümkün olduğu belirten Prof. Dr. Goetz, şöyle devam etti:
"Endomikroskopi, endoskopi esnasında dokunun bin kat kadar büyütülerek, histolojik görüntülerin alınması yöntemidir. Bu yöntem dünyada yeni yeni uygulanmaya başlamıştır. Türkiye'de henüz bu yöntem kullanılmamakta.

Yöntemin Türk meslektaşlarım tarafından da kullanılması amacıyla Türkiye'ye geldim. Endomikroskopi, özellikle erken ve doğru tanıda yol gösterici olmaktadır. Önceden, canlı bir organizmada bakteriyi ya da organizmadaki birtakım lezyonları canlı olarak görmek bizim için hayaldi. Ama bu hayalimiz artık gerçek oldu. Dolayısıyla bu, tıp alanındaki müthiş bir gelişme."

"Çok deneyimli gastroenterogloglara ihtiyaç var''

Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin kullanılabilmesi için derin patoloji bilgisi bulunan, çok deneyimli gastroenterologlara ihtiyaç olduğunu kaydetti.

"Endomikroskopi"nin ilk olarak bir Japon firması tarafından uygulandığını bildiren Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin özellikle Almanlar tarafından daha çok geliştirildiğini ve kullanıldığını söyledi.

Prof. Dr. Goetz, "Endomikroskopi"nin, normalde "Gastoskopi" ya da "Kronoskopi"den prosedür olarak bir farkı bulunmadığını, bu yöntemlerin maliyetlerinin de aşağı yukarı aynı olduğunu belirtti.

Teknolojik hayattaki değişimlerle birlikte bu tür tekniklerin gelişmeye devam etmesini beklediklerini ifade eden Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin de faydalarının anlaşılmasının ardından kullanımının dünya genelinde hızla yaygınlaşacağını söyledi.

Uyku pozisyonunuz kişiliğinizi gösteriyor

Yatış pozisyonu uykuya dalma ve sağlıklı uyku üzerinde oldukça etkili. İşte uyurken yatış pozisyonunuzun anlamları..

Uyku üzerine araştırma ve analizler yapan İngiliz uzmanlara göre, 6 ortak uyku pozisyonu karakterle ilgili önemli ipuçları veriyor.

Hangi pozisyon sağlıklı?
Sağlık açısından yüzü koyun yatmak sindirimi durdurur, deniz yıldızı ve asker pozisyonlarında horlama ile sıkça karşılaşılır, kötü uyunmasına neden olur. Midenin baskılanmadığı, kolay nefes alınan düz bir yatış gece boyunca sağlıklıdır. Rahat uyku sağlar, horlamayı azaltır...


Uyuyan kişiler nasıl yattığının farkında olmadığı için, bu şekilde yattıklarında bile çok iyi yku uyumaları her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür araştırmalarda ayrıca, çoğu insanın uyku pozisyonunu değiştirmekten hoşlanmadığını da ortaya koyuyor. Buna göre insanların sadece % 5'i her gece farklı bir pozisyonda uyuduğunu belirtiyor.



Fetus / cenin yatışı

Fetus / cenin yatışı..
Cenin şeklinde yani anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatmak, dışardan sert görünüp aslında hassas bir kalbe sahip olduğunuzu gösteriyor. Bu tür kişiler birisiyle ilk buluşmalarında utangaç olabilir ancak kısa sürede rahatlarlar. Araştırmalarda 1000 kişiden % 41'i bu şekilde uyuduğu belirlenmiş. Kadınların erkeklerden 2 kat daha fazla bu poziyonda uyuduğu da tespit edilen diğer bir bulgu..


Kollar yanda dik yatış
Kollar yanda dik yatış..
Bu şekilde uyuyunlar rahat, kalabalıkta rahat eden, yabancılara güvenen, sosyal insanlardır.. Buna rağmen, bazen kolay aldanabilirler..


Yaşlı duruşunda yatış

Yaşlı duruşunda yatış..
Yan yatış posizyonunda her iki kolunu öne uzatan kişiler doğal insanlardır. Şüpheci, kuşkucu, iyiliğe şüpheyle bakan özellikler taşıyabilirler. Karar vermekte zorlanırlar ancak karar verdiklerinde bunu değiştirdikleri nadirdir.


Asker yatışı

Asker yatışı..
Kollar vücudun yanlarında rahat bırakılmış yüz yukarı şekilde, sadece baş sağa sola dönecek şekilde yatanlar, sakin, sessiz, vakur, kişilerdir. Gereksiz yere konuşanlardan, yaygaradan hoşlanmazlar. Kendileri ve diğerleri için yüksek standartlar koyarlar.


Yüzü koyun (serbest düşüş) yatış..

Yüzü koyun (serbest düşüş) yatış..
Yüzü koyun yani bacaklarınız aralık ve düz, kollar baş hizasında yastığın etrafında olacak şekilde, başını sağa-sola çevirerek yatanlar, arkadaş canlısı ve girgin kişilerdir. Bunun yanında sinirli ve kolay incinen kişilerdir. Eleştirilmeyi veya uç durumları sevmezler.


Deniz yıldızı yatışı..
Deniz yıldızı yatışı..
Yüz yukarı, kollar başın her iki yanına yastığa konulmuş açıkbiçimde yatanlar iyi arkadaş olurlar çünkü her zaman başkalarını dinlemeye hazırdırlar ve ihtiyacı olanlara yardıma koşarlar. Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlar.